04.10.2026 Close Encounters of the Third Kind + Don’t Look Up = Disclosure Day Steven Spielberg’ün kalitesini tartışmaya gerek yok tabii ki ama bu film çok kusurlu ve fazla klişe be. Kusur sadece klişe olması değil, birden çok karakter var…devamı04.10.2026
Close Encounters of the Third Kind + Don’t Look Up = Disclosure Day
Steven Spielberg’ün kalitesini tartışmaya gerek yok tabii ki ama bu film çok kusurlu ve fazla klişe be. Kusur sadece klişe olması değil, birden çok karakter var ve hepsini bir şekilde anlatmaya çalışıyor film ama sonuca geldiğimde ben “Hiçbirini yeterince tanımadım.” diyerek çıkıyorum. Kötü karakterlerin motivasyonu sürekli değişiyor, neden değiştiği açıklanmaya çalışsa bile izleyeni ikna etmiyor.
Spielberg’ün uzaylı filmlerine bir yenisi daha ekleniyor ama eklenemese de olurmuş hissi veriyor Disclosure Day. Farklı bir bakış açısı falan sunmuyor aslında. İzlerken sürekli Close Encounters of the Third Kind filmi geldi aklıma ve baktığınızda onu biraz değiştirmişler, biraz aksiyon, biraz daha yan karakter olsun, izleyici sıkılmasın falan derken al sana Disclosure Day.
Bana garip gelen şey, Disclosure Day’i izlerken aklıma sürekli Don’t Look Up’ın gelmesi. Konu farklı, olaylar alakasız ama iki filmin yapısını birbirine çok benzettim. Muhtemelen bir tek ben benzettim.
Spielberg bu filmde uzaylı temasına farklı bir bakış getirmiyor, aksine oldukça klişe ilerliyor demiştim. Ancak bu çok büyük bir sorun değil, asıl en büyük sorun yaşanan olayların hiçbir mantığa oturtulamaması. Maalesef senaryo yazılırken mantık pek umursanmamış.
İzleyici sıkılmasın diye oldukça eğlenceli sekanslar eklenmiş, evet, ortaya sürükleyici bir film de çıkmış ve birçok kişinin aksine izlerken asla sıkılmadım. Emily Blunt’ın performansını ekstra beğensem de filmin kalan oyunculukları da gayet yeterliydi. Ama bu filmi izleyen biri birkaç gün sonra ne hatırlayacak? Hiçbir şey. Belki ben Don’t Look Up’a benzettiğimi hatırlarım ama o da benim garip düşüncemden dolayı filmin bir artısı değil.
Aksiyon eklenmiş dedik ama çok amatör sahneler ve mantık hatasıyla dolu, GTA’da yapılan kovalamacalar daha gerçekçidir. Akıcı dedik, sıkmıyor dedik ama hiçbir karakterle bağ kurdurmayı da başaramıyor. Uzaylı dedik, Spielberg dedik ama klişe olmaktan öteye gidemedik. Yani bir şeyler yapılmaya çalışılmış da çalışma aşamasında bırakılmış sanki. Hiçbir şey tam değil, her şey karman çorman. Bu karışıklık bilerek yapıldı belki, ama bu karışık filmde bile olayları anlamak oldukça basitti, orada da amacına ulaşamıyor maalesef.
Close Encounters of the Third Kind benzetmesi yaptık madem, oradan devam edeyim. Ben onu da pek sevememiştim. Belki çok geç izledim, film yaşlandı, belki bana göre değildi, belki de tam olarak hakkı oydu; bu tartışılır. Ancak Close Encounters of the Third Kind filminde çok sıkıldığımı hatırlıyorum. Konuyu sevmiş ama sıkıcı anlatıma kurban gitmiş diyordum ama tek bir sahnesi, uzaylılarla iletişim kurma biçimleri, filmin hâlâ hatırlanmasına sebep oluyor. Maalesef Disclosure Day’de onun birazı bile yok.
İyi yanları da sınırlı ve nispeten kişisel zevklerimden oluştuğu için kısaca geçeyim. Oyunculukları saydık ki bunun dışında pek de wow dedirten bir olayı yok. Kişisel zevk tarafına gelecek olursam, bir kere uzaylı filmi ve Spielberg çekiyor amk, daha ne olsun. Komplo teorileri ve çokça uzaylı klişesi bu filmi sevmem için yeterli oldu. Ancak aman siyasete girişmeyelim, hükümetin asla haberi yokmuş falan palavralarına girdiği için de bir ufak nefret ettim. Filmin sonu da “Ee, biz niye izledik amk?” dedirtecek cinstendi. Devam filmi falan da gelmez buna. “Hayal edin.” demiş Spielberg dedemiz.
6,60/10