Kitabın isminde geçen “garip”ten kasıt, sünnetin toplum içinde yazık edilmiş, yalnız bırakılmış ve anlaşılmamış bir konuma itilmesidir. Peki sünnet neden garip? Nureddin hoca kitapta bunu irdeliyor. Peygamber'imizin ﷺ "İslam garip başladı, yine garip olarak dönecektir" hadisinden yola çıkarak günümüz toplum…devamıKitabın isminde geçen “garip”ten kasıt, sünnetin toplum içinde yazık edilmiş, yalnız bırakılmış ve anlaşılmamış bir konuma itilmesidir. Peki sünnet neden garip? Nureddin hoca kitapta bunu irdeliyor. Peygamber'imizin ﷺ "İslam garip başladı, yine garip olarak dönecektir" hadisinden yola çıkarak günümüz toplum yapısı, sekülerleşen yaşam tarzı ve modern algılar nedeniyle sünnete uygun bir hayat yaşamanın topluma neden garip ve aykırı geldiğini anlatıyor.
Sünnetin sadece şekilsel detaylara (kılık-kıyafet, yeme-içme adabı vb.) indirgenmesi veya tam aksine modern akıllara uydurulmaya çalışılarak içinin boşaltılması eleştirildiği gibi Sünnetin hayatın her alanını kuşatması gerektiğini vurguluyor.
Ama bilhassa bazı konularda daha derin savunmalar yapıyor. Bunlardan biri hadislerin inkar edilmesi meselesi. Hadislerin günümüze ulaşma sürecini eleştirenlerin gözden kaçırdığı en temel hakikat, İslam medeniyetinin geliştirdiği benzersiz arşiv ve doğrulama disiplinidir. Dünyadaki hiçbir tarihi metin veya figürün hayatı, hadisler kadar sıkı bir ravi denetiminden (sened zinciri), karakter ve hafıza analizinden (cerh ve ta'dil) ve çok yönlü metin karşılaştırmasından geçmemiştir.
Bu konuya paralel bir metinde şunlar geçer:
“Günümüzde tarih bilimi; Sezar, Büyük İskender veya Sokrates gibi figürlerin hayatını ve sözlerini, olaylardan asırlar sonra kaleme alınmış tek bir kaynağa dayanarak ‘tarihî gerçeklik’ kabul eder. Oysa hadis ilminde tek bir aktarım bile onlarca farklı hat, belge ve ravi biyografisi üzerinden sınanır. Eğer hadis ilmindeki bu katı bilimsel kriterleri ve eleştirel süzgeci antik tarihe uygulayacak olursak, ortada insanlık tarihine dair kabul edilebilir hiçbir bilgi kalmaz.”
Dolayısıyla hadislerin korunmadığını iddia etmek, sadece dini bir metne değil, dünya tarihinin gördüğü en muazzam belgeleme ve tarih metodolojisine karşı açık bir çifte standart uygulamaktır. Kur'an'ı muhafaza eden ilahi kudret, O'nun canlı tefsiri olan Sünnet-i Seniyye'yi de korumaya muktedirdir ve korumuştur.
Bir de Kur’an bize yeter diye bir güruh var. “Kur'an bize yeter" demek ilk bakışta Kur'an'a değer vermek gibi görünse de, pratik hayatta Kur'an'ın kendi emirlerini (Peygamber'e itaat, açıklama yetkisi, örnek alma zorunluluğu) göz ardı etmek anlamına gelir. Kur'an ilahi bir rehber ise, Sünnet o rehberin yaşayan modelidir. Bu ikisini birbirinden ayırırsanız, her birey kendi aklına göre bir Kur'an yorumu üreterek din sayısı kadar kişisel anlayış ortaya çıkarır.
Bu konu özelinde Peygamberimizi ﷺ destekleyen ve yetkilendiren ayetler de çokça fazladır:
1- Peygamber’in ﷺ Açıklama ve Öğretme Görevi:
“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye sana da bu Uyarıcı'yı (Kur'an'ı) indirdik ki düşünsünler." (Nahl Suresi, 44)
2- Peygamber’in ﷺ Hüküm Koyma ve Haram/Helal Kılma Yetkisi:
"O Peygamber, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar; onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar..." (Ârâf Suresi, 157)*
3- İmanın Şartı Olarak Peygamber’in ﷺ Hakemliğini Kabul Etmek:
"Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle tabi olmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisâ Suresi, 65)
4- Peygamber'e ﷺ İtaatin Allah'a İtaat Olması:
"Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur." (Nisâ Suresi, 80)
5- Peygamber'in ﷺ Sözlerinin Vahiy/İlahî Kontrol Altında Olması:
“O, kişisel arzularına göre konuşmaz. O’nun söyledikleri kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir." (Necm Suresi, 3-4)
Peygamberimiz ﷺ, henüz kendi sağlığında gelecekte "Sadece Kur'an yeter" diyerek sünneti devre dışı bırakmak isteyecek kişileri mucizevi bir şekilde haber vermiştir:
“Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurulup, 'Bize Kur'an yeter; onda neyi helal bulursak helal sayarız, neyi haram bulursak haram sayarız' diyecek kimselerin gelmesi yakındır. Haberiniz olsun! Bana Kur'an ile birlikte onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir. Dikkat edin! Resûlullah’ın haram kıldığı da Allah’ın haram kıldığı gibidir." (Ebu Davud, Tirmizi)
“Size iki şey bırakıyorum; bunlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti.” (Tirmizî)
"Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılın.” (Buhari)
(Kur'an'da namazın detayları bulunmadığı için Peygamber Efendimiz ﷺ kendisinin bizzat model alınmasını emretmiştir.)
Bu ayet ve hadisler net bir şekilde gösterir ki; Peygamber'i ﷺ devreden çıkarmak, Kur'an'ın bizzat kendisine ve onu indiren Allah'ın emirlerine karşı gelmektir.
Sonuç olarak; sünneti hayatta garip bırakmak da, varlığını inkar etmek ya da yok saymak da başlı başına büyük bir yanılgıdır, gaflettir. Hadisleri okuyan ve sünneti tanımaya çalışan herkes görecektir ki ilahi sevgiye ermenin, hayatı bir hizaya kavuşturmanın ve dini samimi bir muhabbetle, sağlam bir zeminde yaşamanın yolu tam olarak buradan geçmektedir.
Velhasıl bu eserin okunmasında çokça fayda var. Tavsiye edilir.
"Biz şuna iman ediyoruz: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in; oturması, kalkması, konuşması, kızıp cevap vermesi, hoşlanıp tebessüm etmesi, sorup cevap vermesi... gibi o gün ashab-ı kiramın gözüyle görüp kulağıyla duyduğu ve bize 'hadisler' diye taşıdıkları bilgi, Kur'an-ı Kerim'in yaşanılabilir ve yaşanınca da iyi Müslümanlık oluşturur malzemeleridir. Bu malzemelerle ilişkimiz kadar iyi Müslüman oluruz. Bu malzemelerin kıymetini takdir edemediğimiz kadar da Müslümanlığın ismi etrafında dolaşır ama kendisinden uzak kalırız."