***Ne o ne de ben gerçekçi kişilerdik ve başkalarının gerçekçiliğini de, ellerini binlerce kez boyunlanna götürüp ucunda sallandıkları ipi bulamayan o aptal kuklalara benzetirdik.
***Sanatçıların hayatını anlatan filmler işkence verir bana. Böyle filmleri yapanlar, o dönemde yaşasalardı van Gogh’a bir tablosu için yarım paket sigara verip sonra da, “Bir pipoluk tütün de verseydik bize bunu yine çizerdi,” diye üzülen insanlardır. O filmlerde, sanatçı ruhunun…devamı***Sanatçıların hayatını anlatan filmler işkence verir bana. Böyle filmleri yapanlar, o dönemde yaşasalardı van Gogh’a bir tablosu için yarım paket sigara verip sonra da, “Bir pipoluk tütün de verseydik bize bunu yine çizerdi,” diye üzülen insanlardır. O filmlerde, sanatçı ruhunun ıstırapları, sefaletleri ve Şeytan’la mücadeleleri anlatılır, fakat her şey geçmişte olmuş kabul edilir. Sigarası olmayan, karısına ayakkabı alamayan bir günümüz sanatçısı ise film yapımcıları için ilginç değildir. Bazı boş boğazların onun bir dâhi olduğunu kavraması için daha üç nesil geçmesi gerekir. “Sanatçı ruhunun coşkuyla aranması...”
Palyaço
girizgahlara lanet olsun! bu kelimenin eylül literatürüne dahil olduğu güne de. kavramsal bağlamda, fonetik bağlamda bana hep stresi, yeni tanışmaların anksiyetesini çağrıştıran ve büsbütün kasıntı olduğunu düşündüğüm bir kelime. en az benim kadar gergin bir alt karın imgesi belirdi gözümde.…devamıgirizgahlara lanet olsun!
bu kelimenin eylül literatürüne dahil olduğu güne de.
kavramsal bağlamda, fonetik bağlamda
bana hep stresi, yeni tanışmaların anksiyetesini çağrıştıran ve büsbütün kasıntı olduğunu düşündüğüm bir kelime.
en az benim kadar gergin bir alt karın imgesi belirdi gözümde.
belki de sadece girizgahlarda beceriksizim diye.
beceriksiz olsaydım beceriksiz olduğumu kabul ederdim dedi bugün kardeşim onu bir şey hakkında aşağılarken bulduğumda kendimi.
onun özgüvenine bulanmak isterdim yumurta akı sürünmüş poğaça gibi.
doğru bir ifade biçimi yok, hissedilenin parçalanmamış zikri yok.
zihnimdekini kelime yoluyla somutlamanın mümkün bir yolu yok.
selamlaşmalarda da yarım ağız kalırım hep.
journal babında alakalı alakasız bilinç kusmuğumu kusacağım en tazyikli formda.
çünkü ifadenin mümkün yolunu bulamasam da fazlaca hissetmeyi terk etmedim.
yarım yamalak var olmak bile bir lütuf!
üretmek istemek kadar kibirli bir ideam var demektense birinin yüzüne üflemek istiyorum ben göçmeden diyebilirim.
üfürüğüm saçlarını uçursun, gözkapakları refleksif bir şekilde kırpışsın.
veya henüz dökülmüş bir betona basmak isterim.
yumulduğum mini bataklıktan çıktıktan sonraki boşluğa bakmak...
ben boşluk muyum?
dokunduğum şey boşaldığına göre sözde madde de esasen yok olmadığına göre boşluktan ibaret varlıklar olabilir miydi?
içindeki dört yapraklı yonca çıkarılmış boş bir kolyeyim o zaman.
ya da duvardaki beyaz boyayı söküp alan tırnak izi.
tırnak altlarında ufalanan boya tozunun tadı belirdi ağzımda.
kansızlığın vardır derlerdi bizde absürd şeyleri tadanlara.
toprak yiyen bir yetişkine rastlamıştım.
bir akıl hastası değil sadece demir eksikliği olan zavallıcık.
ferro sanol vereceklerine beyni şoklanmış.
ihtiyacı olansa çok başkaymış.
böyle öğrenmiş bizimkiler.
absürdün bile bir açıklaması vardır.
absürde bile tıbbi bir açıklama getirebiliriz.
benimkine ne derler?
kimyasal bir dengesizlk hali belki.
ya da sikik nörotransmiterler.
girizgahta olduğu kadar sonu bulmakta da güçlük çekiyorum, son biraz uzakta sanırım ben miyopum.
taslaklarımda yarım kalmış çok da eski sayılmayan kişiselinden bir aşk şiirine rasladım.
yarım kalmışlığımı en iyisi yazdığım dizeleri okuyarak anlayın:
bana şarkınızdan bahsettiğinde;
otomatikmen o bizim de şarkımız oldu.
