“Kaç hayat yaşayınca yorulur insan? Kaç seneden sonra yaşlı? Kaç sevdadan sonra kalpsiz? Ve kaç kelimeden sonra lal olur?” Bilen varsa güne not düşsün…🌸☔️
Bazen hayatta hiç beklemediğin bir anda karşına bir şey çıkar ve parmağını uzatıp bir şey gösterir sana. Bir roman kahramanı mesela. Kitapta bir laf eder. Altı çizilecek cilalı cümlelerden değil ama, kendi halinde bir cümle. Bir tek sen cımbızlarsın onu…devamıBazen hayatta hiç beklemediğin bir anda karşına bir şey çıkar ve parmağını uzatıp bir şey gösterir sana. Bir roman kahramanı mesela. Kitapta bir laf eder. Altı çizilecek cilalı cümlelerden değil ama, kendi halinde bir cümle. Bir tek sen cımbızlarsın onu kitabın kalabalığından. Sırf sana bir şey anlatır o cümle. Başka herkese susar.
“Dün bir şiir daha yazdım senin için. Önce tuttum karşıma oturttum seni, konuşturdum, güldürdüm, ağlattım. Her halin hoşuma gidiyordu. Kadındın ama önce insandın. Güzeldin ama önce iyiydin. Elbette seni yazacaktım, senin için yazacaktım. Birbirimizi tamamlıyorduk durmadan. Sen hiç denize baktığın zaman bir orman gördün mü? Dağların denize en yakın olduğu yerde yeraltı nehirlerini düşündün mü”
“Onuncu Mektup”
Adını söylerken bir ciddiyet çöker üstüme Öyle yalın Öyle gerçek Öyle sade Öyle samimi Takılı kalıyorum, buradan ileri gidemiyorum. O eşiği aşmak için eşlik etmiyor bana ayaklarım. Durup düşünüyorum. ve ben daldıkça heybetli sevdamın sancısına, hangi rakam hangi rakamın peşinden…devamıAdını söylerken bir ciddiyet çöker üstüme
Öyle yalın
Öyle gerçek
Öyle sade
Öyle samimi
Takılı kalıyorum, buradan ileri gidemiyorum.
O eşiği aşmak için eşlik etmiyor bana ayaklarım.
Durup düşünüyorum.
ve ben daldıkça heybetli sevdamın sancısına,
hangi rakam hangi rakamın peşinden gelir unutuyorum.
Hangi saat, hangi saati seyrederde akar zaman bilmiyorum.
At vurulduğu için mi içim paramparça?
Yoksa paramparça olmak için bir sebep mi arıyor içim?
Kafamın içindekiler giyotin gibi iniyor zihnime.
Ortadan ikiye bölünmek öte dursun,
kurşun dahi işlemiyor sen varken düşüncelerime.
Bir omuz ver bana,
bir el...
Sistemin çarkında dönmeyi reddeden ve durmayı seçtiği için çarkın ezip geçtiği bir adam Gregor Samsa.. Sistemin istediğini sisteme veremeyenlerin böcekten farksızlaştığı ve ezilmesinin en mantıklısı olduğunu düşünen bir sistemi eleştiren başarılı bir kitap. Bir anda hem kendisine hem topluma hem…devamıSistemin çarkında dönmeyi reddeden ve durmayı seçtiği için çarkın ezip geçtiği bir adam Gregor Samsa..
Sistemin istediğini sisteme veremeyenlerin böcekten farksızlaştığı ve ezilmesinin en mantıklısı olduğunu düşünen bir sistemi eleştiren başarılı bir kitap. Bir anda hem kendisine hem topluma hem de ailesine, odasına bile yabancılaşan bir adamın hikayesi dönüşüm. Yüzyıl önce yazılmış bir romanın bugüne ait izler taşıması gerçekten etkileyici. Ötekiyi ötekinin gözünden görebilmemizi sağlıyor. "değersizlik" ve "hiçlik" duygusu üzerine yazılmış bu kısacık öykünün taşıdığı derin anlam onca yıl geçmesine rağmen hayatın sillesini en yakınları tarafından yemenin bu kadar mümkün olduğunu gösteriyor. Kafka bu eseri ile ilgili "herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor" şeklinde bir değerlendirme yapıyor aslında.
Kitabı edebi açıdan değerlendirdiğimizde, okuyucuyu tatmin edecek, merak uyandıracak akıcı cümleler bulamazsınız. Bu yüzdendir ki, bir çok kişi tarafından sıradan, basit ve fazla abartılmış olarak tanımlanır. Fakat metaforları seven okuyucular için tadı damakta kalacak nitelikte bir eser.
