Daha bir ritim arıyor sende insan; tıkır tıkır işleyen, bir yere varan, en azından bu çağın mekaniğine uyan bir şey… Ama o şeker erimiyor işte. O tuş da ne kadar bassan bas, basmıyor. Tam bir şey söyleyecekmişsin gibi durup öylece…devamıDaha bir ritim arıyor sende insan; tıkır tıkır işleyen, bir yere varan, en azından bu çağın mekaniğine uyan bir şey… Ama o şeker erimiyor işte. O tuş da ne kadar bassan bas, basmıyor. Tam bir şey söyleyecekmişsin gibi durup öylece kalıyorsun.
Sigarasından bir fırt çekip dumanı masanın ortasındaki boşluğa bıraktı. "Mesele basmaması değil," dedi gözlerini kısıp, "o harfin yokluğunda bile ne demek istediğimi anlaman. Nesnenin işlevini yitirmesi, varlığını yok saymaya yeter mi?"
— Yeter tabii. Çağ böyle çalışıyor. İşlemeyen çarkı atarlar, erimeyen şekeri bardağın dibinde unuturlar. Seninki ne antropolojik bir başkaldırı ne de varoluşsal bir sığınak. Bayağı bayağı, toplumsal yürüyüşün temposuna yetişemeyip yolun kenarında dikilmek. Şurada oturup iki laf edeceğiz, sen sanki kendi varlığının tanığı değilmişsin de başkasının yazdığı bir taslaktaki yazım hatasıymışsın gibi bakıyorsun çayına.
Fincanı tabağına hafifçe vurarak oturtu, gülümsemesi tabağın kenarında askıda kaldı.
— Fazla taranmış felsefenin kahveye faydası yok.