Spoiler içeriyor
"Ona bir oda ver baba, bir evi olsun, ama zaman zaman çıkıp gidebileceği bir ev.." Klasik Türk aile yapısında ne var biliyor musunuz? Çocuklarına rehber olan değil de sahibi olan ebeveynler. Her şey onların istediği gibi olsun istiyorlar, hayallerine saygı…devamı"Ona bir oda ver baba, bir evi olsun, ama zaman zaman çıkıp gidebileceği bir ev.."
Klasik Türk aile yapısında ne var biliyor musunuz? Çocuklarına rehber olan değil de sahibi olan ebeveynler. Her şey onların istediği gibi olsun istiyorlar, hayallerine saygı duymuyorlar ya da ne biliyim fazla kontrolcü bir yapıları var her şeyi yönetmek istiyorlar. Sen büyüyünce onların istediği gibi yaşayacaksın, onların istediği mesleği yapacaksın onların istediği kişiyle hayat kuracaksın.. Bu liste uzadıkça uzar.
Ben bu tarz bir ailede yaşadığım için Sadık'ı çok iyi anladım hani diyor ya ne gidebildim ne kalabildim diye. Gitsen aklın kalacak kalsan da mutlu olmayacaksın. Ben şu an onların istediği gibi yaşadığım evredeyim ve o kadar mutsuzum ki yani bir insan hayatını anca bu kadar çöp eder. Potansiyelim de yok gerçi, gitsem nereye gideceğimi de bilmiyorum ama kalmak istemediğimden eminim. Olur da ileride bir ikilemde kalırsam diye buraya yazıyorum.
...
Babam ve Oğlum çok bilinen bir film zaten ama hiç izlememiştim. Sadece o herkesin dilinde dolanan "Açaydım kollarımı gitme diyeydim" repliğini biliyordum o kadar.
İzledikten sonra içime bir öküz oturdu var ya anlatamam. Gecenin bir vakti ses çıkarmadan ağlamaya çalışıyorum boğazımda bir yumru.. Deniz'e ayrı üzülüyorum Sadık'a ayrı. Kalanlara apayrı üzülüyorum. Yani bugüne kadar dram dolu birçok film izledim muhtemelen onlarda da etkilenmişimdir ama bilmiyorum ya bunu izledikten sonra bir süre kendime gelemedim.
Ertesi gün falan geçer sandım ama geçmesi biraz uzun sürdü.
Çok güzeldi..
Hani bazen diyorlar ya ağlamak istiyorum hangi filmi izleyeyim diye işte o türden bir filmdi ki zaten bu da bilinen bi şey. Ben çok popüler filmlere yorum yazarken çok kasılıyorum ya hani zaten herkesin bildiği bir şeyi anlatmaya çalışıyormuş gibi hissediyorum ama ben bunları kendim için yazıyorum o yüzden her şeyi yazacağım sıkıntı yok dahdjd
...
Ağırdı biraz yaa ve biraz da travmatikti. Mesela Sadık'ın eşinin doğum yaptığı gün darbe olması ne demek yaa ben o sahneyi izlerken şoka girdim bir an film izlediğimi unuttum ve bu nasıl sahne diye sorguladım, korkunçtu. Tabii 80'li yıllardan bahsediyoruz ama fobilerimin arasında artık bu da var mlsf.
Neyse en başa dönelim öncelikle Hüseyin Efendi oğlu Sadık'ı ziraat okuyup çiftliği devralması için gönderiyor fakat o gazetecilik okuyor üstüne bir de siyasi olaylara karışınca babası onu evlatlıktan reddediyor. O gün evini terk ediyor.
Daha sonra zaten yuvasını kuruyor ve eşi doğum yapacak derken doğum zamanı 12 Eylül 1980 tarihine yani 80 darbesine denk geliyor. Ne bir ambulansı arayabiliyor ne sokaktan birini bulabiliyor hastaneye bile bir türlü yetişemiyor ve çocuğunu bir parkta kendi doğurmak zorunda kalıyor, eşi de oracıkta vefat ediyor.
Oğlu Deniz, hep süt annelerin yanında büyüyor ve o sıralarda da Sadık politik görüşlerinden dolayı işkence görüyor, hapis yatıyor. Zaten her şey bu işkencelerden sonra oluyor. Hapishane koşulları onu hasta ediyor.
Her ne kadar babasıyla arası kötü de olsa evine geri dönmek zorunda kalıyor çünkü Deniz için bunu yapmak zorunda. Deniz çok tatlıydı yaa konuşma tarzı falan minicik de bir çocuk, çok güzel oynamış.
Filmde genel olarak tüm oyunculuklar iyiydi ki zaten hepsi de çok iyi oyuncular. Yani sadece dram dolu bir film değildi, tabii dramı bi tık fazlaydı ama güldüğüm yerler de olmuştu.
Yer yer Deniz'in hayal gücünün genişliğini izledik. Bu, filme farklı bir hava katmıştı. Aslında düşünüyorum da sadece son kısmı çok duygusaldı yoksa film boyunca komik sahneler vardı. Ben sadece sonunu hatırlayıp film boyunca izlediğim sahneleri unuttum sanırım. Yoksa Salim'e ve Binnur Kaya'nın oynadığı o role falan çok gülmüştüm.
...
Hüseyin'in her şey olup bittikten sonraki pişmanlığı içimi çok huzursuz etti. Hani madem yapabiliyordun neden çocuklarını bu sevgiden mahrum ettin neden onca yıl sert baba figürü sergiledin? Yani tamam kayıp yaşamak onu bu hale getirmiş olabilir ama Deniz için sevinsem de Sadık'a üzüldüm.
Bir de şey var sanki, insanlar torunlarına çocuklarından daha fazla hassas olabiliyor. Acaba üstlerindeki o sorumluluk mu azalıyor ne oluyorsa daha çok seviyorlar. Hüseyin'de onu gördüm. Yani eğer Sadık ölmeseydi yine iyi bir dede torun olabilirlerdi bence bilemiyorum.
Ama var yaa Ege Tanman Deniz rolünü o kadar güzel oynamış ki onu izlerken içim parçalanıyordu o kadar hissettiriyordu ki o eksikliği.. Beni en çok etkileyen de o oldu galiba. O durgunluğu, okula gideceği günki o ağlayışı... hatırlayınca bile kötü hissettiriyor. Bir de Hüseyin Efendi'nin çektiği videolarda küçük Sadık'ı görünce ben bile çok kötü oldum.
Ben galiba bu filmi izlerken gerçeklik algımı yitirdim yaa yaşananları gerçek sanıp üzüldüm bu yazıyı yazarken de aynı şekilde. Gerçekten yaşanmış gibi yazıyorum bi kendime gelmem lazım herhalde bu sadece bir film deyip hatırlatma yapmam gerekiyor ara ara.
...
Filmde tek sevmediğim kısım sanırım Birgül meselesi ya. Orayı çok anlamlandıramadım galiba. Yanlış anlamadıysam Hüseyin Efendi Sadık'ın Birgül ile evlenmesini istiyor diye Sadık bundan da kaçmış ama hastanedeki o konuşmalar onu daha önce sevdiğini göstermiyor mu? Gerçi onu affedip affetmediğini sormuştu ama ne biliyim kurabiyelerin tadı hala aklımda falan demesi kafamı karıştırdı. Birgül'e üzüldüm sadece.