birbirinden farklı aile üyeleri, yol hikayesi, aile olma, absürtlük ve dram unsurları ile aslında bir yere kadar eğlenceli ve sakin bir şekilde gidiyordu lakin güzellik yarışmasına dek. çok rahatsız etti beni. film izlerken elektrik kesintileri de yaşandığı için o öfkeyle…devamıbirbirinden farklı aile üyeleri, yol hikayesi, aile olma, absürtlük ve dram unsurları ile aslında bir yere kadar eğlenceli ve sakin bir şekilde gidiyordu lakin güzellik yarışmasına dek. çok rahatsız etti beni. film izlerken elektrik kesintileri de yaşandığı için o öfkeyle normal rahatsızlık seviyesinden iki-üç derece fazla rahatsızlık duydum. sektöre eleştiri diyip geçebiliriz ama eleştiri olması rahatsızlık vermeyeceği anlamına gelmez. birde son sahneler olduğu için kalıcılığı daha fazla olur bu hissiyatın. belki bir zaman sonra daha adil değerlendirebilirim. şimdilik beklentiyi hiç etti.
kendisini ciddiye almadan derin konular anlatan filmleri, içinde kopan fırtınaları kahkahalarıyla örtmeye çalışan insanlara benzetiyorum. bu filmde de komedi hakim ama her zaman kendisini hatırlatan bir hüzün mevcut. aslında filmi izleme sebebim elizabeth olsen'in oynamasıyla konusunun ilginç olmasıydı. aşka ve…devamıkendisini ciddiye almadan derin konular anlatan filmleri, içinde kopan fırtınaları kahkahalarıyla örtmeye çalışan insanlara benzetiyorum. bu filmde de komedi hakim ama her zaman kendisini hatırlatan bir hüzün mevcut. aslında filmi izleme sebebim elizabeth olsen'in oynamasıyla konusunun ilginç olmasıydı. aşka ve evliliğe inancımı yitirdiğim yerler oldu ama nihayetinde tekrar umutlarım yeşerdi. izleyiciyi de çıkmaza sürükleyen, sonu, sonsuzluğu düşündüren ve hissettiren, yaşatan bir film. kolay kolay ahkam kesemediğiniz bir ikilem var. finaline bağlanmak için yaşanan son 5 dakikaya müsamaha gösterirsek gayet keyifli, duygusal ve özgün bir yapım diyebilirim.
Bir kitabın incelemesi onu tamamen veya çoğunu okuduktan sonra yapılır; ancak Kendime Düşünceler eserini tek okuyuşta kim özümseyerek ve hakkını vererek okudum diyebilir? Bence kimse. Kurgu bir hikâye gibi sayfaları hızlı hızlı çevirip ardından rafa kaldırılacak bir kitap asla değil.…devamıBir kitabın incelemesi onu tamamen veya çoğunu okuduktan sonra yapılır; ancak Kendime Düşünceler eserini tek okuyuşta kim özümseyerek ve hakkını vererek okudum diyebilir? Bence kimse. Kurgu bir hikâye gibi sayfaları hızlı hızlı çevirip ardından rafa kaldırılacak bir kitap asla değil. Bazen gece uyumadan önce bazen de uyandıktan sonra günlük hayattaki sorunlara karşı rehber olacak, yol gösterecek bir başucu kitabı.
İnsanoğlu olarak var olduğumuzdan bu yana mutluluğun gizini, sırrını aradık durduk. Bazı filozoflar ve ünlü düşünürler de yaşamlarını bu arayış içinde feda etti. Bu düşünceler daha da ileri giderek ekollere dönüştü. Bu ekollerin örneklerinden biri de Stoacılık Okulu. Bu düşünce ekolünün en önemli temsilcilerinden biri de Marcus Aurelius. Bu eserde Stoacılık felsefesinin izinden yürüyen ve tam olarak bu felsefenin bir ürünü.
Okumaya başladığımda kitabın yüzyıllar öncesinden yazıldığına inanmakta zorlandım. Çağlar öncesinden gelen bir kitap; yazıldığı dönemle asla bağdaşmayan, tamamen değişmiş bir düzen olan, şehirlerin, trafiğin, apartmanların arasında zamanla belirsizleşen, gelişen teknoloji ve kapitalizm çukuru ile tamamen yok olmuş diyebileceğimiz insanların gerçekliğine, yaşamına ışık tutuyor, yol gösteriyor.
