Çikolata sevgileri ve yalnız olmaları dışında birbirlerine çok da benzemeyen, biri Avustralyalı biri Amerikalı iki insanın mektup arkadaşlığını anlatan, gerçek bir hikayeye dayanan bu film beni oldukça duygulandırdı. Dostluklarla ilgil şeyler beni duygulandırır, kim bilir belki de ben de yalnız…devamıÇikolata sevgileri ve yalnız olmaları dışında birbirlerine çok da benzemeyen, biri Avustralyalı biri Amerikalı iki insanın mektup arkadaşlığını anlatan, gerçek bir hikayeye dayanan bu film beni oldukça duygulandırdı. Dostluklarla ilgil şeyler beni duygulandırır, kim bilir belki de ben de yalnız olduğum, kendimi böyle hissettiğim içindir. Elbette ki çevremde arkadaşlarım var onları seviyorum, onların da beni sevdiğini düşünüyorum. Ama yine de kalabalığın içinde kendimi yalnız hissediyorum, aslında her insan kalabalıkta yalnız değil midir? Ah. Felsefeyi bir kenara bırakıp film hakkında konuşmaya devam edeyim. Filmin beni duygulandırdığını söylemiştim, zaten bu filmi izleyipte duygulanmayan insan ya duygusuzdur, ya da arkadaşlarına değer vermiyordur. Ya da kendinden başka kimseyi düşünmeyen narsist bir kişiliktir. Aksi bir durumda izleyipte duygulanmamak mümkün değil, hatta gözünden süzülecek olan birkaç damla yaşa zor engel oluyorsun. Yetişkinlere yönelik olan, ama çocuklarında öğrenmek için izlemesi gereken bu film birçok anlamlı mesaj barındırıyor. En basitinden yerlere çöp atmanın kötü bir şey olduğunu söylüyor. En önemli mesajı ise dış görünüşü ya da davranışları yüzünden toplumdan dışlanan bir insanın mutlu olamayacağını, ruhsal sorunlarının olacağını gösteriyor. Tabii bunun yanında arkadaşlığın bir yaşının olmadığını, benzer özelliklerin önemli olmadığını, farklılıklara da arkadaş olunabileceğini, dostlukta; `dinin, ırkın, dilin, fiziksel özelliklerin, düşüncelerin, hobilerin veya fobilerin` bir kriter olmadığını iyi insanların, iyi insanlarla farklılıkları ile de arkadaş olunabileceğini gösteriyor. Kusurların bizi biz yapan özellikler olduğunu, onlardan kopamayacağımızı, onların bizi farklı ve özel kıldığını gösteriyor. Film saymakla bitmeyecek, izleyipte anlaşılması gereken birçok öğüt barındırıyor. Mary ve Max filmi her yaştan insanın izlemesi gereken bir animasyon. Duygusuzlar, kendinden başka kimseyi düşünmeyen narsistler ve yalnız kalmamak için arkadaş yapan çıkarcılar dışında...
Bu arada bir dipnot geçmek gerekirse filmin tamamıyla melankoli bir havası var ama seyirciyi kedere boğup sıkmıyor, aksine yer yer yaptığı farklı tasvirlerle ve kullanılan çekim tekniği ile gülümsetmeyi başarıyor bile. Bir dipnot daha, okuduğum bir eleştiride sonunu tahmin etmenin zor olduğu söylenmişti, sonunu tahmin etmek kolay, fakat senaryonun gidişatını tahmin etmek oldukça zor. Bu da derin tasvirlerle ilgili olabilir. Ya da izleyiciye yabancı, en azından bizim dilimize ve kültürümüze yabancı kelimeler yer aldığı için de olabilir.