Aaa ilk ben mi yorum giriyorum. Halbuki son zamanlarda o kadar gereksiz ve amaçsız Türk filmi izledim ki bu onların arasından sıyrılmayı başarmış, bir derdi olan, eğlenceli ve keyif veren bir film. İlker Aksum zaten çok iyi bir aktör. Rolünün…devamıAaa ilk ben mi yorum giriyorum. Halbuki son zamanlarda o kadar gereksiz ve amaçsız Türk filmi izledim ki bu onların arasından sıyrılmayı başarmış, bir derdi olan, eğlenceli ve keyif veren bir film. İlker Aksum zaten çok iyi bir aktör. Rolünün hakkıını vermiş.
Filmdeki en can alıcı diyalog ise şuydu "Dün gece neden ben diye sormuştun. Neden bir başkası değil. Çünkü sen benim dengemi bozdun. Seninleyken kim olduğumu unutturdun bana''
İyi Seyirler. Puanım 7.0
Hepimiz nasıl bir yaşama sahip olursak olalım, en az bir kez içinde bulunduğumuz yaşamın stresine dayanamayıp olabildiğince uzaklara kaçmayı, doğa ile bir yaşamayı hayal etmişizdir. Sonuçta şehirlerimize, bilgisayarlarımıza ve cep telefonlarımıza ne kadar bağlı olursak olalım, milyonlarca yıl doğa ile…devamıHepimiz nasıl bir yaşama sahip olursak olalım, en az bir kez içinde bulunduğumuz yaşamın stresine dayanamayıp olabildiğince uzaklara kaçmayı, doğa ile bir yaşamayı hayal etmişizdir. Sonuçta şehirlerimize, bilgisayarlarımıza ve cep telefonlarımıza ne kadar bağlı olursak olalım, milyonlarca yıl doğa ile bire bir yaşamış bir yaşam türünün torunlarıyız. Ve başkaları ne kadar nasıl bir yaşama sahip olmamız gerektiğini öngörse bile, bir insan olarak her zaman değişik seçimlere sahip olduğumuzu bilmemiz önemli. İstemediğin bir okula gidip, nefret edeceğin bir işte bütün yaşamın boyunca köle gibi çalışmak mı, veya her şeyi geride bırakıp doğa ile beraber yaşayıp her gün temiz havayı ciğerlerine çekmek mi? Seçim ilk bakışta basit gibi.
Into The Wild'ın öznesi Christopher McCandless (Emile Hirsch), bu ikinci seçimde bulunuyor ve üniversiteden mezun olduktan hemen sonra iş, aile ve sorumluluk gibi ağırlıkları geride bırakıyor. Bütün parasını yakıyor ve Alaska'da doğa ile bire bir yaşamak için yola koyuluyor. Jon Krakauer'ın McCandless'ın gerçek yolculuğunu anlattığı aynı isimli kitabı okumuş, veya hikayeyi biraz bilen okuyucu, bu yolculuğun sonunu biliyordur zaten. Sean Penn'in uyarlayıp yönettiği film versiyonu ise yolun sonundan çok yolculuğun kendisi üzerine odaklanıyor.
McCandless, uzun yolculuğu boyunca sayısız macera ve her türden insan ile karşılaşıyor. Grand Canyon'da river rafting yapıyor, doğayı kendine ev ediniyor, orta yaşlı bir hippi çift ve özellikle yaşlı yanlız bir adamla unutulmaz birer ilişki kuruyor. Fakat McCandless'ın bu muhteşem yolculuğunun yanında geride bıraktığı ailesinin çektiği acı hakkında bir kaç küçük sahne haricinde pek bir bilgiye sahip olmuyoruz. McCandless, iki yıllık yolculuğu boyunca bir kez bile ebeveynleri ve en önemlisi her şeyden çok sevdiğine inandığımız kız kardeşi ile haberleşmiyor.