Marcus Aurelius bu eserinde okuyucuya öyle derin sözlerle hitap ediyor ki bazen bir öğretmen, bazen bir psikolog, bazen ise sosyolog ve siyasetçi bir kişilik ile baş başa kalıyorsunuz. Psikoloji, sosyoloji, teoloji, hukuk, felsefe ve dil gibi hangi alanda okuma yaparsanız yapın, o alan hakkında bu kitaptan mutlaka bir kazanç sağlayabilirsiniz.
Genellikle felsefi metinlere önyargılı yaklaşırız toplum olarak. Felsefi metin okuyanlar ciddi anlamda çalışma yapanlar olur hatta. Ancak bu eser, tüm bu kalıpları yıkabilecek nitelikleri kendinde toplamış. Maddeler halinde ilerlediği için de saniyelik videoları kaydırmaktan dopamin reseptörlerine sigorta attırmış günümüz insanları için biçilmiş bir kaftan. Dili sade ve anlaşılır. Yormadan ve sıkmadan okunulabiliyor. Yalnız maddeler halinde olmasından mütevellit kolay okunuyor söylemim kitabın sığ ve anlamak için çabaya ihtiyaç duyulmayacak hususları ifade ediyor manasında idrak edilmesin. Kitapta öyle alıntılar ve tavsiyeler var ki okuma süresi bir dakika bile olsa da tamamen anlaşılması ardından anlaşılanların günlük hayata uyarlanması kimilerinin ömrüne tekabül edebilir.
Kitapta yüzlerce anekdot, nasihat ve aforizma var bu analizimde hepsine değinme şansım yok lakin eserin genel olarak hissettirdiklerinin ortak bir noktası var. Kitap okumayı ne kadar sevsem de kitaplarla samimi bir şekilde iletişim kurmayı, kitabın gerçekten yaşama ışık tuttuğunu ve elimin altındaki düşüncelerle bir arkadaş olabilme hissini yaşamayı özlemişim. Kendime Düşünceler kitabı bana bu duyguları tattırdı. Çağımızda hala geçerliliğini koruyan düşünceleriyle ve yol gösterici bazen de terapatik bir niteliğe bürünen yapısı itibarıyla bu eseri şiddetle tavsiye ederim.
şu an çayımı yudumlarken bir şey yazmazsam daha yazamam gibi düşündüm ve kitabın yarısında anlatmaya başlıyorum, bitirmedim çünkü eserin girizgahının bile ilginizi çekeceğini düşünüyorum. yazar önce masalın biçimsel özelliklerini sıralamayla başlıyor. bu özellikleri hepimiz biliyoruz ve işlevlerini bilmeden yıllardır ifade…devamışu an çayımı yudumlarken bir şey yazmazsam daha yazamam gibi düşündüm ve kitabın yarısında anlatmaya başlıyorum, bitirmedim çünkü eserin girizgahının bile ilginizi çekeceğini düşünüyorum.
yazar önce masalın biçimsel özelliklerini sıralamayla başlıyor. bu özellikleri hepimiz biliyoruz ve işlevlerini bilmeden yıllardır ifade ediyoruz. birinci özelik masalların her zaman "bir varmış bir yokmuş, ya da evvel zaman kalbur zaman içinde" gibi kalıp sözlerle başlaması. bu ifadeler bilinçdışı düzeyde çocuğa şu mesajı veriyor: okuyacağın hikaye, senin gerçekliğinden ve dünyandan tamamen bağımsız, farklı. yani dünyandaki yaşadığın problemleri, ebeveynlerine duyduğun öfkeyi bu masalın kahramanlarına yansıtıp, rahatlayabilirsin. hikaye dış dünyadan tamamen ayrık olduğundan ise kimse bu durumu keşfedemez ve şüphelenemez.
ikinci bir özellik ise kötü kahramanların vahşice yaptıklarının cezasını ödemesi. bu kısmı bazı aileler elekten geçirip, bazı anlatımları sadeleştiriyor. ancak tam olarak bu kısım, bir nevi çocukların arınma yaşadığı ve odipal evrede babasını rakip gören çocuğun (masalın kahramanı kız ise rakip anne olur) yaşadığı çaresizliğin, ezilmenin acısını kötü kahramana yansıtarak terapatik nitelik gösterdiği kısım.
