Sevmek ve Nefret Etmek Herkes bilir ki sevdiğimiz bir şeye önem veririz. Peki ya nefret ettiklerimiz? Birbirlerinin zıttı gibi görünen bu iki eylemin ortak bir noktası olduğunu keşfettiğimden beridir ne sevmeyi ne de nefret etmeyi hakkıyla becerebildiğimi fark ettim. Çünkü…devamıSevmek ve Nefret Etmek
Herkes bilir ki sevdiğimiz bir şeye önem veririz. Peki ya nefret ettiklerimiz?
Birbirlerinin zıttı gibi görünen bu iki eylemin ortak bir noktası olduğunu keşfettiğimden beridir ne sevmeyi ne de nefret etmeyi hakkıyla becerebildiğimi fark ettim. Çünkü bir şeyi sevmek ya da bir şeyden nefret etmek için “önemsemek” gerekir. Burada önem vermekten kasıt, zihnimizde ve duygularımızda yer kaplayanlardır. Sevdiğimiz bir şeye önem verdiğimiz aşikârdır. Sürekli düşünür, duygular besleriz. Öte yandan nefret ettiğimiz şeylerin hayatımızda yeri olmadığını düşünürüz. Hâlbuki nefret ettiğimiz şeyleri en az sevdiğimiz şeyler kadar düşünür, duygular besleriz. Önemsiz bir şeyi sevemediğimiz gibi nefret de edemeyiz.
Peki, neden hem sevmeyi hem de nefret etmeyi beceremiyorum? Çünkü önemseyemiyorum. Hiçbir şeyi sevecek veya nefret edecek kadar hayatımda yer edinmesine müsaade edemiyorum. Önemsemek yorucu bir eylemdir. Önem verdiklerimiz sürekli aklımızda takılır durur. Sevdiğim veya nefret ettiğim hiçbir şeyi takip edecek bir araca sahip olmadığımı düşünüyorum.
Hâl böyleyken, sevmenin ve nefret etmenin paylaştığı bu ortak payın yükünü taşıyabilecek olgunluğa erişmeden ne sevmeyi ne de nefret etmeyi hakkıyla yaşayamayacağıma hemfikirim.
3.57
20.10.26
Aşkın yokluğu varlığından daha çok yer kaplar. Ne garip değil mi? Bir şeyin var olmaması aslında yok olduğu anlamını taşımaz her zaman. Bazen içimizde yer edinenler eksikliklerden ibaret de olabilir. Yokluklarla dolup taşmış bir kalp, var olanları kabul edemeyecek kadar…devamıAşkın yokluğu varlığından daha çok yer kaplar.
Ne garip değil mi? Bir şeyin var olmaması aslında yok olduğu anlamını taşımaz her zaman. Bazen içimizde yer edinenler eksikliklerden ibaret de olabilir. Yokluklarla dolup taşmış bir kalp, var olanları kabul edemeyecek kadar sıkışmıştır, yer kalmamıştır. Böylesine yer kaplayan yoklukların arasında en büyüğü de herhalde aşkın yokluğudur. Beton kaldırımların arasından çıkabilmeyi başarmış bir çiçek gibi olan aşk bazılarının kalbinde filizlenemiyor. Yoklukla bezenmiş kurak kalpler yeni hikâyelere seyirci kalıyor. Aşkın yokluğu gerçekleşmemiş ya da yarım kalmış ihtimalleri hatırlatıyor. Öylesine hayaller var ki gerçekleşmesi muhtemel olana yine yer kalmıyor. Kafamızın içerisinde, kalbimizde açan yapay çiçekleri sulayıp duruyoruz.
02.10.26
4.33
Yabancı bir üniversitede yapılan bir araştırmada iki gruba da 380 kalorilik milkshake'ler veriliyor. Ancak birinci gruba bu milkshake'lerin 680 kalori olduğu, ikinci gruba ise 140 kalori olduğu söyleniyor. Her iki gruptaki katılımcılara da içeceklerini içtikten birkaç saat sonra açlık durumları…devamıYabancı bir üniversitede yapılan bir araştırmada iki gruba da 380 kalorilik milkshake'ler veriliyor. Ancak birinci gruba bu milkshake'lerin 680 kalori olduğu, ikinci gruba ise 140 kalori olduğu söyleniyor. Her iki gruptaki katılımcılara da içeceklerini içtikten birkaç saat sonra açlık durumları hakkında sorular soruluyor. İçeceklerinin 680 kalori olduğu söylenen grup tok hissederken, 140 kalori olduğu söylenen grup aç hissediyor.