Sean Penn'in, Krakauer'ın kitabından, ve özellikle McCandless'ın yaşam ve cesaret dolu ruhundan çok etkilendiği ortada. Ve Into The Wild'ın en büyük problemi buradan kaynaklanıyor. Film boyunca McCandless'ı neredeyse azizimsi pozisyonlarda görüyoruz (Çarmıha gerilmiş İsa pozunda nehirde kaydığı çekim mesela). McCandless ile karşılaşan herkes ondan çok etkileniyor ve onun yaşamında ilham buluyor. Herkes ya ondan ayrılmak istemiyor, ya ona aşık oluyor, ya da onu evlat edinmek istiyor. Biraz sinik bir bakış açısı getirdiğimin farkındayım, ama eminim ki iki yıl boyunca McCandless'dan etkilenmemiş, hatta hiç bir uyarı olmadan ailesini terk ettiği için ona sorumsuz bir velet muamelesi yapmış biri olmuştur mutlaka.
Into The Wild, aklıma hemen bir kaç sene öncenin muhteşem Werner Herzog belgeseli Grizzly Man'i hatırlattı. İki film de yaşamlarını geride bırakıp doğa ile bire bir varolmayı seçen genç birer erkek ile ilgili. Herzog, Grizzly Man ile öznesi Timothy Treadwell'in cesareti ve tutkusunu ne kadar övse de, verdiği bazı kararların tehlikesi ve sorumsuzluğu üzerine de değinerek daha objektif bir bakış açısı sunuyor. Penn ise bu ince değneğin sadece bir kısmına odaklanarak bir incelemeden çok McCandless'ın sonsuz cesaret ve yaşam dolu ruhunu savunduğu bir tez sunuyor.
İşte bu sebepten dolayı Into The Wild'ı izledikten hemen sonra filmden neredeyse nefret ettiğimi, kaçırılmış bir fırsat olduğunu düşündüğümü itiraf etmeliyim. Fakat zaman ilerledikçe film hakkındaki negatif hislerim giderek azaldı. Filmi bir kez daha ziyaret ettiğimde daha ılık bir tepkiyle yaklaşabildim. Bazı anlatım seçimlerinde kişisel olarak hissettiğim kusurlara rağmen Into The Wild, teknik bakımdan neredeyse kusursuz.
Ana karakteri gibi filmin sinematografisi, doğanın olabilecek en "doğal" güzelliğini yakalamak amacında. Ve bu yolda McCandless kadar başarılı oluyor. Filmin oyuncu kadrosu, bir yanlış seçim dışında (Tek notalı genç hippi kız rolünde Kristen Stewart) baştan sona sağlam. Özellikle kısa rolüyle Oscar'a aday olan Hal Holbrook, ailesini bir trafik kazasında kaybetmiş eski asker Ron Franz ile filmin duygu yüklü üçüncü perdesine hakim oluyor.
Into The Wild, ayrıca senenin en iyi müziklerine sahip. Pearl Jam solisti Eddie Vedder'in filme özel yazdığı şarkıların her biri sakin ve ilham veren doğa görüntülerine mükemmel bir biçimde eşlik ediyor. Çoğunluk tarafından yere göğe sığdırılamamış, benim tarafımdan ilk başta zayıf not almış, şimdi ise geçer not alan filmin hâlâ kaçırılmış bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Ama en iyi iki arkadaşım gibi filme olan ölümsüz sevginizi her fırsatta ifade ederseniz, artık şevkinizi azaltmayacağıma da söz verebilirim
Çözülemeyen bir seri katil filmi... Efsane film Fight Club yönetmeni David Fincher bu sefer yaşanmış bir seri katil cinayetini ele almış. Film 1960lı yıllarda Amerika'da, San fransisco şehrinin tarihinde efsane olmuş ve dosyası hala kapatılamamış bir seri cinayet dosyası bulunmaktadır.…devamıÇözülemeyen bir seri katil filmi... Efsane film Fight Club yönetmeni David Fincher bu sefer yaşanmış bir seri katil cinayetini ele almış. Film 1960lı yıllarda Amerika'da, San fransisco şehrinin tarihinde efsane olmuş ve dosyası hala kapatılamamış bir seri cinayet dosyası bulunmaktadır. Yönetmenimiz David fincher de o yıllardaki cinayetleri çözmeye çalışan insanların hayatını kameraya almış. Zodiac kimdir ? kaç kişilerdir ? Bu soruları film boyunca sık sık kendinize soracaksınız.
