Before Night Falls - Karanlıktan Önce Bu film gerçekten de tam bir başyapıt ve zamanına göre ödülleri birer birer toplayan oldukça akıcı ve gerçek bir hikayeden uyarlanan biyografi filmidir. Yönetmen Julian Schnabel’e ait olan bu film, Javier Bardem’in Reinaldo Arenas…devamıBefore Night Falls - Karanlıktan Önce
Bu film gerçekten de tam bir başyapıt ve zamanına göre ödülleri birer birer toplayan oldukça akıcı ve gerçek bir hikayeden uyarlanan biyografi filmidir. Yönetmen Julian Schnabel’e ait olan bu film, Javier Bardem’in Reinaldo Arenas karakterine hayat verirken karakteri genç ve canlı tutan performansı ile bir bütün haline getiriyor. Yazar olan Reinaldo Arenas’in hayatına tanıklık ettiğimiz bu kısa süreli film açıkçası karakteri daha yakından tanımamıza yardımcı oluyor.
Filme detaylı baktığımızda yardımcı karakterlerden biri olan Johnny Depp ise çok şaşırtıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. 1943 yılında başlayan hikayemiz, çocukluk yıllarındaki Küba maceralarından, 1958 yılına kadar gençlik ve direniş bağlılıklarına ve oradan ise 1964 yılına geçerek edebiyatın olanaklarını gösterirken aynı zamanda karakterimizin bir eşcinsel olarak savaş verdiği ve Küba’da olan direnişin zorluklarını gösteren bu filmin ilk bir saati gerçekten de efsane bir bütünlük yaratmıştı. Edebiyatın içerisinde yazarın kendi notlarının da bulunduğu bu film 26 Ekim 1964 yılına kadar gelirken aynı zamanda 15 Kasım’da ki hapishane zamanlarını da gösteriyor. Küba‘daki son yıllarını 1980’lere kadar getiriyor ve ardından karakterimizin uzun yolculuğunun sonuna geliyoruz. Diyaloglar bakımından incelendiğinde edebiyatın dışında karakterlerin ve oyunculuk performanslarının öne çıktığı bu film son saatlerinde aslında ‘Karanlık Çökmeden Önce’ kitabından esinlenerek tamamlanmıştı.
Yazarımız 1990 yılında 47 yaşında iken ölüyor fakat ardında çok güzel kitaplar ve hikayeler bırakıyor. Bu hikaye de aslında bizlere şunu anlatıyordu; eşcinsellerin hor görüldüğü her dönem gibi, edebiyatın en büyük kalemiz olduğunu, yazmanın ne demek olduğunu ve aynı zamanda bir yazar dışında aslında aşkın, sevmenin ve de sevişmenin ne demek olduğunu çok güzel bir şekilde gösteriyordu. Filmin içerisinden aldığım çok güzel bir notu sizlerle paylaşmak istiyorum: ‘Güneşin bile karneye bağlandığı bir yerde, eşcinsel mahkumlar, haftada bir kez, El Morro’ya bir gece kulübüne çeviriyorlardı. “Leonardo da Vinci eşcinseldi, Michelangelo, Socrates ve Shakespeare da öyle ve hemen hemen bizim güzellik diye algıladığımız şeyleri yaratan diğer herkes gibi eşcinseldi.”’. Haziran ayının ilk günlerinde izlediğim bu film açıkçası beni çok etkiledi. Sizlerin de kesinlikle izlemesini tavsiye ettiğim bu film aslında direnişin içindeki bir yaşam hikayesiydi ve bu direniş bana göre güzel sonlandı. Daha fazla spoiler vermeden kaçıyorum ben. Keyifli izlemeler.