İçerik aynı olmasına rağmen katılımcılar içerikten ziyade kendilerine söylenene göre hareket ediyorlar. Aslında bu yazıda insanın aciz bir varlık olduğundan bahsetmek gibi bir niyetim vardı. Fakat şöyle bir düşününce hem herkesin bildiği şeyi söylemek manasız olur hem de bu araştırmada daha farklı birkaç şeyler görüyorum. Örneğin sosyal medyada algoritmalarımız sürekli kendini güncelliyor. Önümüze çıkan içeriğe göre duygu durumumuz da sürekli değişiyor. Aslında bu da bir nevi bize "söyleneni" hissetmek değil midir? En son ne zaman kendimiz için mutlu, hüzünlü, şaşkın, kederli hissettik? Önümüze çıkanlara tepki vermekten, kendimizin nasıl hissettiğine ayıracak vaktimiz kalmadı. Algoritmamız o gün duygu durumumuza karar veriyor, bizeyse uymaktan başka çare kalmıyor.
Öte yandan bu araştırma hayattaki hedeflerimiz hakkında düşünmeme sebep oldu. Bu konuda çuvaldızı kendime batırmak isterim. Özellikle son zamanlarda hedeflerim konusunda büyük bir sarsıntı yaşamaktayım. Sürekli değişen hedefler, asla gerçekleşmeyen planlar ve habire bir oyalanma halinde olmak... Acaba koyduğum bir hedefe gerçekten güvenmiyor muyum? İllaki birisinin gelip motivasyonu, azmi, sürekliliği "söylemesi" mi gerekiyor? Bir şeyler benim önüme konmadan hareket edemiyor muyum? Bu noktada araştırmanın bize anlattığı harika bir hikâye var. Madem ki biz bize söyleneni kale alıyoruz, o zaman hedeflerimiz konusunda kendimizi sürekli zinde tutmalıyız. Koyduğumuz hedefe kendimizi her gün sözel olarak ikna etmeliyiz. Hedef doğrultusunda alacağımız kazancın, hayatımızı nasıl şekillendireceğini her gün kendimize anlatmalıyız.
Bu araştırmanın bana düşündürdüğü en önemli etken de hayattaki rollerimizin yeri ve zamanının belirsizliğiydi. Hepimiz çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik evrelerini yaşıyoruz. Bazılarımız bu evreleri hakkıyla yaşayabildi. Ancak bir kısmımız çocukken yetişkinliği, yetişkinken ergenliği yaşamak zorunda bırakıldı. Gerek çevre baskısı gerekse ailenin yüklediği yükümlülükler olsun, bireyler rollerinin gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmekte zorlandı. Dış etkenlerin söylemleri de onların rollerine bürünmelerinde etkili oldu. Keza toplum içinde de sahip olduğumuz rollerimiz, bizim kafamızda yarattığımızdan ziyade bize suni şekilde verilen ve uyum sağlamaya zorlandığımız yapay maskelerden ibaret. Yeri ve zamanı başkaları tarafından belirlenen ve uymazsak çarmıha gerileceğimiz yapay rollerimizin belirleyicilerini keşfetmek de bir hayli zor.
Araştırmadan çok da kopmak istemediğim için kapanışı son cümleyle bitireyim. İçeceğinizi içtikten sonra hâlâ acıkıp acıkmama kararını içeceğin üstünde yazan değil de vücudunuzun size verdiği mesaj belirliyorsa, ilk öz kararınız hayırlı olsun.