Hollywood'un yeni nesil aktörlerinden Jake Gyllenhall, sorunlu ve herkesten farklı düşünme yeteneği olduğu için kendisini bu davayı çözmeye adamış ve bu yüzden işinden olmayı da göze almış bir karikatüristi canlandırıyor. Çok iyi bir performans sergilediğini söyleyebilirim. Robert Downey ve Mark Ruffalo da iyi bir performans sergilemiş..
Bir köy düşünün. Dünyadan bihaber yaşıyorlar. Ama ciddi ciddi bihaberler. Kendi çaplarında yaşayıp ölüyorlar. Dışarıyla kontağı hiç açmamışlar. Açmalarına da gerek yok zaten. Kuzey ile Güney Kore kendi aralarında kapışırken, her iki taraftan da bir grup askerin yolu bu köye,…devamıBir köy düşünün. Dünyadan bihaber yaşıyorlar. Ama ciddi ciddi bihaberler. Kendi çaplarında yaşayıp ölüyorlar. Dışarıyla kontağı hiç açmamışlar. Açmalarına da gerek yok zaten. Kuzey ile Güney Kore kendi aralarında kapışırken, her iki taraftan da bir grup askerin yolu bu köye, bu olağanüstü insanların arasına düşüyor.
Savaş, drama, komedi, insanlık, kardeşlik, saflık. Aklınıza ne gelirse var. Önce aradaki husumete tanık oluyor, ardından kahkalara boğuluyorsunuz şahit olduğunuz olaylar karşısında. Yaşadığınız duygusallık, gözlerden akan yaş ise anlatılmaz, yaşanır işte! Hikayenin, müziklerin, renklerin, manzaranın enfesliğini ise size bırakıyorum. Welcome to Dongmakgol, son zamanlarda izlediğim ve beni benden alan, çok sağlam etkileyen filmlerden biri.
İnternetten en çok izlenen filmleri ararken rastladım. Konusu, Sıradan bir yaşam süren bir çift, Fiji adalarına pahalı ve egzotik bir tatil kazanır ve macera başlar. Adaya gelen çiftimize, hotelin sahibi 8 soru sorup 5 milyon Rupi kazanabileceklerini söyler. Kurallar çok…devamıİnternetten en çok izlenen filmleri ararken rastladım. Konusu, Sıradan bir yaşam süren bir çift, Fiji adalarına pahalı ve egzotik bir tatil kazanır ve macera başlar. Adaya gelen çiftimize, hotelin sahibi 8 soru sorup 5 milyon Rupi kazanabileceklerini söyler. Kurallar çok katı, başladıktan sonra vazgeçmek yok. Alt tarafı 8 soru, ne kadar zor olabilir ki, izleyin görün bakalım.
Masal tadında bir filmdi. Oyunculukları, mekanları ve hareketli sahneleriyle filme hayran olmamak mümkün değil. Filmin süresi de ideal tutulmuş, ne kısa ne de uzun olmuş. Beklentimin üstüne çıktı diyebilirim. 8,5/10
Genç bir kız, kasabanın zengin sakinlerinden Curzio Pilati’yi (Fabrizio Bentivoglio) tecavüz ve şiddet ile suçlar. Ancak polis aslında polis tarafından zaten tanınan ve pedofili nedeniyle tutuklanan bir adamın kızı olduğunu düşünerek şikâyeti pek de ciddi almaz. Kasabanın güvenlik işlerinden sorumlu…devamıGenç bir kız, kasabanın zengin sakinlerinden Curzio Pilati’yi (Fabrizio Bentivoglio) tecavüz ve şiddet ile suçlar. Ancak polis aslında polis tarafından zaten tanınan ve pedofili nedeniyle tutuklanan bir adamın kızı olduğunu düşünerek şikâyeti pek de ciddi almaz. Kasabanın güvenlik işlerinden sorumlu olan Roberto (Marco D'Amore) elindeki imkanları da kullanarak tüm hikayeyi açıklığa kavuşturmaya çalışır. Pilati ile Roberto’nun eşi belediye seçimleri için birlikte çalıştıklarından eşi de olayı çok fazla kurcalamamasını istese de Roberto rahat durmaz. Hikaye de ilerledikçe kendi ailesi ile alakalı öğrendikleri sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Fena film değildi, işleyişi biraz daha iyi olabilirmiş ama yine de izlenebilir bir film
Gayet keyifli bir dizi. Dünyanın sonu ve insanlığın geleceği ile ilgili alternatif bir yol izlemişler. İlginç bir senaryo olmuş. Çocuk oyuncuların hepsi birbirinden tatlı ve rollerinde de bayağı başarılılar bence. Ben beğendim. Sanki ikinci sezonu gelir gibi hissettim.
