Spoiler içeriyor
Bir aşk filmi değil. Hafızanın, travmanın, kimliğin ve insanın kendinden kaçamayışının filmi.. İlk bakışta konu çok basit görünüyor: İki insan ayrılıyor ve birbirlerini unutmak için hafızalarını sildiriyor. Ama film aslında tam tersini söylüyor. Sorun anılarda değil, o anıları yaşayan insanda.…devamıBir aşk filmi değil. Hafızanın, travmanın, kimliğin ve insanın kendinden kaçamayışının filmi..
İlk bakışta konu çok basit görünüyor: İki insan ayrılıyor ve birbirlerini unutmak için hafızalarını sildiriyor. Ama film aslında tam tersini söylüyor. Sorun anılarda değil, o anıları yaşayan insanda. Hafızanı silebilirsin ama karakterini, yaralarını ve seçimlerini silemezsin. Bu yüzden Joel ve Clementine birbirlerini unuttuktan sonra bile yeniden karşılaşıyorlar. Çünkü insan aynı duygusal döngüleri, değişmediği sürece farklı insanlarla tekrar tekrar yaşar
Joel, duygularını bastıran, içine atan ve sessizleşerek hayatta kalmaya çalışan biri. Sevemediği için değil, incinmekten korktuğu için kendini geri çekiyor. Hafızası silinirken Clementine'i unutmak istememesi ise aslında sevdiği kadından çok, onunla birlikte yaşadığı kendini kaybetmek istememesinden kaynaklanıyor.
Clementine ise dışarıdan özgür, deli dolu ve umursamaz görünüyor. Ama bana göre sürekli saç rengini değiştirmesi, ani kararlar alması ve dürtüsel davranması; kimliğini yeniden kurmaya çalışan kırılgan bir insanın çabası. Her yeni saç rengi, "Eski ben öldü, şimdi yeni biriyim." deme şekli. Ama film bize şunu gösteriyor: Saç rengini değiştirebilirsin, anılarını sildirebilirsin ama kendinden kaçamazsın.
Saç renkleri aynı zamanda filmin zaman çizelgesi. Çünkü film kronolojik ilerlemiyor; Joel'in hafızasında geriye doğru yolculuk ediyoruz (Mavi: Ayrılık sonrası melankoli ve boşluk.
Yeşil: İlişkinin umutlu ve canlı dönemi.
Turuncu: Tutku, enerji ve çatışmaların arttığı dönem.
Kırmızı: İlişkinin ilk zamanları; en dürtüsel, en yoğun duygular.)
Film boyunca mekânların yavaş yavaş yok olması da tesadüf değil. Evler kararıyor, duvarlar kayboluyor, insanların yüzleri siliniyor, kitapların yazıları okunmaz oluyor. Çünkü hafıza silinirken beyin artık o ayrıntıları tutamıyor. Yönetmen bize hafızanın çöküşünü göstermiyor; yaşatıyor.
"Beni utancına sakla." diyor Clementine
Bu bana göre filmin özeti. Joel, Clementine'i kurtarmak için onu çocukluk anılarına götürüyor. Clementine ise onu mutlu anılara değil, utanç duyduğu anıların içine saklamasını istiyor. Çünkü utanç, insanın en gizli ve en korunaklı yeridir. Psikolojik olarak bilinçdışının en derin katmanıdır. Sevdiği insanı gururuna değil, en kırılgan yerine saklıyor. Bu yüzden bu sahne bana göre romantik olmaktan çok psikolojik bir metafor.
Diğer yandan
"Keşke seni çocukken tanısaydım."
İlk duyulduğunda çok romantik gelse de bu cümlede "Keşke birbirimizi olduğumuz gibi tanısaydık, travmalarımız oluşmadan tanışsaydık* özlemi var. Çünkü yetişkin olduklarında ikisi de yaralı. Joel korkularıyla, Clementine terk edilme ve kimlik arayışıyla yaşıyor. Çocukluk ise henüz bu savunma mekanizmalarının oluşmadığı dönem. "Keşke birbirimizi yaralarımızdan önce sevseydik." demek gibi.
Bir diğer önemli karakter ise Patrick. O, sevmenin değil sahip olmanın temsilcisi. Joel'in cümlelerini, hediyelerini ve anılarını çalarak Clementine'i kazanmaya çalışıyor. Ama film şunu söylüyor: Bir insanın sözlerini ezberleyebilirsin ama onun kurduğu bağı taklit edemezsin.
Mary karakteri ise filmin vicdanı gibi. Hafızasının daha önce silindiğini öğrendiğinde herkese kasetleri gönderiyor. Çünkü gerçek acı verse bile, yalan bir huzurdan daha değerlidir.
Filmin sonunda Joel ve Clementine birbirlerinin kötü yönlerini öğreniyorlar. Ayrılacaklarını, birbirlerini kırabileceklerini de biliyorlar. Ama yine de "Tamam." diyorlar. Bu mutlu son değil. Bilinçli bir seçim. "Canım yine yanabilir ama buna rağmen seni seçiyorum."
Film bana göre tek bir cümle söylüyor:
İnsan geçmişinden kaçamaz. Çünkü geçmişi sadece hatırladığı şeyler değildir; geçmişi, dönüştüğü kişidir.
Acıyı silebilirsin ama o acının seni değiştirdiği insanı silemezsin. Bu yüzden Sil Baştan, hafızayı değil; kimliği anlatan bir film. Ve belki de en büyük ironisi şu: İnsan bazen unutmak için her şeyi yapar ama gerçekten iyileşmek, unutmaktan değil, hatırladığında artık eskisi kadar canının yanmamasından geçer
Nedense aklıma filmden sonra şu dizeler geldi
"70'lerde olsak bir sürü plak alırdım sana, 80'lerde açık hava sinemasına götürür, izledikten sonra muhallebi ısmarlardım, 90'larda mahallenin bütün güzel misketlerini kazanır dökerdim avuçlarına, 21.yüzyılda nasıl sevilir inan ki bilmiyorum, içim ısınmadı bu yüzyıla, bağışla"