Kitabın anlatmak istediklerini gerçekten anlayabilirseniz kusursuz bir deneyim sunuyor.
Evettt eser hakkında ki düşüncelerim bu yöndeydi. İçerdiği derin mesajlardan ötürü ben çok beğendim. Eğer ölmezsek bir daha ki gönderide buluşmak dileğiyle. Hoşça kalın dostlar…✨
Seni böyle seversem asarlar beni. Bir deniz fenerinin söndüğünü görürsün. Evlerine kapanır gemiler, Sis basar bütün limanları. Seni böyle sevdiğimi bilseler, Asarlar beni. Yokluğunu anlatırlar önce, bir güzel. Dudaklarım çatlayınca susuzluğuna, Sabah beş buçukta ipe çekerler. Seni böyle sevdiğimi bilemezler…devamıSeni böyle seversem asarlar beni.
Bir deniz fenerinin söndüğünü görürsün.
Evlerine kapanır gemiler,
Sis basar bütün limanları.
Seni böyle sevdiğimi bilseler,
Asarlar beni.
Yokluğunu anlatırlar önce, bir güzel.
Dudaklarım çatlayınca susuzluğuna,
Sabah beş buçukta ipe çekerler.
Seni böyle sevdiğimi bilemezler
Bilselerde bilemezler
Ay batar
Gün doğar
Yer oynar yerinden
Duyamazlar… 🌙
Bir insanın ruhunu, hislerini, duygularını öldürmekte aslında bir cinayettir. Özellikle susmak susturulmaktan daha tehlikeli. Sesinden vazgeçenin içine bakmayı içiniz kaldırabilir mi? Tüy kadar ince kılıç kadar keskin duygularımız aslında bir kelebek kanadı kadar hassas. İnsan psikolojisinde meydana gelen hasarların hiçbir…devamıBir insanın ruhunu, hislerini, duygularını öldürmekte aslında bir cinayettir. Özellikle susmak susturulmaktan daha tehlikeli. Sesinden vazgeçenin içine bakmayı içiniz kaldırabilir mi?
Tüy kadar ince kılıç kadar keskin duygularımız aslında bir kelebek kanadı kadar hassas. İnsan psikolojisinde meydana gelen hasarların hiçbir zaman yüzeysel sonuçlarının olmadığını görüyoruz. Derinlere indiğinizde kötülüğü doğuran unsurların aslında iyi sandığımız ve herkesin alkış tutup normalleştirdiği normlardan kaynaklandığını görüyoruz. Söylenen sözlerin, kırılan kalplerin, yapılan haksızlıkların görünenler bir yana görünmeyen sonuçları ağır oluyor. En çok var olanların hiç olamayanlardan daha fazla yok sayılması, sıradan bir komedyeni yörüngesi kaymış bir canavara çevirebilir. Hemde kahkaha atan bir canavar. Herkes kahkaha attığını düşünürken kendi içinde var olma çabası veren Jokerin aslında çaresizlik içinde haykırışını izledik. Oysa ki kahkahalar atan joker uzaktan ne kadar da güçlü görünüyordu öyle. En güçlü kişilerin genellikle en hassas olduğunu biliyor muydunuz? En fazla nezaket gösterenlerin aslında kaba davranışlara maruz kaldığını? Sürekli başkalarıyla ilgilenenlerin aslında aslında ilgiye en çok ihtiyaç duyanlar olduklarını? Bazen birinin mutlu görünmesi mutlu olduğu anlamına gelmez; yüzündeki o gülümsememin ardına bakarsanız, aslında ne kadar acı çektiğini görebilirsiniz. Jokerin içinde bulunduğu çaresizliği iliklerime kadar hissettim diyebilirim.
Genel olarak toplayacak olursam film hakkında ki bazı negatif düşüncelere nazaran ben filmi çok beğendim. Diyaloglar gerçekten etkileyiciydi. Jokerin oyunculuğuda kesinlikle saygıyı hak ediyor. Eminim çoğunuz izlemiştir ve o yüzden tavsiye vermeyeceğim.
Maviler gönderdim sana. Denizini kaybetmiş bir şehrin gökyüzünden. Sonra şiirler yazdım adına, sessizliğin sağır edici türküsünden ve çelik tadında yalnızlıkların gölgesinden. Peki hangi çağın deliliğiydi ki bu; huzura adanmış onca çiçek arasında, yalnız seni kopardım şu yeryüzünden ?
