Spoiler içeriyor
Göz alıcı görsel efektler, aksiyonu hissettiren ses efektleri, işini çok iyi yapan oyuncular, çok iyi bir kalemden çıkmış kusursuz bir senaryo. Bu film üzerine yazılacak, konuşulacak o kadar şey var ki... Hangisini yazacağımı, hangisinden söz edeceğimi bilemiyorum. Sadece Di Caprio'nun…devamıGöz alıcı görsel efektler, aksiyonu hissettiren ses efektleri, işini çok iyi yapan oyuncular, çok iyi bir kalemden çıkmış kusursuz bir senaryo. Bu film üzerine yazılacak, konuşulacak o kadar şey var ki... Hangisini yazacağımı, hangisinden söz edeceğimi bilemiyorum. Sadece Di Caprio'nun performansı için bile satırlarca yazılabilir, filmi oynamıyor, yaşıyor. Sadece Di Caprio mu? Elbette hayır, neredeyse tüm oyuncular bu filmi oynamıyor, yaşıyorlar.
Oyuncu performansı filmin izlenebilirlik etkisini arttıran en büyük etkenlerden biridir. Ne kadar başarılı bir senaryo olursa olsun, kendini filme katmayan oyuncularla çekilen bir film başarısız olmaya mahkumdur. Inception'da bu söz konusu değildir, oyuncuların performansı, Nolan'ın kaleminden çıkan kusursuz kurgu ile birleşince filmi beklenilenden daha yüksek basamağa taşımıştır. Daha önce Truman Show, Mr. Nobody, Paralel Evren filmlerinde olduğu gibi bunda da değinmek istediğim benim açımdan filmi bir basamak daha üste taşıyan etmenden bahsetmek istiyorum. İnsana kendisini ve yaşantısını sorgulatan filmler... Evet Inception'da kesinlikle bunlardan biri. O kadar çok rüyayı bünyesinde barındırıyor ki bir süre sonra kendi içinde bulunduğunuz durumunda rüya olduğunu düşünmeye, gerçek olduğuna ikna olacak ipuçları aramaya başlıyorsunuz. Neyse ki buluyorsunuz.
Bir süre sonra bir yaratıcının yarattığı bu gerçeklikten sıkılan insanlar, rüya alemine geçiş yapıyorlar ve burada kendi dünyalarını yaratıyorlar. Bir nevi kendi dünyalarının Tanrı'ları oluyorlar. İnsanların zihinlerinde yarattığı bu hayali gerçeklik, sınırları zorlandığında insan zihninin ne kadar güçlü olduğunun en büyük kanıtıdır. Her nesneyi, her kişiyi, yaşamak istediğimiz her olayı o kadar kusursuz bir şekilde zihnimize yerleştiririz ki bir süre sonra kendi yarattığımız bu sanallığın gerçek olduğu inancına kapılırız. Ancak, her ne kadar kendi dünyanı yaratmak mükemmel bir fikir gibi gelse de bir süre sonra bu tehlikeli bir hal alacaktır. Çünkü filmde olduğu gibi insanlar size nefretle bakacak; 'Beni neden yarattın? Ben neden buradayım? Yok et beni çabuk' dercesine sizi izleyeceklerdir. Bir başka tehlikede derinlere inmek. Rüya içinde rüya. Yani Inception. Zaten filmin adıda bu yüzden böyle. Bir rüyanın içindeler ve o rüyayı takip eden rüyalar var, bir süre sonra uyanmak imkansız hale geliyor ve içinde bulundukları herhangi bir rüyaya inanmayı seçiyorlar. Bahsettiğim tehlikede tam olarak bu, uyanmanın imkansız hale gelmesi. Bunu beyin ölümünün gerçekleşmesi olarak değerlendirebiliriz. Fakat beyin işlevsel fonksiyonlarını durdurduktan sonra bile hayal kurmaya, anıları canlandırmaya devam edebilir mi? Bu noktada Cobb'un beyin ölümü gerçekleşen biri olduğunu varsayarsak her ne kadar fiziksel işlevini kaybetse de bilinçsel işlevinin çalıştığını gösterir, yani insan beyin ölümü gerçekleştikten sonra bile en azından bir süre rüya görmeye devam edebilir. Zaten filmde de geçtiği gibi 'rüyada bir saat gerçekteki beş dakikaya eş değerdir.' Bundan bahsetmişken bir diğer değinmek istediğim nokta ise bu sahne. Eğer her şey bir rüyaysa Ariadne neden 'Bir saat gibi geldi?' cümlesini kurdu. Yani rüyaların derinliklerine inildikçe zaman kavramı daha da mı küçülür? Yoksa o an rüya değil miydi? Bunun gibi filmde bir çok sorgulanacak sahne var. Yazdığım en uzun film eleştirisi sanırım bu oldu, son olarak bir konuya değinmek istiyorum. Filmle alakalı bir eleştiri değil, sadece filmde yaptıkları işi benimde yaptığımı bir an için hayal ettim. İnsanların rüyalarına girmek... İlk başta eğlenceli bir fikir gibi gelse de filmi izledikçe bunun korkunç olabileceği fikrine kapıldım. Çünkü insanlar derinliklerde öyle anılar saklıyorlardır ki bunları görmem, hem o kişiye karşı davranışlarımı tamamıyla değiştirir, hem de beni içinde çıkamayacağım ruhsal bir karmaşaya sokar. Her ne kadar bunu yapmayı istesem de korkum daha ağır basacağı için yapmam.
Filmin her sahnesi ayrı ayrı değerlendirilmeyi hakediyor, ama değinmek istediğim son ve en önemli nokta filmin asla kopmaması. Tüm sahneler birbiriyle bağlantılı bu da filmin yaklaşık 2 saat 15 dakikalık süresinin, bir saniyesini bile çok değerli kılıyor. Tıpkı rüyalarda olduğu gibi, bu filmi izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz.
Eleştirimi artık bitirmek istiyorum. Kesinlikle aksiyon, bilimkurgu, fantastik türlerinden en az birini seven bir kişinin film listesinde olması gereken kusursuz bir yapım.