Huzursuzluk ve belirsizlik delicesine bedenimi kelepçelerken rahatsız edici bir rahatlama hissi geliyor. Bedenimin tutuklanma kararını veren suçluluk duygusu kendini göstermeye başlıyor; rahatlamamın yasalara aykırı bir durum olduğunu mahkemeye taşımaya hazırlanıyor. Rahat hâlimin düştüğü bu denli bir çelişki, ister istemez bazı…devamıHuzursuzluk ve belirsizlik delicesine bedenimi kelepçelerken rahatsız edici bir rahatlama hissi geliyor. Bedenimin tutuklanma kararını veren suçluluk duygusu kendini göstermeye başlıyor; rahatlamamın yasalara aykırı bir durum olduğunu mahkemeye taşımaya hazırlanıyor. Rahat hâlimin düştüğü bu denli bir çelişki, ister istemez bazı şeylerin yolunda gitmediği konusunda bana ipuçları vermekle kalmıyor; üstelik bedenimi uyaracak bazı sinyaller göndererek beni hedefime tekrar kazandırmaya çalışıyor. Mahkeme salonunda beni bekleyen ön kabullerim birer birer ifade verirken, kelepçeler ardında savunmamı sürekli yeniliyor, yeni ön kabuller yaratıyorum. Sonucu dünden belli olan karar, hâkim tarafından anlaşılması güç cümleler hâlinde yüzüme çarpılırken güncel ön kabullerim eşliğinde salondan ayrılıyorum. Avluya doğru ilerlerken rahatlama hissi kayboluyor; huzursuzluk ve belirsizlik ise yeni ön kabullerimin beni ele vereceği günü tekrardan beklemeye koyuluyor.
Cebinizden telefonunuzu çıkarın, varsa şifresini girin ve uygulamalar arasından Instagram’ı açıp kaydırmaya başlayın. Normal şartlar altında bu süreç on saniyeyi geçmeyecektir. Peki, masa başına geçip ders çalışmaya karar verdiğinizde bu sürenin nasıl değiştiğini biliyor muydunuz? Öncelikle, iyimser davranarak bir ders…devamıCebinizden telefonunuzu çıkarın, varsa şifresini girin ve uygulamalar arasından Instagram’ı açıp kaydırmaya başlayın. Normal şartlar altında bu süreç on saniyeyi geçmeyecektir. Peki, masa başına geçip ders çalışmaya karar verdiğinizde bu sürenin nasıl değiştiğini biliyor muydunuz?
Öncelikle, iyimser davranarak bir ders planınızın olduğunu varsayalım. Yataktan veya oturduğunuz yerden kalkın. Önce yüzünüzü yıkamanız gerekiyor; malum, odaklanmak önemli. Sonrasında aç karnına çalışmak da olmaz, bir şeyler atıştırmak gerekir. Yalnız, çalışma öncesinde bir kahve de fena gitmezdi. Bulaşıkları öylece bırakacak mısınız? Anneniz görürse büyük bir felaket yaşanabilir.
Evet, her şeyin tamam olduğunu varsayarsak masaya doğru ilerlemeye başlayabiliriz. Tam o anda yapmanız gereken son bir iş daha yoksa tebrik ediyorum, artık oturur pozisyona geçtiniz. Siz de hak verirsiniz ki yalnızca masaya oturmanın ders çalışmak için yeterli olmadığını biliyoruz.
Öncelikle gerekli materyaller büyük kitap yığınlarının arasından bulunacak, tabletinizden veya bilgisayarınızdan not uygulamaları açılacak, en son nerede kaldığınız hakkında kendinizle küçük bir istişare yapacaksınız. Tam “Her şey hazır.” deyip kalemi elinize aldığınızda ucunun körelmiş olduğunu görecek ve en son bir hafta önce kullandığınız kalemtıraşın yerini aramaya koyulacaksınız.
Doğruyu söylemek gerekirse birazınızı yemekten sonra, bazılarınızı kahve arasında ve birçoğunuzu daha yüzünü yıkayamadan kaybettik. Süre hesaplama konusunda da kronometre saymayı unuttu galiba.
Bu iki eylem arasındaki büyük süre farkını keşfettiğimden beri çalışma saatimden çok, çalışmaya giderken harcadığım zamana odaklanmaya başladım. Sanırım ders çalışmaya başlama sürecini Instagram’a girmek kadar pratik hâle getirmedikçe düzgün bir rutin yakalayamayacağız. Ya da her şeyi unutup kaydırmaya devam edeceğiz.