Şu replik filmin genel özeti diyebilirim; “Aldanmaya giden kapı büyük ve şeytana giden yol her zaman geniştir.” Başarıya giden yolda kimler kimleri eziyor. Bazen eziyor, bazende eziliyorsunuz. Freni patlamış şuursuz kamyon gibi. Gözler kör, kulaklar sağır. İnsanlığın iki yüzünden ziyade…devamıŞu replik filmin genel özeti diyebilirim;
“Aldanmaya giden kapı büyük ve şeytana giden yol her zaman geniştir.”
Başarıya giden yolda kimler kimleri eziyor. Bazen eziyor, bazende eziliyorsunuz. Freni patlamış şuursuz kamyon gibi. Gözler kör, kulaklar sağır. İnsanlığın iki yüzünden ziyade tek ve merhametsiz yüzünün yani kibirin ve kötülüğün çarpıcı bir şekilde yüzüme vuruşunu izledim. Günahın yolları büyük geniş ve cezbedici tıpkı John Milton'ın odasının genişliği ve lüksü, şirketin büyüklüğü ve genişliği gibi. Tıpkı büyük yollar, Büyük şehir, Büyük fırsatlar, Büyük paralar ve büyük hırslar gibi.
Melekler sadece portre olarak dururken, şeytan dibinizde bitiyor, hem de kanlı canlı. Dünyanın iki yüzü diyebilirim. Film, insanın insan olma savaşına öyle keskin darbeler indirdi ki şeytanın bir an kulağıma “bana ne gerek var ki” dediğini duyar gibi oldum. Cinsel ve bazı çıplak sahneler gerçekten ruhuma iyi gelmedi. Bazı yerleri hızlıca geçmek zorunda kaldım. Sadece iki kişi arasında yaşanabilecek şeylerin bu kadar normalleşmiş olmasını midem almadı. Tabii kültür farkı var ama bence sanat bu değil. Bazı şeyler bu kadar kolay ve bir o kadarda ucuz olmamalı. Gözlerim biraz kirlenmedi değil. Ama insanı körelten duygular çok iyi işlenmişti. Kibir, yalan, ihanet, hırs gibi kavramlar filmde birer beden bulmuş. Aşağıdan aydınlık olarak gördüğümüz o hayalini kurduğumuz zirve, aslında karanlıkta parlayan bir yanardağ ise vay halimize. İçine giriş var çıkış yok. İzlediğimiz bu film teorik olarak gerçekte var olan kirli dünyayı gözler önüne serdiği için insan biraz korkmuyor değil. Paranın hırsı, hırsın da parayı yenemediği bir dünyada iyilik yetim kaldı diyebilirim.
Toparlayacak olursam; evet filmin senaryosu ve oyunculuklar gerçekten muhteşemdi. Sonuna kadar sıkılmadan izledim. Ama bahsettiğim cinsel ve çıplak sahnelerden ötürü bana iyi gelmedi🥲… Benim için problem olmaz diyorsanız kesinlikle izleyin. Altta beni etkileyen repliklerden bir kaç tanesini yazdım…👇
“Özgür irade tıpkı kelebek kanatlarına benzer. Bir kere dokundun mu bir daha yerden havalanamazlar”
“İnsan iştahını öyle bir noktaya kadar keskinleştirir ki, katedral büyüklüğünde egolar gelişir.”
“Geleceği satın alır, geleceği satarsın. Taa ki gelecek kalmayana dek”
“Bu dünyayı kimse önemsemez. Hava yoğunlaşır, sular kirlenir, arıların balı bile metalik bir radyoaktif bir tad alır.”
“En sıkıcı sıradan düşleri bile dolar yeşili, altın fantezilerle bezersin. Taa ki her insan arzularının peşinde bir imparator olana dek. Kendi tanrısı olana dek..”
Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var, düşlemek var. Şimdi nerdesin? Ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın değil mi? Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten.…devamıAyrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var, düşlemek var. Şimdi nerdesin? Ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın değil mi?
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan, ikisi de kötü, ikisinin de hazin tarafı yaşantımızın…☔️
(Beşinci Mektup)
Ne yazılır bilemedim.Konuşmaktan çok yazarken rahatlıyorum. İçimdekiler içimdeki dünyaya sığmayınca bende buraya yazdım. Şeridi arabayla doldurmak gibi işte… Bu arada yazı konusunda eleştiriye açığım. Acımayın. Ve yazarken dinlediğim şarkı: (Alec Benjamin - Let Me Down Slowly) Sağımda bir melek, solumda…devamıNe yazılır bilemedim.Konuşmaktan çok yazarken rahatlıyorum. İçimdekiler içimdeki dünyaya sığmayınca bende buraya yazdım. Şeridi arabayla doldurmak gibi işte… Bu arada yazı konusunda eleştiriye açığım. Acımayın.