üçüncü özellik ise her zaman mutlu final olması. çocuğun masal okumaya ikna olması için mutlu sona inanması gerekir. gelişim evrelerindeki sorunların bir temsili olan ve bunları biçimsel, kurgu, dil ve üslup ile maskeleyip bilinçdışı düzeyde belirten masallar, mutlu sonla bitmese çocuğun yaşadığı problemlerin her zaman açığa kavuşacağını, sıkıntıların mutlaka biteceğini çocuğa aşılamayaz.
yazar daha sonra masalların hangi gelişim evresine tekabül ettiğini masallarla paralel olarak anlatıyor. oral, anal, fallik, latency, genital evreleri açıkladıktan sonra hikayelerin çözümleme denemesini yapıyor. örneğin, oral dönemde haz kaynağı ağızdır, çocuk, doğumdan sonra başlayan preodipal evrede anneden ayrılmayı kabul edemez ve tekrar annesiyle birleşmeyi arzu eder. emme ve ısırma eylemleri de bu evrenin en net özellikleridir. hansel ile grethel'i düşündüğümüzde masalın kıtlığa işaret ederek başlaması, çocuğun oral dönemde yaşadığı sıkıntılara isabet edeceğinin mesajını veriyor. üvey anneleri ve babaları tarafından ormana bırakılmaları doğumu simgeliyor. tekrar tekrar geri gelmeleri de anne karnındaki rahatlığı geri kazanmak istemeleri ve zorluklardan kaçmak arzusu.
ilerleyen kısımda pastadan oluşan ev, her söylenene tamam diyen ve çocuğa sınır koymayan anneyi bir diğer yaklaşımla regresyonu yani gelişim evrelerinde kriz anlarında görülen gerilemeyi, bir önceki evreye geri dönmeyi sembolize ediyor. evin sahibi olan cadı ise kural koyan, çocukları sınırlayan, sorumluluk veren anneyi. bu cadının ölmesi ile birlikte preodipal evre resmi olarak bitiyor ve çocuk odipal evreye geçiş yapıyor.
deli kadın masalında, kadın karakter basit işleri bile anlamakta zorlanması, mantık dışı davranması itibariyla oral dönemi temsil ediyor. kocası ise altına düşkün, plan yapan, uygulayan, ceza veren ve aklını kullanan kişi olarak anal evreyi sembolize ediyor. anal dönemde haz kaynağı anüstür. bu dönemde en büyük haz, kakayı dışarı atma veya tutmadır. burada altına düşkünlük ile dışkı arasında bir bağlantı kurulur. çocuğun ilk birikimi veya oyuncağı kakasıdır. gelişim evrelerinden geçtikçe kaka çamura, çamur toprağa, toprak taşa ve en son taş, değerli madenler suretiyle altına olan ilgiye dönüşür. hatta freud bağırsak problemlerinin yaralanan para kompleksinden kaynaklandığını ifade etmiş.
masaldaki iyi anne hikaye başlamadan önce veya hemen sonra ölür veya evi terk eder. bu zaten doğumu simgeliyor. ancak neden preodipal anne ve üvey anne olarak iki farklı anne karakteri var. bunun sebebi de çocukların nesne değişmezliği becerisinin henüz gelişmemiş olması. o yaştaki çocuklar insanları tek bir hususla değerlendirebilir, iyi ya da kötü. çevresindekilerin iyi ile kötü hallerinin bir arada bulunabileceğini düşünemezler.
toparlamak gerekirse eğer bir çocuk bir masalı tercih ediyorsa ve ısrarla okumak istiyorsa o masalın karşılık geldiği sorunla başa çıkmaya çalışıyor demektir. öte yandan masal tercihleri değişmeye başlıyor ise de o evrenin bittiğini çocuğun farklı bir döneme geçmekte olduğunu açıklar. bu tercihlere müdahale edilmemesi ve yönlendirme yapılmaması gerekmektedir.
