İçeriği, kendine has senaryosu ve görsel dokunuşları ile bende yeri ayrı olan bir baş yapıttır kendisi.Patrick Süskind'in romandan uyarlama filmin romanın gölgesinde kalmayan nadir eserlerden biridir.Peki nedir bu Perfume? Özel kılan ne?Film konusuna değinmeden önce film hakkında ufak birkaç kesit…devamıİçeriği, kendine has senaryosu ve görsel dokunuşları ile bende yeri ayrı olan bir baş yapıttır kendisi.Patrick Süskind'in romandan uyarlama filmin romanın gölgesinde kalmayan nadir eserlerden biridir.Peki nedir bu Perfume? Özel kılan ne?Film konusuna değinmeden önce film hakkında ufak birkaç kesit sunmak isterim okuduğum.2006 yapimi film yıllarca "Acaba romandan uyarlanabilecek türden bir eser mı? Uyarlanirsa eserdeki etkiyi seyircide uyandırabilir miyiz?"tartışmalarına sebebiyet vermiş ve hatta Stanley Kubrick 'i bile kitaplarin hakkını elinde tutmasına rağmen "Uyarlanamayacaklar listesi"ne ekledigi bir eserdir.Tom Tykwer ise bu işe el atmak isteyince Tom'u seven kitle büyük bir beklentiye girmiş ve beklentisinin karşılığını almıştır (en azından benim okuduğum analiz ve yorumların çoğu pozitif yondendi).Bu filmi özel kılan şey özgün senaryo üzerinden verdiği açık bir dille ifade edilmiş mesajların film soundtracklari ve görselligi ile izleyiciyi bir tür kendi büyüsüne kaptırmasi.En azından benim için böyleydi.Filmin sonundaki sahne ise o kadar başarılı bir şekilde çekilmiş ki tablolara resmedilecek güzellikte bir ürün çıkmış ortaya.O yüzden görüntü yönetmenini de övmezsem haksızlık etmiş olurum.Filme göre IMDb puanını oldukça düşük bulma sebebim oyunculuklarin yerinde,kostüm dekorlara verilen caba sayesinde izleyiciye sanki Paris sokaklarında gezdiriliyormus gibi hissettirilmesine rağmen filme bu puan ile büyük haksizlik yapıldığı kanısındayım.Film oldukça çıplaklık içermektedir ama konu koku üzerine olduğu için bu sahneleri başka türlü nasıl cekebilirlerdi ki diye de sorguluyorsun.Filmin içerisinde yer alan çıplaklık beni rahatsız etmekten çok buyulemisti filmi izlerken.Edebiyatin sanatın harmanlanmış olduğu "Koku" anlattığı olayin zaman kavramını öyle güzel tasarlamışki senaryo ile bütünleşmiş harmanlanmışki bir an gerçekten 18.yy'a zaman yolculuğu yapıyormussun hissini yaşatıyor izleyene.Filmde geçen şiirsel anlatım ve psikolojik mesajlar ise daha çok özel kılmış filmi.Peki konusu ne filmin?Kahramanımız Jean Baptiste dogdundan beri kokulara hassasiyeti olan özel ama çok farklı bir çocuktur.Farkliligindan dolayı herkes tarafından dışlanmış ve sahip cikilmamistir.Yetimhanede büyüyen çocuk sadece yaşıtlarından değil çoğu insandan farklı karakteristik özelliklere sahiptir.Koku duyusu gelişmiş bu cocugun bazı duyguları eksiktir ve Jean'i de bu konu yüzünden donuk soğuk sessiz bir tip yapmistir.Fazla konusmayan derdini birkaç kelime ile anlatan bu karakter bir arayışa girmiştir.Herkesin kendine has bir kokusu olduğunu keşfeden genç adam kendisine ait bir kokunun olmadığını farkeder ve yanında çalıştığı parfüm ustası ile üzerine konuştukları 13 esans hakkında araştırmaya girer.Arastirma sırasında kişiliğinin de vermiş olduğu soğukkanlılık ve yer yer duygusuzlugu onu seri bir katile dönüştürür.Bu serüveni anlatan filmde Jean'e kizmaktan çok üzüldüm.Film Maslow'un "Bir yere ait olma"basamağını derin bir şekilde sunmuş.İnsanoglu bir arayış içerisindedir ve bu arayış kişisel sebeplerden ötürü değişim gostermektedir.Kimisi yalnız kalmaktan korkar ve bunun önüne geçmek için arayışa girer seçimlerde bulunur kimisi her konuda başarılı olmak ister bu konuda cabalar uğraş verir.Ben her zaman kendimi bir yere ait hissedemedigim için Jean'i hissederek izledim.Sanki herkesin anlaştığı bir dil var ve ben o ortak evrensellige yabancı doğmuş bir bireymisim gibi.Jean'in arayışı onu seri bir katile dönüştürürken yaşadığı trajedinin izlerini buldum kendimde.Gercek sevgiye aç bir genç adamın merak ettiği duygu için bir türlü suclayamadim ogrenemedigi duygu için Jean'i.Benim için kör birinin gökkuşağına olan merakı gibiydi Jean'in merakı.Safti temizdi ama acgozlulugu bencilliği ile girdiği arayışta, serüvende onu kirletmis başı boş gezen elinde hiç kalmış bir adama çevirmisti Jean'i.Yasadigi dünyaya iz birakmadan yok olup gitmisti belki de kendi gözünden.En sonunda sevgiyi tatmamis bir adam en son sevgiye hükmetme gücünü elde etmiş fakat elde ettiği sahte ,yapay sevgi istedigini verememisti adama ve mükemmel bir son ile doldurulamayacak bir boşluk bırakmıştı bende.Film insanin arayışına çok güzel bir noktalı virgül koyuyor.Bol bol Maslow'dan bahsetmek yerine izleyip sizin maslow'u arastirmanizi düşündüğümden dolayı bu his dolu yorumumu yine teşekkür ederek sonlandiriyorum.Tesekkurler.