Ama bugünü, dünü unutmak için yaşamak hiçbir halta yaramadı. Aksine... Unutulması gerekip de unutulmayanlar, katlana katlana çoğaldı. Meğer önce yarını unutmak gerekiyormuş... Her doğanın yeni bir güneş olduğuna inanacak kadar unutmak... Her güneşi ilk ve son kez gördüğüne emin olacak…devamıAma bugünü, dünü unutmak için yaşamak hiçbir halta yaramadı. Aksine... Unutulması gerekip de unutulmayanlar, katlana katlana çoğaldı. Meğer önce yarını unutmak gerekiyormuş... Her doğanın yeni bir güneş olduğuna inanacak kadar unutmak... Her güneşi ilk ve son kez gördüğüne emin olacak kadar unutmak. ‘Bugünkü biraz daha geniş sanki!’ ya da ‘Dünkü güneş daha ovaldi, değil mi?’ diyecek kadar unutmak... Her günü ilk kez yaşıyormuş gibi hissedecek kadar unutmak gerekiyormuş... Ve de bağırmak: ‘Hangi dinde deja vu yok, ben ona inanacağım!’ Ve de susmak: Nerede diriliş yok, ben orada olacağım.
Kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı? “Kurtuluş” dedim “Ankara'da bir mahalle.” fazlası değil. Belki bir de Bob Marley'in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok. Kurtulmaya gelmiyoruz bu dünyaya, daha da saplanmak…devamıKim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı? “Kurtuluş” dedim “Ankara'da bir mahalle.” fazlası değil. Belki bir de Bob Marley'in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok. Kurtulmaya gelmiyoruz bu dünyaya, daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce…
Mezar taşlarının üzerindeki yazıları okurdum. Altında yatanın nasıl biri olarak yaşadığını hayal etmeye çalışırdım. Tabi bir mezar taşının karşısında durmak, kitabı son sayfasından açmaya, filmin son karesini yakalamaya benziyordu. Ne olmuşsa olmuş, ne yapmışsa yapmış, buraya, bu mezarlığa gelmiş ve…devamıMezar taşlarının üzerindeki yazıları okurdum. Altında yatanın nasıl biri olarak yaşadığını hayal etmeye çalışırdım. Tabi bir mezar taşının karşısında durmak, kitabı son sayfasından açmaya, filmin son karesini yakalamaya benziyordu. Ne olmuşsa olmuş, ne yapmışsa yapmış, buraya, bu mezarlığa gelmiş ve kendini gömdürmüştü... En azından kesin olan bir şey vardı bu hiç tanımadığım adamda ya da kadında. O da nefes almadan toprağın altında yıllarca durabiliyor olması, yani ölü olması. Bir fahişe ile bir rahibenin, bir cani ile bir polisin yan yana yattığı mezarlıklar bana, hayattaki tek gerçek, tek yalansız manzara olarak görünürdü.
Ne ölüm, ne de hayat! Hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. Hiçbirinin eli bana değmiyor. Çünkü ellerim ceplerimde hiç olmadıkları kadar. Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı…devamıNe ölüm, ne de hayat! Hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. Hiçbirinin eli bana değmiyor. Çünkü ellerim ceplerimde hiç olmadıkları kadar. Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. okyanuslar kırmızı olurdu. Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanamadım. Bir türlü inanamadım... Bütün hayat bir ilüzyon. Benim gibi, Kayra gibi...
90’lar animasyonunun kalitesiyle tanıştırdım tabi ki yine yeniden hayatımın mihenk taşı olan tinayı. ‘hakuna matata’ mottosunu çok benimsedi haylaz kardeşim. telaş içinde, atlı kovalar biçimde anı yaratıyorum yoktan onunla. ilham veren, iz bırakan hatırlanmak uğruna.
"If music be the food of love, play on. Give me excess of it, that, surfeiting, The appetite may sicken and so die. That strain again! It had a dying fall. O, it came o'er my ear like the sweet…devamı"If music be the food of love, play on.
Give me excess of it, that, surfeiting,
The appetite may sicken and so die.
That strain again! It had a dying fall.
O, it came o'er my ear like the sweet sound
That breathes upon a bank of violets,
Stealing and giving odor! Enough; no more.
'Tis not so sweet now as it was before.
O spirit of love, how quick and fresh art thou,
That, notwithstanding thy capacity
Receiveth as the sea, naught enters there,
Of what validity and pitch soe'er,
But falls into abatement and low price
Even in a minute. So full of shapes is fancy
That it alone is high fantastical."
Kendimi büyük bir özenle sabote ettikten sonra bunun götürülerine yakınma hakkım olduğunu hiç sanmıyorum. Soğuk bir gün, sahildeki soğuk taşların tekine oturmuş soğuğun içime işlemesine izin veriyorum. Bunun ceremesini de ilerdeki günlerde çekeceğimden emin ‘sikerler!’ diyorum. Bedenimle işbirliği içinde değilim,…devamıKendimi büyük bir özenle sabote ettikten sonra bunun götürülerine yakınma hakkım olduğunu hiç sanmıyorum.
Soğuk bir gün, sahildeki soğuk taşların tekine oturmuş soğuğun içime işlemesine izin veriyorum. Bunun ceremesini de ilerdeki günlerde çekeceğimden emin ‘sikerler!’ diyorum. Bedenimle işbirliği içinde değilim, çünkü canımın kıymeti yok kendimde.
Özlediklerimi anıyorum, astım krizini göze alarak bir sigara yakıyorum ve iğrenç tadından öte bir şey duyumsatmayan veya aslında aynı zamanda gerçekten de hiçbir şey hissettirmemeye yaraması gerekirken işlevsiz kalan biramı yudumluyorum.
Hem hemen her şeyi hissediyorum, hem hiçbir şey hissetmiyorum.
Burnum kızarık, birazdan soğuktan düşeceğini sanıyorum.
Yalnız olmakla barış içinde olduğumu sanıyordum. Tabi ki yine yeniden yanılıyorum.
Şuan sıcak hissettirecek tek şey olarak akla gelen bir şefkat kırıntısı dileniyorum sessizce muhtemelen de doğru olmayan mercilerden.
Bilinçakışı tekniğinin ve yazı yazmanın şifalı olduğunu iddia edenin de aklına tüküreyim, kelime tüketmenin bir halta yaradığı yok ama
Si-ker-ler! diyorum.