Bu filmde bu kadar duygusallaşmam normal mi değil mi bilmiyorum. Sanırım erkek arkadaşımdan -virüs sebebiyle- ayrı kaldığım şu 6 aylık süreç içinde bu filmi izlemiş olmak ağır geldi. Bir şeyler yazmadan önce önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum; eğer filmi hâlâ…devamıBu filmde bu kadar duygusallaşmam normal mi değil mi bilmiyorum. Sanırım erkek arkadaşımdan -virüs sebebiyle- ayrı kaldığım şu 6 aylık süreç içinde bu filmi izlemiş olmak ağır geldi. Bir şeyler yazmadan önce önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum; eğer filmi hâlâ izlemediyseniz ölmeden önce izlenecekler listenize mutlaka dahil edin ve izleyin.
'Ah nerede o eski aşklar, nerede o eski filmler?' dedirtti film bütün süresi boyunca. Belki de aynı senaryo yeniden çekilse aynı tadı vermez, aynı duygusallığı yaşatamaz. Ne şimdilerde bir oyuncu Müşfik Kenter gibi Halil olabilir, ne de Sema Özcan gibi Meral. Yanlış anlamayın yeni dönemden hiçbir oyuncuyu küçümsemiyorum, oyunculuğuna hayran olduğum bir sürü isim de var. Ama her şey döneminde güzel. Her şey döneminde yaşayanlara güzel.
1 senedir fotoğrafına aşık olduğu kadının yüzüne bakmaya utanan yakışıklı bir adam. Fotoğrafına aşık olan adamın, kendisini de görmesi için çabalayan güzel bir kadın. Masumdu, safçaydı, en önemlisi ise bütün duyguların ötesinde bir şeydi. Filmi daha önce televizyondan izlemiştim, hem yaşım küçük olduğu için hem de tam anlamıyla bakmadığım için Halil'e kızıp Meral'e hak verdim. 'Neden?' dedim. 'Neden ona böylesine aşıkken kaçıp duruyor ki?' Ama Halil doğru olanı yapmıştı. ''Resmin sen değilsin ki, resmin benim dünyama ait bir şey. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.'' diyor Halil. Ne kadar da doğru bir cümle. Suretlere anlam yükleriz, kaşa göze vuruluruz. Suretine anlam yüklediğiniz insan bırakın hayalinizde kalsın. Aşık olduğunuz insanı tanımak güzeldir, ama onun hayalinizde yarattığınız insan gibi olmaması da her şeyden daha kötüdür.
Meral belki de Halil'e borçlu hisettiği için aşık olduğunu sandı, belki de ulaştıktan bir süre sonra geçecek olan basit bir tutkuydu Meral'inki. Halil Meral'in resmine aşıktı, Meral de Halil'in kendisine olan aşkına. Meral'in ki kendisinin bile farketmediği bir sahtelikti belki de, kim bilir... Ama Halil'in aşkı gerçekti. Ölüm kadar gerçek, ve ölüm kadar da acı.
Siyah beyaz filmlerin havasını her zaman daha güzel bulmuşumdur, siyah beyaz bir dünyada renkleri yakalamaya çalıştığımı hissederim. Filmdeki dış sesler biraz rahatsız ediciydi, ama filme ayrı da bir hava katmışlardı. Bir rüzgar sesi, bir yağmur sesi...
Filmde kullanılan müzikler çok büyüleyiciydi, her sahne için usta isimler düşüne düşüne seçmiş gibiydi bu müzikleri. Aslında ilk introdan itibaren nasıl bir film izleyeceğimizin mesajını veriyor gibi. Fakat her sahnede müzik girmesi de rahatsız etti, evet müzikler fevkaledeydi, son derece de uygundu. Ama fazlaydı, gereksiz bir biçimde fazla...
Filmin süresinin kısa olmasına rağmen garip bir yavaşlık vardı filmde, çok güzeldi. Daha uzun olsa yine izletirdi ama yavaştı film, belki de bana çok yavaş geldi bilmiyorum...
Filmin en çok sonunu beğendim, sonunda o anlamadıramadığım belirsizlik çok hoşuma gitti. Böylesine naif bir filme ancak bu kadar güzel bir son yakışabilirdi. Sevmek Zamanı, bir filmden daha fazlasıydı. Sevmek Zamanı hayatla ölümün ayrıldığı o ince çizgi de bir yerdi. Sevmek Zamanı hayatın içindendi, ama gerçek olamayacak kadar da hayaliydi. Bu, bu mükemmeldi.