Yabancı bir üniversitede yapılan bir araştırmada iki gruba da 380 kalorilik milkshake'ler veriliyor. Ancak birinci gruba bu milkshake'lerin 680 kalori olduğu, ikinci gruba ise 140 kalori olduğu söyleniyor. Her iki gruptaki katılımcılara da içeceklerini içtikten birkaç saat sonra açlık durumları…devamıYabancı bir üniversitede yapılan bir araştırmada iki gruba da 380 kalorilik milkshake'ler veriliyor. Ancak birinci gruba bu milkshake'lerin 680 kalori olduğu, ikinci gruba ise 140 kalori olduğu söyleniyor. Her iki gruptaki katılımcılara da içeceklerini içtikten birkaç saat sonra açlık durumları hakkında sorular soruluyor. İçeceklerinin 680 kalori olduğu söylenen grup tok hissederken, 140 kalori olduğu söylenen grup aç hissediyor.
İçerik aynı olmasına rağmen katılımcılar içerikten ziyade kendilerine söylenene göre hareket ediyorlar. Aslında bu yazıda insanın aciz bir varlık olduğundan bahsetmek gibi bir niyetim vardı. Fakat şöyle bir düşününce hem herkesin bildiği şeyi söylemek manasız olur hem de bu araştırmada daha farklı birkaç şeyler görüyorum. Örneğin sosyal medyada algoritmalarımız sürekli kendini güncelliyor. Önümüze çıkan içeriğe göre duygu durumumuz da sürekli değişiyor. Aslında bu da bir nevi bize "söyleneni" hissetmek değil midir? En son ne zaman kendimiz için mutlu, hüzünlü, şaşkın, kederli hissettik? Önümüze çıkanlara tepki vermekten, kendimizin nasıl hissettiğine ayıracak vaktimiz kalmadı. Algoritmamız o gün duygu durumumuza karar veriyor, bizeyse uymaktan başka çare kalmıyor.
Öte yandan bu araştırma hayattaki hedeflerimiz hakkında düşünmeme sebep oldu. Bu konuda çuvaldızı kendime batırmak isterim. Özellikle son zamanlarda hedeflerim konusunda büyük bir sarsıntı yaşamaktayım. Sürekli değişen hedefler, asla gerçekleşmeyen planlar ve habire bir oyalanma halinde olmak... Acaba koyduğum bir hedefe gerçekten güvenmiyor muyum? İllaki birisinin gelip motivasyonu, azmi, sürekliliği "söylemesi" mi gerekiyor? Bir şeyler benim önüme konmadan hareket edemiyor muyum? Bu noktada araştırmanın bize anlattığı harika bir hikâye var. Madem ki biz bize söyleneni kale alıyoruz, o zaman hedeflerimiz konusunda kendimizi sürekli zinde tutmalıyız. Koyduğumuz hedefe kendimizi her gün sözel olarak ikna etmeliyiz. Hedef doğrultusunda alacağımız kazancın, hayatımızı nasıl şekillendireceğini her gün kendimize anlatmalıyız.
Bu araştırmanın bana düşündürdüğü en önemli etken de hayattaki rollerimizin yeri ve zamanının belirsizliğiydi. Hepimiz çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik evrelerini yaşıyoruz. Bazılarımız bu evreleri hakkıyla yaşayabildi. Ancak bir kısmımız çocukken yetişkinliği, yetişkinken ergenliği yaşamak zorunda bırakıldı. Gerek çevre baskısı gerekse ailenin yüklediği yükümlülükler olsun, bireyler rollerinin gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmekte zorlandı. Dış etkenlerin söylemleri de onların rollerine bürünmelerinde etkili oldu. Keza toplum içinde de sahip olduğumuz rollerimiz, bizim kafamızda yarattığımızdan ziyade bize suni şekilde verilen ve uyum sağlamaya zorlandığımız yapay maskelerden ibaret. Yeri ve zamanı başkaları tarafından belirlenen ve uymazsak çarmıha gerileceğimiz yapay rollerimizin belirleyicilerini keşfetmek de bir hayli zor.
Araştırmadan çok da kopmak istemediğim için kapanışı son cümleyle bitireyim. İçeceğinizi içtikten sonra hâlâ acıkıp acıkmama kararını içeceğin üstünde yazan değil de vücudunuzun size verdiği mesaj belirliyorsa, ilk öz kararınız hayırlı olsun.