The Wild Irıs At the end of my suffering there was a door. Hear me out: that which you call death I remember. Overhead, noises, branches of the pine shifting. Then nothing. The weak sun flickered over the dry surface.…devamıThe Wild Irıs
At the end of my suffering
there was a door.
Hear me out: that which you call death
I remember.
Overhead, noises, branches of the pine shifting.
Then nothing. The weak sun
flickered over the dry surface.
It is terrible to survive
as consciousness
buried in the dark earth.
Then it was over: that which you fear, being
a soul and unable
to speak, ending abruptly, the stiff earth
bending a little. And what I took to be
birds darting in low shrubs.
You who do not remember
passage from the other world
I tell you I could speak again: whatever
returns from oblivion returns
to find a voice:
from the center of my life came
a great fountain, deep blue
shadows on azure seawater.
Louise Gluck
{Çektiğim acılar dindiğinde bir kapıya geldim.
Beni dinleyin: Sizin "ölüm" dediğiniz deneyimi yaşadığımı hatırlıyorum.
Yukarıda, çam ağaçlarının rüzgarda sallanma sesine benzer küçük sesler duyabiliyordum. Sonra, hiçbir şey yoktu. Soluk güneş ışığı kurumuş toprağın üzerinde hareket ediyordu.
Yeraltına gömülmüşken hâlâ bilincinin yerinde olması korkunç bir şey.
Sonra acım sona erdi: Ölümün korkulan kısmı, konuşamamak ama yine de bilinçli olmak, aniden durdu. Etrafımdaki sert zeminin yumuşamaya başladığını hissettim ve yakındaki çalılıklarda küçük kuşların hareket ettiğini sandım.
Dinleyin, ölümden geri dönmenin nasıl bir şey olduğunu hatırlamayanlar: Size söylüyorum, tekrar konuşabiliyorum. Ölümden ve hiçlikten geri dönen her şey, konuşma yeteneğine sahip olduğunu keşfeder.
Varoluşumun tam kalbinden, fıskiyeye benzeyen kocaman bir çiçek fışkırdı: denizin sularındaki bir gölge kadar zengin mavi renkteydi.}
bir süredir yazamıyorum. anathema’dan ariel arka planda çalıyor. ağlamadan anathema dinleyemiyorum, yanımda kal(a)mayanları çok özlüyorum. bütünlüklü bir şey yazmak yerine etrafımda kullanılan cümlelere dikkat kesilip onlarla oyunlar oynuyorum belki bir gün bir yerde kullanırım diye: -etrafım sadece benim insanlarımla dolu…devamıbir süredir yazamıyorum.
anathema’dan ariel arka planda çalıyor.
ağlamadan anathema dinleyemiyorum, yanımda kal(a)mayanları çok özlüyorum.
bütünlüklü bir şey yazmak yerine etrafımda kullanılan cümlelere dikkat kesilip onlarla oyunlar oynuyorum belki bir gün bir yerde kullanırım diye:
-etrafım sadece benim insanlarımla dolu ve ben bir yankı odasındayım.
-mutlulukla çeşme yolunda karşılaşsam ona aşık olur muydum?
-karanlık ve aydınlık arasında mevsim işçiliği yapıp etrafa zehirli tohumlar saçıyorum.
ne işime yarayacağını bilmediğim şeyler topluyorum işte, bu da böyle bir gece.
şarkı önerebilirsiniz.
Biyomedikal tıp modeli yıllardan beri kadınları hayal kırıklığına uğratmış ve özellikle psikiyatri bağlamında geri alınmaz sonuçlara sebep olmuştur. İlaç firmalarının etkisiyle yozlaşmış olan ve neredeyse ticari bir sektör haline gelmiş psikiyatriye özellikle bir kadın olarak günümüzde şüpheci yaklaşmamak elde değil.…devamıBiyomedikal tıp modeli yıllardan beri kadınları hayal kırıklığına uğratmış ve özellikle psikiyatri bağlamında geri alınmaz sonuçlara sebep olmuştur.
İlaç firmalarının etkisiyle yozlaşmış olan ve neredeyse ticari bir sektör haline gelmiş psikiyatriye özellikle bir kadın olarak günümüzde şüpheci yaklaşmamak elde değil.
Kimyasal dengesizlik mitinin pazarlanmasıyla kadınların anatomileri, hormonal süreçleri incelenmeksizin psikiyatrik damgalar havada uçuşmuştur.
Konulan tanılar günümüz toplumunda dahi stigmalara yol açmakta ve tedavi prosedürleri kök sebepleri tespit edemeyip yan etkileri de beraberinde getirmektedir.
