“Bu Alaaddin'in lambaları sizin gibi din adamlarının dünyaya pazarladığı şeylerdir. Tek fark şu ki; onu halk ovalar ama sizin dilekleriniz gerçek olur.” 17 yaşındaki Meenu'nun, toplumun kutsallaştırdığı dini lider Baapji hakkında cinsel saldırı suçlamasıyla ortaya çıkması, koca bir inanç ve…devamı“Bu Alaaddin'in lambaları sizin gibi din adamlarının dünyaya pazarladığı şeylerdir. Tek fark şu ki; onu halk ovalar ama sizin dilekleriniz gerçek olur.”
17 yaşındaki Meenu'nun, toplumun kutsallaştırdığı dini lider Baapji hakkında cinsel saldırı suçlamasıyla ortaya çıkması, koca bir inanç ve iktidar düzeninin sorgulanmasının önünü açar.
Kutsal kabul edilen bir otoriteyi sorgulamak, nasıl olur da suç işlediği iddia edilen kişiyi sorgulamaktan daha büyük bir toplumsal suç haline gelir?
Kör inanç dediğimiz şey, kişinin inandığı şeyi yanlış olma ihtimaliyle birlikte düşünmeyi reddetmesidir. Baapji etrafında kurulan düzenin tehlikesi de burada.
İnsan, yıllardır kabul ettiği liderin bir çocuğa zarar vermekle suçlandığını öğrendiğinde, iki ihtimalle yüzleşmek zorunda kalır. Ya lider hakkındaki kanaatini değiştirecektir ya da suçlamayı geçersiz kılacak bir açıklama arayacaktır. İkinci yol, özellikle kişinin bütün kimliğini ve sosyal çevresini bu lidere bağladığı durumlarda çok daha kolay gelebilir.
Liderin yanılmış olabileceğini kabul etmek, takipçinin kendi hayatına dair kararlarını da yeniden değerlendirmesini gerektirir.
İnsanlar kimi zaman ait oldukları gruptan dışlanmamak için savunmaları gerektiğini düşündükleri şeyi savunurlar. Çevresindeki binlerce insanın yanılıyor olabileceğini düşünmek, tek başına yanılıyor olabileceğini düşünmekten daha ürkütücüdür.
Karizmatik otorite, insanların bir kişide olağanüstü nitelikler bulunduğuna inanmasıyla ortaya çıkan bir otorite biçimidir. Bu niteliklerin gerçekten doğaüstü olması gerekmez. Onun kutsallığı, çevresindeki insanların onu nasıl gördüğünden beslenir.
Bu durum, dini liderlerin yanı sıra siyasi lider kültlerinde ve kendisini eleştiriden muaf gören başka otorite biçimlerinde de görülebilir. Lider bir kişi olmaktan çıkar, grubun kimliğinin merkezine yerleşir. Onu eleştirmek, grubun kendisini inkar etmektir.
Sağlıklı bir inanç, soru sorulmasından korkmaz. Sorgulanamazlık talep eden otorite ise kendi meşruiyetini korumak için eleştiriyi düşmanlık olarak göstermeye ihtiyaç duyar.
“Bir insan ne kadar çabalarsa çabalasın, Tanrı olamaz. Sonunda bir fırtına gelir ve onları tamamen kökünden söker. Her fırtınada, küçük bir bitki genellikle hayatta kalır ve bir ağaç olmaya hazırlanmaya başlar. Doğanın çarkı yeniden dönmeye başlar. İnsanlar yine her şeylerini bitkiye sunmaya başlar. Yine yeni bir fırtına kopar. İlahi adalet budur.”
Sorun, toplumun sürekli olarak kendisini kurtaracak, kendi yerine düşünecek ve bütün sorumluluğu üstlenecek birini aramasıdır. Bir ağacı devirmek, ormanın aynı ağacı yeniden yetiştirmeyeceğini garanti etmez.
Bir yönetimin değişmesi, iktidar ilişkilerinin değiştiği anlamına gelmez. Gerçek dönüşüm eski ağacı devirmek değil, toprağı da değiştirmektir.
İnanç, adaletin alternatifi değildir. Manevi bağlılık, hesap verebilirliğin yerine geçemez. Çoğunluğun desteği, hukukun üzerinde bir yetki yaratmaz. Bir toplumun gerçek gücü de kendisine kusursuz liderler bulmasında değil, hiçbir lideri kusursuz kabul etmek zorunda kalmadığı bir düzen kurabilmesinde yatar.
Çünkü gerçek adalet, sadece fırtına koptuğunda hatırlanan bir kavram değil, fırtına kopmadan önce de korunması gereken bir ilkedir.
“Eğer temelinde sosyal demokrasi yatmazsa siyasi demokrasi ayakta kalamaz. Toplumumuzun feodal, ataerkil ve kadın düşmanı yapılarını sadece eşitlik ve adalet yıkabilir.”
Babasahep’in sözündeki toplumsal demokrasi çok daha geniş bir eşit yurttaşlık anlayışıdır.
Bir ülkenin anayasasında herkes eşit kabul edilebilir. Ama toplumun gündelik ilişkileri hala statü, cinsiyet ve ekonomik güç üzerinden örgütleniyorsa, kağıt üzerindeki eşitlik herkes için aynı gerçekliğe dönüşmez. Dolayısıyla adaletin varlığı ile adalete erişebilmek arasında bir fark var.
Böyle bir düzende güçlü kişi koruma, yardım veya itibar sağlar. Karşılığında kendisine sadakat bekler. Hak, bir yurttaşlık güvencesi olmaktan çıkarak birinin lütfu gibi algılanır.
“Toplumun kontrol edemediği kadınlar, en çok kınadıkları kadınlardır.”
Kontrol edilemeyen kadın, aslında başkalarının kendisi için çizdiği sınırlara uymayan kadındır. Başkalarının ahlaki onayına bağımlı yaşamayan kadın, yerleşik düzen için tehdit olarak algılanabilir.
Kadından çevresinin zihnindeki mağdur kalıbına uyması beklenir. Fakat toplumun beklediği mağdur imajına uymamak, kişinin anlattıklarının geçersiz olduğu anlamına gelmez.