Spoiler içeriyor
🌕"Sorry, wish we could go to the Moon together.." İkinci sezonun gelmesiyle birlikte akşam oturdum ve geceyi Edgerunners'a adamaya karar verdim. Günlerdir birkaç saatlik uykuyla geziyorum, sabahlamak iyi sonuçlanmayacak ama buna değer Ah be David.. kendini de yaktın Lucy'i de…devamı🌕"Sorry, wish we could go to the Moon together.."
İkinci sezonun gelmesiyle birlikte akşam oturdum ve geceyi Edgerunners'a adamaya karar verdim. Günlerdir birkaç saatlik uykuyla geziyorum, sabahlamak iyi sonuçlanmayacak ama buna değer
Ah be David.. kendini de yaktın Lucy'i de yaktın, sana ne Maine'in hayallerinden tek yapacağın şey Lucy ile birlikte Ay'a defolup gitmekti. Değdi mi şimdi..
Nasıl başlasam bilemiyorum. İlk sezon şimdiye kadar izlerken en zevk aldığım şeylerden biriydi. David, Lucy, Rebecca, Falco.. hepsinin yeri ayrıydı bende. David ve Lucy şimdiye kadar gördüğüm en iyi çift olabilirdi, David'in dostlarını korumak için het şeyi göze alması, Lucy'nin korumacılığı ve güzelliği, Rebecca'nın çılgın ve cana yakın tavırları.. Hepsini ayrı sevdim izlerken, Night City'nin ışıl ışıl neon sokakları, kuralsızlığı ve yozlaşmışlığı her ne kadar distopik bir evrende geçse de büyüleciydi benim için. İlk sezon benim için mükemmeldi
Dizinin her sezonu bağımsız hikayeler anlatıyor ve muhtemelen gelmesi olası sezonlarda da bu böyle olacak. Alışılmış dizi mantığı yok yani, bu açıkça animede en nefret ettiğim şey oldu. İçinde bir sürü hikaye barındıran dandik kitapları anımsattı bana, Night City ve Cyberpunk dünyası bir kişinin üzerine sezonlar çekilebilecek bir dünya değil belki ama gözlerim David ve ekibini aradı sürekli ikinci sezonda.
İnsanların vücutlarını kontrolsüz bir şekilde implantlarla değiştirdiği, kanunun hükmü yitirip şehri şirketlerin yönettiği acımasız bir şehirde geçiyor anime. Esasen Cyberpunk 2077 video oyunu uyarlaması, ben animesini daha çok sevsem de oyununu da tavsiye ederim.
Gelelim beğenmediğim yerlere. Her şeyden önce rahatlıkla söyleyebilirim ki ikinci sezon ilk sezonun çok altındaydı. Basitçe ifade etmek gerekirse ikinci sezon bana yan görev kıvamında bir hissiyat verdi. İlk sezon David'in trajedisi, ekibi ile Night City'de sürekli yükselmesi, Lucy'e olan aşkı, alınan görevler çatışmalar falan derken acayip sürükleyiciydi. İkinci sezonda ise bu hazzı alamadım ben. Devlerin liginden sokan seviyesi hikayelere geçmiş gibiydi. Durgun, tesadüfen gelişen rastgele olaylar zinciri izledim sanki. Ana karakterin kim belli değildi. Başta King gibiydi ana karakter, sonra Roman ışıkları üzerine almaya başladı ve sonlara doğru da Thalia göz önündeydi. Müzik konusunda da ilk sezonun altında kalmış, doğru düzgün müzik hatırlamıyorum bile. Bilmiyorum belki ben hala ilk sezonun hasretini çekiyorumdur ama ikinci sezonu izlerken se bitirince de hiçbir şey hissetmedim. Çok sıradan geldi
Karakterler de ilgi çekici değildi açıkçası. Sadece Thalia hoşuma gitti benim. Roman'ın videolarını izlerken hissettiklerini biraz ben de hissettim. King başta güzel bir karakter gibiydi ama anime boyunca ne işe yaradı anlamadan bitti dizi. Neydi yani adamın faydası animeye? D'nin salak saçma hareketleri falan da baydı bir süre sonra. Bir de yapay zeka çıkarmışlar, iyice füturistik oldı bir yerden sonra hikaye iyice koptum.
Buna ek David'in sırf plot armoru yok diye Smasher için tasarlanmış iskelete rağmen Smasher'a bu kadar kolay kaybetmesi ve Rebecca'nın ölümü de var. Çok daha epik bir final savaşı yapılsaydı eğer ilk sezona puanım tam olurdu.
Lucy'nin Ay'da David'i hayal ettiği sahne, ikilinin öpüştükleri yer ve David'in "Sorry, wish we could go to the Moon together.."sözü.. animedeki en duygu dolu anlardı kesinlikle. Keşke böyle bitmeseydi be..
Herkese şiddetle tavsiye ediyorum, her ne kadar ikinci sezonu çok beğenmesem de ilk sezonu benim favori animem olarak kalacak.
1. Sezona puanım:9
2. Sezona puanım:7
Ortalamayı de sekizde kapatırız