çünkü her denk geldiğimde,
senin de her denk geldiğinde o'nu düşünüp sonsuz bir acı çektiğin düşüncesi;
seninkine denk bir acı veriyordu bana.
sana varoluşumla o'nu hatırlatmış olmanın gurur kırıklarını süpürüyorum şimdi,
kısa saçlarımı uzatmaya böyle karar verdim.
o'nun tam tersi olmayı diledim.
hep dedim herkese;
sana sadece ağlayan pasta'lar veya yalancı tiramisular yapabilirdim.
çünkü pastam bile olsa olsa ağlak veya yalancı olurdu.
'bir daha böyle hissetmeyeceğim!' naraları yükselse de sonraki güne yine yenildim.
değersizlik hissimin en güçlü pekiştireciydin.
babamdan sonra.
belki de listenin başına geçtin.
her nefesinde göz bebeklerini delice büyüten ve içsel dengeni sarsan o uyuşuk vadilerden bir gün dönmeye karar verirsin diye umdum.
nereye kadar hissetmeme yolunu izleyebilirsin?
çektiğin her fırtta o acı acından uzaklaşmak şöyle dursun sen acıyı bendine, hissetmeyi ertelemek suretiyle kelepçelediğini göremez haldesin.
çünkü benle aynı yerde değilsin.
buraya gelmem senelerimi aldı.
bunun için bedenler değiştirmem gerekmedi senin aksine.
sürekli de dalga geçtim seni seviyor oluşumla sahtekar sürmeli.
yakışmadı bu çünkü bütün değerler sistemime.
yarım kalmışlığın yarım kalan özneyi, olguyu, olayı kişide obsesyona evirten kışkırtıcı bir yanı var.
bu şiirim asla öznesine ulaşmadı, ulaşmayacak.
o yüzden uzunca bir süre daha aklımda yer kaplayacak.
'Buradaki her şey çürük kokuyormuş gibi geliyor bana, fazla olgunlaşmış meyvelerdeki gibi bir çürümüşlük kokusu bu. Bu korkunç doğum, çiftleşme ve ölüm düzeneği, Yunanların mıasma, yanı kirlilik dedikleri hayatın bu ürkütücü kargaşası başka hiçbir yerde aslında bu denli vahşi olmasına…devamı'Buradaki her şey çürük kokuyormuş gibi geliyor bana, fazla olgunlaşmış meyvelerdeki gibi bir çürümüşlük kokusu bu. Bu korkunç doğum, çiftleşme ve ölüm düzeneği, Yunanların mıasma, yanı kirlilik dedikleri hayatın bu ürkütücü kargaşası başka hiçbir yerde aslında bu denli vahşi olmasına karşın güzel görünsün diye bu kadar allanıp pullanmamıştır herhalde. Ve insanlar başka hiçbir yerde her şeyin değişebileceği yalanına ve ölüme, en çok ölüme, ne olursa olsun ölüme böylesine inanmamıştır.'
'Kontrolü kaybetme fikri bizler gibi kontrollü insanları her şeyden çok cezbeder. Gerçek anlamda uygarlaşmış insanlar -ki eski insanlar da bu konuda bizden farklı degillerdi- eski, hayvani benliğin kasten bastırılması yoluyla uygarlaştırmışlardır kendilerini. Bu odadaki bizler Yunanlardan ya da Romalilardan çok…devamı'Kontrolü kaybetme fikri bizler gibi kontrollü insanları her şeyden çok cezbeder. Gerçek anlamda uygarlaşmış insanlar -ki eski insanlar da bu konuda bizden farklı degillerdi- eski, hayvani benliğin kasten bastırılması yoluyla uygarlaştırmışlardır kendilerini. Bu odadaki bizler Yunanlardan ya da Romalilardan çok farklı mıyız gerçekten? Saygıyı, inancı, sadakati, fedakârlığı saplantı haline getirmiş halimizle? Bütün bunlar çağdaş zevklerimize göre fazla ürkütücü değil mi?'
'Her şey için zihnini kullanmaya bu denli alışkın olan biri böylesine dümdüz bir eylemle karşı karşıya kaldığında bunu gereğinden fazla süsleyip fazla zekâ gerektiren bir hale getirebiliyor galiba.'
Why does that obstinate little voice in our heads torment us so?' he said, looking round the table. Could it be because it reminds us that we are alive, of our mortality, of our individual souls - which, after all,…devamıWhy does that obstinate little voice in our heads torment us so?' he said, looking round the table. Could it be because it reminds us that we are alive, of our mortality, of our individual souls - which, after all, we are too afraid to surrender but yet make us feel more miserable than any other thing? But isn't it also pain that often makes us most aware of self? It is a terrible thing to learn as a child that one is a being separate from all the world, that no one and no thing hurts along with one's burned tongues and skinned knees, that one's aches and pains are all one's own. Even more terrible, as we grow older, to learn that no person, no matter how beloved, can ever truly understand us.
Aristo, Poetika'da der ki," dedi Henry, "ceset gibi gerçekte görmesi rahatsız edici şeyler sanat eserlerinde bakmaya doyulmayacak manzaralara dönüşebilir."