Ve yazarken dinlediğim şarkı:
(Alec Benjamin - Let Me Down Slowly)
Sağımda bir melek, solumda olanlardan bi haber. Nefes alıyor, bakıyor, gülüyor. Gökyüzünde süzülen ebabilin kanatlarında evrene huzur dağıtıyor. Usulca yaşayıp gidiyor göğüs kafesimde. Ama yakın, ama uzak.. Bazen adım, adım. Bazen koşarcasına…
Peki mesafeler midir uzak olan yoksa o mesafelere sığdırdığımız hayaller mi? Ölüm müdür soğuk olan yoksa soğukta ölümü hissetmek mi? Yaşarken ölümü tatmak ölümün kendisi kadar acımasız. Yaşam ve ölüm ne derin kavramlar. Birisi yolun sonu diğeri engebelerle dolu bir yol. Bu yol heves kırıklıkları ve göz yaşlarıyla dolu. Görünenlerden çok görünmeyen yaralarına rağmen o yolu yürümek zorunda olduğun gerçeği ve her şeye rağmen dualarla süslü çerçeve içinde saklı kalan umutlar ve hayaller vardır. Evet hayaller…
O uçsuz bucaksız dünyamıza nelerde sığdırırız öyle. Milyonlarca insanın var olduğu bu evrende bu sınırları olmayan dünyamıza kaç kişiyi sığdırırız? O temiz dünyamızı sadece bir kişi ile doldurmanın maneviyatına kaç insan ulaşabildi ki? Kaçımızda var o yürek? Sevginin tende değilde kalpte başladığını kimler biliyor? Bilinmezler dolu o koca evren..
İçinde yaşadığınız evrenle, içinizde yaşattığınız evren arasında kurabildiğiniz bağ kadar mutlusunuzdur. Herkesin hakettiğini yaşadığı bir dünya yok, bir yerlerde birilerine hep yazık oluyor. Sınanıyoruz İşte. Testiyi kıranların suyu getirenlerden daha itibarlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz sonuçta. Sınanma bu ya;
Kimisi baharın senfonik baş döndüren esintisiyle, kimiside kışın bıçak gibi keskin ve soğuk rüzgarlarıyla. Kimisi yeryüzünün aydınlık özgürlüğünde yıldızlara bakarak, kimiside odanın sert ve zifiri tavanına bakarken gökyüzünü hayal ederek. Kimisi üzerine martıların konduğu sahil kenarında süzülen bir kayıkla, kimiside güvertesinde tonlarca yük ile okyanusun deli dalgalarına meydan okuyan yük gemisiyle sınanıyor. Dünyanın iki yüzü ve bunca zorluğa rağmen temiz kalabilmek..
Pekii gerçekten temiz miyiz?
Her insan bir yağmur tanesi kadar temiz midir? Kirli dünyamıza yağan her yağmurda toprağın eşsiz kokusunu alır mıyız? Ufkumuzu açan o eşsiz koku her zaman baharın habercisi midir? Şefkatiyle toprağı yumuşatan o bereketli yağmurlar en çok kışın yağmaz mı? Beyazın en muhteşem halinin yaşandığı, güneşin bile aleviyle yakmayacak kadar saygı duyduğu bu muhteşem mevsimden neden korkarız ki? Gözlerin ve bedenlerin kirlenmediği, bütün insanlığı örtebilen soğuk ama masum mevsim.. Çay gibi yaşanır o kış günleri. Kâh açık, kâh demli. Her anımıza şükretmek hepsinden değerli…
Sağnak yağmurun altında ateş yakma çabasıdır hayat ki bu yüzden “her şey güzel olacak” sözünü vermeyin. Malesef ki olmuyor ola ki “her şey kötü oldu, ben yine senin yanındayım” sözü çok daha kıymetli. Kulak verin birbirinizin sesine ve ne demek istediğinizi anlamaya çalışın. Bir birinizin yankısı olun, kaybolup gitmeyin. Ses yankısını duymazsa kaybolup gider. Sessizce dinleyin… ☔️
Saçmalamam bu kadardı. Herkese her şey için teşekkürler. ✨🌸