Babasını yeni kaybetmiş olan ergen bir kız olan "Verónica" hala babasının yasını tutmaktadır. Annesi ailesine bakabilmek için tam zamanlı bir şekilde bir barda çalışmakta ve evde kalmakta olan üç küçük kardeş "Lucía", "Irene" ve "Antoñito"'ya "Verónica" göz kulak olmaktadır. Güneş…devamıBabasını yeni kaybetmiş olan ergen bir kız olan "Verónica" hala babasının yasını tutmaktadır. Annesi ailesine bakabilmek için tam zamanlı bir şekilde bir barda çalışmakta ve evde kalmakta olan üç küçük kardeş "Lucía", "Irene" ve "Antoñito"'ya "Verónica" göz kulak olmaktadır. Güneş tutulmasının yaşandığı bir 1991 yılının Haziran'ında "Verónica" ve iki yakın okul arkadaşı herkesin güneş tutulmasını izlemesini de fırsat bilerek okulun mahzeninde ruh çağırma seansı düzenleyip yakın zamanda kaybettikleri insanların ruhları ile konuşmaya çalışırlar. Ancak bu seans denemesi hiç de bekledikleri gibi gitmeyecek ve sonrasında "Verónica"'ya şeytani bir ruh dadanacaktır.
Fena bir film değil, gece izlemeyin sonra uyku tutmayabilir.
Spoiler içeriyor
Dizi, İskandinav mitolojisini konu aldığı ve aynı zamanda da çevre sorunları ile alakalı mesajlar verdiği için birçok insanın dikkatini çekmeyi başarabilmişti. İkinci sezonu 27Mayıs’ta yayınlanmaya başlayan Ragnarok her bölümü ortalama 45 dakikalık 6 bölümden oluşuyor. Ragnarok’un ilk sezon finalinde, Magne…devamıDizi, İskandinav mitolojisini konu aldığı ve aynı zamanda da çevre sorunları ile alakalı mesajlar verdiği için birçok insanın dikkatini çekmeyi başarabilmişti. İkinci sezonu 27Mayıs’ta yayınlanmaya başlayan Ragnarok her bölümü ortalama 45 dakikalık 6 bölümden oluşuyor.
Ragnarok’un ilk sezon finalinde, Magne karakteri sonunda Jutul ailesinin babası ve lideri olan dev Vidar ile savaşmıştı. Herkesin umutsuzluğa düştüğü anda, Magne Thor’un gücünü çağırabildi. Vidar’ı yenebilmek amacıyla yoğun bir çaba sonucu bir yıldırımın kendisine ve Vidar’a çarpması için çağırdı. Yıldırım Magne’yi öldürmedi, ancak bilinçsiz bıraktı. Olaya Vidar’ın tarafından baktığımızda ise karakteri için bir şey söylemek zordu, çünkü sezon finali onun karakterinin kaderi için belirsiz bir şekilde bitmişti.
İkinci sezonda da Magne, Thor olarak bu sezonda da Jutul ailesinin devleri ile mücadele etmeye devam ediyor. İlk sezonda kendisine ne olduğunun farkında olmayan Magne karakteri, bu sezonda kendisi ile ilgili bazı şeyleri farkına varıyor. Sahip olduğu güçlerle ne yapabileceği hakkında uzlaşmaya çalıştığına tanıklık ediyoruz. Magne karakteri aynı zamanda başka insanların da doğaüstü yeteneklere sahip olma ve İskandinav yaratıkları olma ihtimalini de araştırıyor ve insanları bakışları ile etkileme gücüne sahip Iman ile tanışıyor. Ayrıca markette çalışan yaşlı kadın Wenche ve korsan gözlüğü takan yaşlı adam (Odin) ile güçlerini birleştiriyor.