Çok fazla bir beklentiye girmeden izlediğim ve bu konuda beni şaşırtmayan ama aynı zamanda başarılı da bulduğum bir film. Filmin en sevdiğim tarafı anne-kız çatışmasının gerçekten çok iyi işlenmesiydi. Hatta en sevdiğim sahnesi de bununla ilgiliydi. Lady Bird annesiyle tartışırken…devamıÇok fazla bir beklentiye girmeden izlediğim ve bu konuda beni şaşırtmayan ama aynı zamanda başarılı da bulduğum bir film.
Filmin en sevdiğim tarafı anne-kız çatışmasının gerçekten çok iyi işlenmesiydi. Hatta en sevdiğim sahnesi de bununla ilgiliydi. Lady Bird annesiyle tartışırken artık daha fazla dayanamayıp kendini arabadan atmıştı, seni o kadar iyi anlıyorum ki canım benim. Arabadan değil ama balkondan felan atlayasım geliyor benim de ara ara, duvarlara kafa atasım geliyor adeta. Her neyse bunun dışında görmüş oluyoruz ki Sacremento da olsa güzel ülkemin herhangi bir şehri de olsa yetişkinliğe geçiş sürecinde insanlar benzer şeyleri yaşıyorlar, bunu gerçekten çok net görüyoruz filmde. Tabi kültür farkının da birçok şeyi etkilediği gerçeğini de gözden kaçırmamak gerek.
Her neyse biraz bu benzer yaşantılardan bahsetmek istiyorum. Bu arada bunlardan hiç birini yaşamadığını söyleyen varsa ağır yalancıdır. Ailesini küçümseyenler, gerçek arkadaşlarını kıranlar ve sahte arkadaşlıklar, ilişkiler kuranlar, her şeyin en iyisini ben hak ediyorum egosunu taşıyanlar, önemsiz detayları büyük sorunlara çevirenler vs. Ama bu hikayede sanıldığı gibi tek bir suçlu olmuyor, bunu filmde de görüyoruz. Dünyanın her yerinde bir aile çıkıyor ve çocuklarının hayatlarını kontrol etmeye çalışıyor. Bu hayaller ülkesi Amerika'da da böyle güzel ülkemde de. Yüzyıllardır çözülemeyen sancılı bir problem sanki. Lady Bird New York'ta okumak ister ailesi paramız yoktan bir başlar, psikolojik baskılara kadar kızımızın ömrünü yer. Öbür yanda Bayburt'taki Ayşe'nin ailesi kızlarının İstanbul'da okumak istediğini duyunca yüreklerine iner 'iti var kopuğu var'dan' kız başına ne yapacaksın oralarda'ya kadar götürürler. O sırada İstanbul'daki Fatma İzmir'de okumak istiyorum diye tutturur ama 'otur oturduğun yerde millet İstanbul'u kazanayım diye kendini parçalıyor sen İzmir'de gece hayatına gideyim diyorsun' da son bulur. Çoğu zaman bizim Ayşe ve Fatmamız sevgili Lady Bird gibi bu psikolojik baskılara dayanamadıkları için boyun eğerken Lady Bird hayallerinin peşinden koşar. Evet biliyorum her ebeveyn çocuklarının iyiliğini herkesten daha çok ister ama bunu isterken çocuklarının da kendilerine ait bir hayatları olduğunu kabullenebilseler keşke.
Öte yandan filmde anlatılmak istenen bir diğer konu yaşadığımız yeri sevmekle ilgiliydi. Bu bana kalırsa herkesin anlayacağı, hissedeceği tarzda bir durum değil. Bazen yaşadığımız yerle öyle bir bağ kurarız ki yaşam sevincimiz orda gömülü gibidir. Bahçenizdeki çınar ağacı dostunuz olur, okul yolunuz yürüdüğünüz en güzel yoldur, bakkaldan aldığınız ekmek yediğiniz en leziz ekmektir, eve giderken ucundan bir parça koparıp sıcak sıcak yersiniz, sesler vardır mesela alıştığınız, kapınızın önünde oynamanızı isteyen, akşam yemeğine çağıran, sokağın sonu vardır bir yaşa kadar dünyadaki tek sınırınız olur...Eğer bunların hepsini güzel bir anmış gibi hissediyorsanız yaşadığınız yerle bir bağınız var demektir. Ya da bu sadece benim düşüncemdir.
Uzun lafın kısasına bir kez daha geliyorum. Açıkçası gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir film. Ama beklentilerinizi yüksek tutmadan izlemenizi tavsiye ederim. Çünkü ancak o zaman bir şeyler anlam kazanıyor ve filmin içinde kendinizi buluyorsunuz. Daha açık bir şekilde tekrarlıyorum asla mükemmel bir film olduğunu savunmuyorum ya da izlemeden ölmeyin diyemem. Eğer izleyip yine de boş bir film olarak görüyorsanız bence hala bu sürecin içinde olan ama bunu farketmeyen birisiniz ya da garip bir şekilde bu süreci yaşamayan biri. Ama belki de ben çok bilmişin tekiyimdir. Ne çok olasılık var öyle 🤦🏼♀️
Keyifli seyirler dilerim!!! 😜