#yorumperisi 📙 Mecburiyet, Zweig'in çok okunan eserlerinden, bende okuyalı çok oluyor ama ancak yorumu yazabiliyorum. Popüler bir yazarın çok okunan eseri hakkında yazacak ne kaldı. 📙 Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon…devamı#yorumperisi
📙 Mecburiyet, Zweig'in çok okunan eserlerinden, bende okuyalı çok oluyor ama ancak yorumu yazabiliyorum. Popüler bir yazarın çok okunan eseri hakkında yazacak ne kaldı.
📙 Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmişti. Avrupalı ve “dünya vatandaşı” kimliğine büyük değer veren yazar, yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder. Görev duygusu, savaş karşıtı düşünceleri ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalmıştır. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür... (Arka kapak)
📙 Mecburiyet, 1920 yılında basılmış. Buna rağmen bugün yaşananlardan farklı değil. Günümüzde de zorunlu askerlik, savaş karşıtlığı, askerden kaçma devam etmekte. Savaş bölgelerine zorla gönderilen askerlerin bozulan psikolojilerini ele alan Zweig, bu sorunu Mecburiyet adlı kitabında çarpıcı bir biçimde anlatmıştır. İnsan ruhunun çelişkilerini büyük bir ustalıkla gözler önüne seren Zweig'in hayatıyla da paralellikler içermekte.
📙 Genelde savaşların herkes için maddi, manevi büyük bir yıkım olduğu; çocuklar üzerindeki etkisi, işgal edilen topraklarda yaşayan halkın durumu, yapılan işkence, talan ve tecavüzler öncelikle işlenirken; savaşmak zorunda kalan askerlerin psikolojisi çok daha az ele alınmakta.
📙 Kitabı okurken aklıma gençliğimde izlediğim Hair filmi geldi. Hair, 1979 yapımı Alman - Amerikan ortak sinema filmi. Müzikal türde çevrilen filmin yönetmenliği, Milos Forman'a ait. Başrollerini John Savage, Treat Williams, Beverly D'Angelo, Annie Golden gibi sanatçıların üstlendiği film, 1968 kuşağını oluşturan Woodstock festivalinde; yağmurla birlikte tüm gençliğin hep bir ağızdan söylediği şarkıyla, öyküsünü anlatmakta olup, dünya sinema tarihinin klasikleri arasında yer almaktadır. Savaşa ve militarizme karşı olan; barış ve sevgi dolu özgür bir dünya hayal eden çiçek çocukların “olmayan ülkelerinde”, kalbinin sesini arayan bir savaş yolcusunun hikayesini anlatan filmde; Beyaz Saray önünde Vietnam savaşını protesto eden binlerce insanın görüntüleriyle birlikte sunulan Let the Sun Shine in - Bırak Güneş içeri Girsin şarkısı temelinden hareket edilmiştir.
📙 Elli sayfalık, belki bir saatte bitecek bir kitap. Ama aklınızı, ruhunuzu alt üst edecek, uzun süre etkisinden çıkamayacaksınız. Öykü kısa da olsa Zweig usta kalemiyle sizi etkilemeye devam edecek. Ferdinand'ın karısının duruşunu takdir etmeden geçemeyeceğim, doğruluğu tartışılsa da.
📙 Mecburiyet'ten kalanlar:
📍 Yeni güne uyanan dünya biraz önce selden kurtulmuş, saçlarından sular damlayan bir insana benziyordu tıpkı.
📍 Tüm hayatın söz konusu: Unutma, hayatını, özgürlüğünü, sahip olduğun her şeyi istiyorlar. Buna karşı koymalısın!
📍 Yalnızca yoksul insanlara kibirlilik taslarlar, onları terslerlerdi; fakat şık giysiler içinde görmüş geçirmiş bir beyefendi gibi giderse başka türlü davranırlardı.
📍 Siz erkekler, hepiniz ideolojileriniz yüzünden çürümüşsünüz, sizler politika ve etik diyorsunuz, oysa biz kadınlar neyin ne olduğunu hissediyoruz.
📍 İnsan bir amaç uğruna kendinden vazgeçebilir, fakat başkalarının çılgınca fikirleri uğruna değil.