HAYDİ PEYGAMBERLERİ YUMRUKLAYALIM VE ÇAĞDAŞİDEOLOJİLERİNYARATTIĞIUZUNMESAFELER Eskiden insan bilmediği için yapıyordu. Sonra bildiği halde yapmaya başladı. Şimdi ise biraz daha garip bir yerdeyiz. İnsan hem biliyor hem yapıyor hem de yaptığı şeyin yanlış olduğunu söyleyebiliyor. Bu üçü aynı anda gerçekleşebiliyor. “Sigara…devamıHAYDİ PEYGAMBERLERİ YUMRUKLAYALIM VE ÇAĞDAŞİDEOLOJİLERİNYARATTIĞIUZUNMESAFELER
Eskiden insan bilmediği için yapıyordu. Sonra bildiği halde yapmaya başladı. Şimdi ise biraz daha garip bir yerdeyiz. İnsan hem biliyor hem yapıyor hem de yaptığı şeyin yanlış olduğunu söyleyebiliyor. Bu üçü aynı anda gerçekleşebiliyor.
“Sigara zararlı.” Gibi bir belirleme yapıp sigara yakılabilir.
“Bu sistem değişmeli.” Ertesi sabah işe gidiliyor. Ve benzeri bir çok durum.
Burada mesele insanın aptal olduğu değil. İnsan çoğu zaman ne yaptığını biliyor. Sorun şu ki bilmekle yapabilmek arasında eskiden sandığımız kadar kısa bir mesafe yok. Bir şeyi bilmek, onu değiştirebilecek güce sahip olmak anlamına gelmiyor. Bu bile biliniyor aslında. Yine de sürekli bireye dönüyoruz.
Telefonunu daha az kullan.
Daha çok oku.
Daha iyi yaşa.
Kendini geliştir.
Kendini yönet.
Kendini düzelt.
Kendi kendini…
Kendini...
Bir dakika -daha-
Neden bütün sistemi değiştirmek için önce kendimi değiştirmem gerekiyor?
Sanki burada çağdaşlığın en büyük numarası ortaya çıkıyor. Sistem sana kendi ürettiği problemi çözdürmek için yine seni görevlendiriyor. Dikkatin parçalanmışsa dikkatini yönet. Yalnızsan kendini sev. İşler ters gidiyorsa kendini gözden geçir. ÇÜNKÜ SİSTEMİN HİÇBİR PROBLEMİ YOK. Problem sensin. Ne kadar da kullanışlı dfeğil mi... Böylece insan hem mağdur hem de kendi mağduriyetinin yöneticisi oluyor.
Žižek’in, “Biliyorlar ama yine de yapıyorlar.” Bi tık insan yalnızca biliyor ve yapıyor değil. Aynı zamanda yaptığının farkında olduğunu da biliyor. Yani artık cahillik bile bilinçli. Bu yüzden çağdaş ideolojiye “yanlış bilinç” demek belki de yetmiyor. Yanlış bilincin karşısına doğru bilinci koyduğumuzda işin çözüleceğini varsayıyoruz.
İşte asıl rahatsız edici tarafı burada. Çünkü klasik ideoloji eleştirisinin gizli varsayımı şuydu; “İnsan gerçeği bilirse davranışı değişir.” “Önce yanlış bilinç vardır. Sonra bilinçlenme gelir. Sonra pratik değişir.”
Ne güzel. Keşke öyle çalışsaydı, çalışmıyor. İnsan bazen gerçeği bilerek de aynı şeyi yapıyor. Hatta daha garibi, kendi davranışının saçmalığını bilerek yapıyor. İdeoloji artık sana “bunu yap” demiyor. Sen zaten neden yaptığını biliyorsun. Sana yalnızca devam edecek bir ortam sağlıyor.
insana gerçeği göstermek yetmez. Birey zaten görüyor. Hatta sana gerçeği kendisi anlatıyor. Sonra gidip aynı şeyi yapıyor. Bir bakıma ideolojinin klasik savunması çökmüştür.
Artık, “Bunu bilmiyordum.” denilemez. “Bilmiyordum” bahanesi ortadan kalkıyor yerine çok daha kullanışlı bir cümle geliyor: “Biliyorum ama…” İşte o “ama” var ya. Çağın en büyük ideolojik kelimesi belki de olabilir.
İdeoloji belki de artık insanların neye inanacağını belirlemekten çok, bildikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeyi yönetiyor.