Vazgeçmeyi Öğrenmek Öyle sanıyorum ki hayatta zor kararlardan en zoru, bir şeylerden vazgeçmektir. Tercih yapma süreci, işime yarar mı kaygısı ya da belki de en kritik söylemlerden olan ve insanı caydırmaya tek başına yeterli gördüğüm "ama anısı var" çelişkisi. Tüm…devamıVazgeçmeyi Öğrenmek
Öyle sanıyorum ki hayatta zor kararlardan en zoru, bir şeylerden vazgeçmektir. Tercih yapma süreci, işime yarar mı kaygısı ya da belki de en kritik söylemlerden olan ve insanı caydırmaya tek başına yeterli gördüğüm "ama anısı var" çelişkisi. Tüm bunlar, süzgeçlerimizden geçemeyen büyük kırıntılar olarak kalıyor ve en nihayetinde belki de vazgeçsek taze bir nefes aldıracak şeylere bir şans daha vermek gibi bir gaflete düşüyoruz. Bazen bu o kadar durdurulamaz oluyor ki yıllarca bizimle birlikte yıllanan vazgeçemediklerimiz artık birer anı değil, kendi ellerimizle yarattığımız putlara dönüşüyor. Bir bakmışız ki komodinin üstündeki süsün esiri olmuşuz. Hobi bahçelerimiz bizi kulları kılmış. Zinciri kırmanın kanımca en kısa yolu hatırlamaktır. Bir zamanlar değer verdiklerinize neden değer verdiğinizi hatırlayın ve kendinize şu soruyu sorun: Eskiden beridir benimle birlikte şimdilere kadar ulaşmış bu şey, eskiden verdiğim değeri şimdi hak ediyor mu?
9 Temmuz 2026
Gece 2.28
Duvar Saati Kalplerin söndüğü bir gece Tek kişi ayaktaydı tik... tik... tik... sesleri eşliğinde Duvar saatine bakıyordu Asılı saatin belirsizliği içindeki dürtüyü uyandırdı tik... tik... tik... sesleri eşliğinde gecenin kabulünü düşündü öteki kalplere kavuşmanın cevabı duvarda öylece beklerken tik... tik...…devamıDuvar Saati
Kalplerin söndüğü bir gece
Tek kişi ayaktaydı
tik... tik... tik... sesleri eşliğinde
Duvar saatine bakıyordu
Asılı saatin belirsizliği
içindeki dürtüyü uyandırdı
tik... tik... tik... sesleri eşliğinde
gecenin kabulünü düşündü
öteki kalplere kavuşmanın cevabı
duvarda öylece beklerken
tik... tik... tik... sesleri eşliğinde
uğramayacak sabahın yolunu gözledi
31.05.26
6.13
--
Hoş Geldin Hasret Doğrusu seni beklemiyordum. Son günden sonra umudum da yoktu. Zaten gelmen de pek uygun olmazdı. Olsun, hoş geldin hasret. İtiraf etmeliyim; Uzun kuraklığın ardından beliren Sağanak yağmur gibi, sel gibi Her şeyi aldın götürdün. Geride bir tek…devamıHoş Geldin Hasret
Doğrusu seni beklemiyordum.
Son günden sonra umudum da yoktu.
Zaten gelmen de pek uygun olmazdı.
Olsun, hoş geldin hasret.
İtiraf etmeliyim;
Uzun kuraklığın ardından beliren
Sağanak yağmur gibi, sel gibi
Her şeyi aldın götürdün.
Geride bir tek sen kaldın.
Gerçek şu ki hiç bitmesin istedim.
Orada sonsuza kadar öylece oturmak,
Gözlerini izlemek, saçlarına dokunmak,
Bütün yalnızlığımı doyasıya gidermek istedim.
Yetmedi,
Fazladan birkaç saniye için,
Yüzüme bir kez daha bakman için,
Seninle son kez vedalaşmak için
Dünyaları verirdim ama,
Uyandım.
22.04.26
20.51
Bazen şeftaliler dünyasında elma sosu aradığımız zamanlar oluyor. O andan itibaren şeftali sosu size iyi gelmeyecektir. Elmayı kafanızdan çıkartmadıkça şeftaliyle mutlu olamayacaksınız. Hiç gelmeyecek olan elmayı beklemek mi yoksa sizi bekleyen şeftalilerle devam etmek mi?
Sana İhtiyacım Var Sana ihtiyacım var. Bir çocuğun oyuncağa, bir köpeğin kemiğe, ya da bir insanın telefona ihtiyaç duyduğu gibi değil. Ama denizin tuza, bir çiçeğin suya, bir kalbin kana ihtiyaç duyduğu gibi. -anonymous