tüm ebeveynlere, ebeveyn adaylarına başta olmak üzere herkese tavsiye ederim.
okudum, iki haftaya yakın oldu, sunumunu yaptım ancak yine planladığım gibi hemen gönderisini atamadım. üç serinin ilk kitabı pia mater. nöro-roman olarak ifade ediliyor. böyle anılmasının sebebi de hikaye devam ederken bazen bölerek bazen de sohbetin akışı içinde nörolojik, fizyolojik,…devamıokudum, iki haftaya yakın oldu, sunumunu yaptım ancak yine planladığım gibi hemen gönderisini atamadım.
üç serinin ilk kitabı pia mater. nöro-roman olarak ifade ediliyor. böyle anılmasının sebebi de hikaye devam ederken bazen bölerek bazen de sohbetin akışı içinde nörolojik, fizyolojik, anatomik hap bilgiler açıklaması. bu bilgiler ile nörolog olmazsınız ama size bir kapı açar, ilginizi çekerse oradan devam edersiniz, belki de bir an gelir ki içinden bir bilgiyi ortamlarda satarsınız. yani, öfke ile açlık duygularından sorumlu olan bölgenin aynı olmasından mütevellit açlığın çabuk öfkelenmeye yol açması gibi.
hikayesi biraz katmanlı. üç koldan ilerleyip tek bir merkezde toplanıyor. bu merkez tesla adlı hanımefendi. önce tesla ile iletişime geçen herkesi tanıyarak başlıyoruz. ilk 100 sayfa falan bağlantıları oluşturmaya çalışarak geçiyor. o kısımda bırakmamak lazım. bir haftada okumam lazımdı sadece pazartesi, cumartesi, pazar günü okuyarak bitirdim. yani benim son güne bırakmamdan kaynaklı değil gerçekten sürükleyici bir kitap.
beğendiğim noktası, bilgileri sıkmadan, yormadan verebilmesi. bir makale ya kitapta bilgilerin içinde boğulurken okumaktansa ilgi çekici bir hikayenin içinde okumak daha keyifli ve verimli oluyor.
sevemediğim durumlar ise bölüm geçişindeki bazı alıntılar çok bayattı. bir de bölüm sonlarında "bak ileride böyle olacak, bu karakter geleceğinin çok zor olacağının farkında değil" gibi benim basite indirgeyerek belirttiğim şekilde kitap devam ederken ilerisinde önemli bir olay olacak hatırlatmasını çok sık yapması. bu ifade kullanılır da ya bir ya iki kez. son noktada kitabın bir kusuru değil benim tercihim. eserde ortalama insan görmek istedim bir müddet sonra. herkes ortalama üstü karakterler. başarısız insanların beyninde neler oluyor görmek isterdim. sonuçta bu organın işleyişi her zaman olağan şekilde olmuyordur diye tahmin ediyorum.
hulâsa, kitap bittiğinde hemen ikincisini okumak isteyeceğiniz, elinizin altında başlangıç bilgiler deposu niteliğinde bir eser. tavsiye ederim.
açıkçası feyyaz yiğit'e güvenerek gitmiştim. bazı sahnelerde de yılmaz karakterini gördüm gibi oldu. film bence gayet başarılı bir uyarlama oldu. yabancı kültürü kendi kültürümüze başarılı bir şekilde entegre edilmiş. karakterlerden birisinin roman olması ve bakıcının ailesine biraz daha fazla yer…devamıaçıkçası feyyaz yiğit'e güvenerek gitmiştim. bazı sahnelerde de yılmaz karakterini gördüm gibi oldu. film bence gayet başarılı bir uyarlama oldu. yabancı kültürü kendi kültürümüze başarılı bir şekilde entegre edilmiş. karakterlerden birisinin roman olması ve bakıcının ailesine biraz daha fazla yer verilmesi yapımın özgünlüğünü, sıradışılığını artırmış bence. asıl filmde bu kadar ön planda değildi diye hatırlıyorum aile mefhumu. hem uyarladığı filmle paralel ilerliyor hem de kendinden bir şeyler katıyor. dramının da yoğun olduğu yönünde yorumlar okumuştum ama ben o kadar bulmadım. bence bu tercih de yerinde olmuş. dramatizme yatkın bir konu ama duygusal sahneler kendiliğinden gelişen sahnelerdi. baştaki itfaiye şarkısı çok iyiydi sinemada ara verilince ilk onu arattım müzik uygulamasında. mizahı da genelinde tebessümün hakim olduğu bazı yerlerinde kahkaha atılabilecek şekildeydi. ayrıca klasik türk müziğinin bu kadar sık kullanılması çok hoşuma gitti. filmden ne beklediğinize dair yorumlar değişebilir ama benim beklentimi karşıladı. enerjisi yüksek insanlarla gitmenizi tavsiye ederim.