Bu olumsuz etkilerden muzdarip olan büyük çoğunluğun kadın olması ise cinsiyetçiliğin sağlık alanına bile sirayet ettiğini gözler önüne sermiştir.
Tarih boyunca kadınlar duygusal dirayet yoksunu, kendini kaybetmeye meyilli, akıl sağlığı pamuk ipliğine bağlı ikincil cinsiyet olarak görülmüş; sağlık alanındaki araştırmalar kapsamında bile dışlanmıştır.
Kadın olmak tıbbi bir dezavantaj olarak görülmüş, duygulanımların hepsi patolojikleştirilmiştir.
Tıp biliminde cinsiyet temelli önyargıların kurbanı olan bir sürü örneği incelemek mümkünken klinik belirtilerin çoğunun kadınlara atfedilmesi hala süregelen bir açıktır. Tıp bilimine olan güvenini yitirmiş genç kadınlardan biri olarak psikiyatride kadınların gördüğü muameleyi tarihsel olarak inceleyip çözüm önerileri üretmeye sorumluluk bilinciyle yaklaşmaktayım. Kehanet senaryolarıyla ya da içi boş bir şüpheci tutumla değil de inkar edilemez gerçekliği izah etmenin gerekliliğin farkında bir şekilde; kadınların bunca zamandır duygusal sıkıntılarının susturulmasını, nesnel kriterler ve bilimden ziyade ataerkil değerleri yansıtarak işleyen bu sistemi, çarkın bütün dişlilerini ortaya dökmek gerekmektedir.
Kadınların zihinsel dengesizliğe mahkum olduğunu ileri süren erkek normlarını merkeze alan tıbbi mercekten bakmayı bırakmak herkes için daha sağlıklı bir toplum inşasını beraberinde getirecektir.
Kadın duyarlılığın aşırı ya da irrasyonel olarak görülmediği bir toplumun hayaliyle bu araştırmayı yürütüyorum.
Patriyarkanın tıbbileştirilmiş denetim araçlarını sorgulayıp kemikleşmiş önyargıları yıkmanın yolu;
kronolojik olarak zihinlerimize ekilmiş tohumlara mercek tutmaktan geçer.
Kadınlık; bir risk faktörü demek olmaktan çıktığında mağdur sayılarında istatiksel bir düşüş görülmesi kaçınılmazdır.
Antik Yunan’dan itibaren terminolojiyi etkisi altına alan bakış açısında doğası gereği hastalıklı varlık görülen (wandering womb) kadınlar günümüzde de dsm sınıflandırmalarıyla ataerkil epistemoloji altında ezilmektedir.
Modern psikiyatride bunu borderline kişilik bozukluğu tanısında ve histerik kadın imgesinde de inceleyebiliriz.
Format değiştirip daha yuvarlak ifadeler tercih edilse bile hala bu patriyarkal düzen devam etmektedir.
Artık kadınlar kaba tabirle cadı olmakla suçlanmasa bile duygusal sıkışmışlıklarının sosyal nedenleri görünmez kalmaya devam etmektedir.
“dünyanın ve içindeki her şeyin yerli yerinde olduğu bir başka paralel koridor yaratmak için, tehlike ve ölüm akın etmeye başladığında anlatıyı başka bir tarha yönlendirmek için, tıpkı bir bahçıvanın bahçede suyu bir sonraki tarha yönlendirmesi gibi hikaye anlatırız.”
«You want me to be a tragic backdrop so you can appear to be illuminated, so that people can say 'wow, isn't he so terribly brave to love a girl who is so obviously sad?' You think I'll be the…devamı«You want me to be a tragic backdrop so you can appear to be illuminated, so that people can say 'wow, isn't he so terribly brave to love a girl who is so obviously sad?' You think I'll be the dark sky so you can be the star?
'Il swallow you whole."
- Warsan Shire
i need claire’s mixtape kıyıda köşede unutulmuş çok şeker bir film., kirsten dunst’ın oynamış olduğu ve beğenmediğim tek bir film bile yok sanırım. bir şeyler hissetmem lazımdı. bir şeyler hissetmek istediğimde rastladım ve o yüzden unutulmazdı. sonda produced by tom…devamıi need claire’s mixtape
kıyıda köşede unutulmuş çok şeker bir film., kirsten dunst’ın oynamış olduğu ve beğenmediğim tek bir film bile yok sanırım.
bir şeyler hissetmem lazımdı.
bir şeyler hissetmek istediğimde rastladım ve o yüzden unutulmazdı.
sonda
produced by tom cruise görünce küçük çaplı bi şok.