alain delon abimizin paris sokaklarında yürürken ayakkabısından çıkan seslerin adeta bir asmr tadında olduğu film. insanın sinirini bozacak bir sakinliğe sahip. soğukkanlılığı ve duygusuzluğu korkunç. geçen gün halı sahada çektiğim şut kalecinin bileğini çatlatınca kendimi yedim bitirdim ama adam gram…devamıalain delon abimizin paris sokaklarında yürürken ayakkabısından çıkan seslerin adeta bir asmr tadında olduğu film. insanın sinirini bozacak bir sakinliğe sahip. soğukkanlılığı ve duygusuzluğu korkunç. geçen gün halı sahada çektiğim şut kalecinin bileğini çatlatınca kendimi yedim bitirdim ama adam gram telaş etmeden ocak söndürüyor :d şaka bir yana tahmin ettiğim olay örgüsünden farklı tarzda bir film çıktı. herkese hitap etmeyebilir ama ben sevdim. sinematografi ve kurgu elit seviyede. sinemanın da bence ilk amacının bu ikisi olduğunu düşünüyorum. istediğin kadar iyi hikaye yaz, görsel haz vererek anlatamıyorsan bana pek hitap etmiyor. seyirciyi aptal yerine koymaması da artı puan aldı. hikayenin sürükleyiciliği eksikti ama akıl oyunları izlerken keyif verdi. en başarılı noktalardan biri de sade ve basit bir anlatımı olmasıydı. daha ilgi çekici ve tempolu bir hikaye amacıyla aksiyon temelli kaotik bir aktarım yerine temiz, rahat bir sunuş ortaya çıkmış, gayet de güzel olmuş. filmin sonuna dair bir miktar daha kafa yoracağım.
iki defa farklı film açıp hevesli olamadığım için film değiştirdim üçüncü de bu animasyon oldu. çizim tekniğini çok beğendim, nedensizce ilkokuldaki ders kitaplarımızı anımsattı. hem didaktik hem lirik keyifli bir yapım olmuş. her sayfasında altı çizilecek özdeyişlerin olduğu kitaplara benziyor.…devamıiki defa farklı film açıp hevesli olamadığım için film değiştirdim üçüncü de bu animasyon oldu. çizim tekniğini çok beğendim, nedensizce ilkokuldaki ders kitaplarımızı anımsattı. hem didaktik hem lirik keyifli bir yapım olmuş. her sayfasında altı çizilecek özdeyişlerin olduğu kitaplara benziyor. her karakterin alegorisi uzun uzun anlatılabilir ancak at tiplemesi bana daha etkileyici geldi. insanlar hissetmeyebilir ama başarısızlık kadar başarılı olma korkusu da insanın içinde bulunabilir. fark edilme, görünür olma, kıskanılma korkuları olabilir. o konuya ince şekilde değinilmesi hoşuma gitti. zaten kısa bir animasyon ama o bile bir çırpıda bitiyor. 50 sayfalık kitapların bazen cilt cilt kitaplara taş çıkartabileceği gibi bu kısa animasyon film de bazı saatler boyu izlenilen süre ve bölümleri mevcut olan yapımların yerini doldurabilir. ancak gece değil de şöyle kahvaltıdan sonra izlenirse daha lezzetli olabilir kanaatindeyim çünkü sahneler çok beyaz ve biraz uykum gelmedi değil bu yazıyı yazarken. küçük büyük demeden tavsiye ederim.