Spoiler içeriyor
o kadar eminim ki filmin mesajına dair en ufak bir fikri olmayacak olan güruh bu filme bok atacak. ama dinamit dolu bir ev inşa edip patlamaya hazır duvarların ardında yaşamayı bile isteye kabul etmiş olduğumuzun farkında olanlar için aynı tehditi…devamıo kadar eminim ki filmin mesajına dair en ufak bir fikri olmayacak olan güruh bu filme bok atacak.
ama dinamit dolu bir ev inşa edip patlamaya hazır duvarların ardında yaşamayı bile isteye kabul etmiş olduğumuzun farkında olanlar için aynı tehditi farklı perspektiflerden göstermesiyle insan olmanın en saf halini sunuyor.
“tough call” yapması beklenen - ağzının içine bakılan bir başkan ve duruma teslim olmayla intihar görevine koyulma arasında kalmışlık hali.
nükleer silahlanmayla ilgili yeterince ürkütücü senaryomuz var ama yine de en azından belki bizim neslin paçayı sıyıracağını düşündüğümüz için ya da yeterinde dert varken bu tarz müdahelemizin olamayacağı bir kaygıya sıra gelmiyor diye bundan yeterince konuşmuyoruz sanki.
insanlığın ayvayı yediği bir gerçek ama bunun hakkında saatlerce konuşsak, analiz yapsak da küçük ve önemsiz kimliklerimizle hiçbir şey değiştiremeyeceğimiz gerçeği de bulunduğundan belki de gerçekten sadece boşvermeli ve senaryoların gerçeğe dönüşmemesini ummalıyız.
“tanrı sana cevap veriyor mu bari?”
pentagon başkan danışmanının tahliye sırasındaki intiharı beni en çok etkileyen saniyelik sahne oldu.
Warning When I am an old woman I shall wear purple With a red hat which doesn’t go, and doesn’t suit me. And I shall spend my pension on brandy and summer gloves And satin sandals, and say we’ve no…devamıWarning
When I am an old woman I shall wear purple
With a red hat which doesn’t go, and doesn’t suit me.
And I shall spend my pension on brandy and summer gloves
And satin sandals, and say we’ve no money for butter.
I shall sit down on the pavement when I’m tired
And gobble up samples in shops and press alarm bells
And run my stick along the public railings
And make up for the sobriety of my youth.
I shall go out in my slippers in the rain
And pick the flowers in other people’s gardens
And learn to spit.
You can wear terrible shirts and grow more fat
And eat three pounds of sausages at a go
Or only bread and pickle for a week
And hoard pens and pencils and beermats and things in boxes.
But now we must have clothes that keep us dry
And pay our rent and not swear in the street
And set a good example for the children.
We must have friends to dinner and read the papers.
But maybe I ought to practise a little now?
So people who know me are not too shocked and surprised
When suddenly I am old, and start to wear purple.
Jenny Joseph
küçükken salıncağa oturup kendi etrafımda dönerek zincirlerini birbirine dolar sonra da normale dönerken içimi allak bullak ederek beni savurmasına izin verirdim. aynı çabasızlıkla bıraktım kendimi düğüm olmuş kaderin çözülme anına. aradığım bir şey, varmak istediğim bir yer yok. süslü kelimeler…devamıküçükken salıncağa oturup kendi etrafımda dönerek zincirlerini birbirine dolar sonra da normale dönerken içimi allak bullak ederek beni savurmasına izin verirdim.
aynı çabasızlıkla bıraktım kendimi düğüm olmuş kaderin çözülme anına.
aradığım bir şey, varmak istediğim bir yer yok.
süslü kelimeler bohçam boşaldı.
iyileşmeye başlamak için tek tek ilham perilerimi yakalayıp kanatlarını kırmam gerekti.
söyleyecek bir şeyimin kalmamasıysa nekahet döneminin son evresiydi.
arada bir canlanmalarına izin verdiğim pericikleri eğlemek için uzattığım parlak ve kaygan saçlarımdan kaymalarına izin veriyorum.
bir şeyler okuyor, kaybettiğim sarsılma hissini arıyorum.
ama birileri yolu aydınlatması gereken fenerimin cam yüzeyini siyaha boyamış.
gerçek sanatçıları alıntılamaktan öteye geçemez alelade biri oluyorum.
merkeze ulaşamayıp gittikçe darlaşan bir spiralin üstünde ilerliyorum.
hasta ve esrik halimi daha çok seven insanları hayal kırıklığına uğratıyorum.
eylül