Spoiler içeriyor
izlemesi çok zordu, her yerde okuduğunuzun üzerine bir kere de benden okuyun: rahatsız edici olduğu kadar gerçek, gerçek olduğu kadar rahatsız edici bir yapımdı. aile içi şiddetin bir insanı vardırdığı saplantılı, nevrotik ve psikotik noktayı izledik diye özetlemek istemiyorum. öte…devamıizlemesi çok zordu, her yerde okuduğunuzun üzerine bir kere de benden okuyun: rahatsız edici olduğu kadar gerçek, gerçek olduğu kadar rahatsız edici bir yapımdı.
aile içi şiddetin bir insanı vardırdığı saplantılı, nevrotik ve psikotik noktayı izledik diye özetlemek istemiyorum.
öte yandan istismar mağduru birinin hayata karşı olan öç alma istencine rağmen alabildiğine pasif kalıp çevresindeki dominant "kötüler" tarafından sindirilmesi, manipüle edilmesi çok üzücüydü, keşke tam bir savaşçı tiplemesi serilseydi önümüze.
martha'nın betimlediği üzere kalkanı tahribe uğramış olsa da savaşçı kalabilen birini izleseydim keşke.
böylece gerçek hayattaki mağdurlara kurban psikolojisini ve utançları geride bırakmaları konusunda ilham verebilirdi.
umduğumun tam aksine tutuk, öfkesini doğru yerde doğru zamanda doğru kişiye yöneltemeyen, akliselim insanların kendi güvenliği için alacağı basit önlemleri dahi alamayan birini izledik. kendine olan nefretinin, sevdiği şeylere baskın gelip güzel giden her şeyi baltalaması da çok üzücüydü.
babasıyla yüzleştikleri yerde gözyaşlarımı tutamadım, erk kökünden yani güçden türeyen erkeklerin üzerindeki psikolojik ve sosyolojik baskılar üzerine düşünmemiz ve yeniden değerlendirmemiz gereken çok şey var.
cinsel kimlik karmaşalarının da geçmiş zamanlardaki travmalar ile ne kadar ilintili olabileceğini kanıtlayan türden bir hikayeydi.
zordu, çok zordu izlemek ama bittiği için mutluyum, dediğim gibi daha güçlü duran birini görmek isterdim ama hikaye aptal hatalarla dolu olmasa bu kadar uzun ve çetrefilli bir hikaye halini almazdı zaten, değil mi?
"THE QUICK BROWN FOX JUMPS OVER THE LAZY DOG." bu pangram tüyler ürpertici! izleyince hak vereceksiniz! sanatsal bağlamda aşırı doyuran bir seyir sürecini şimdi noktaladım. estetik açılar, analojiler, jazz müzik, tahayyülün ötesinde güzelliğiyle italya manzaraları, hırçın barok ressamımız caravaggio atıfları,…devamı"THE QUICK BROWN FOX JUMPS OVER THE LAZY DOG."
bu pangram tüyler ürpertici!
izleyince hak vereceksiniz!
sanatsal bağlamda aşırı doyuran bir seyir sürecini şimdi noktaladım.
estetik açılar, analojiler, jazz müzik, tahayyülün ötesinde güzelliğiyle italya manzaraları, hırçın barok ressamımız caravaggio atıfları, ışık oyunları kadar akıl oyunlarının öneminin vurgusu...
sinema klübündeki herkesi ne kadar manyak bir yapım tükettiğim konusunda darlamaya dizinin ortalarından itibaren başladım.
oradaki henüz yeni yeni maruz kaldığım için soğumamış hislerle yazdığım incelemelerim çok daha güzel ve bütünlüklüydü. chatte gerilere doğru tarama yapıp da bulursam eklerim.
ama özetle 99 yapımı yine oldukça başarılı bir film olan the talented mr. ripley ile karşılaştırılma yapmaksızın ele alınması gereken bir dizi diye ısrar etmiştim.
o zamanlar freudyen düşüncelerin etkisindeydim (şarkı, dizi, film, kitaplarda realist olduğu kadar umutsuz,korkunç belki de hastalıklı olan freudyen düşünceleri görmeden, yakalamadan edemiyorum son günlerde) ve insanın yaradılış itibari içinde 'kötüyü ve kötüye dair olanı' doğal olarak barındırdığını falan yeniden hatırlamıştım.
ilk başlarda tom'a sempati bile duyabilmiştim acıma duygusu eşliğinde.
ta ki kayış kopana kadar!
çok uzatmak istemiyorum.
ripley hakkında konuşmalıyız.
okurken sayfalarda referans olarak kullanılan daha önce duymadığım sanatçı isimlerini ve ortaya koydukları sanatlarını araştırıp, bahsi geçen her filmi izlemeye-her şarkıyı dinlemeye çalıştığım için sancılı ve yavaş bir okuma deneyimi süregeliyor. her ne kadar zorluklar ve dipleri görmüşlük içerse de…devamıokurken sayfalarda referans olarak kullanılan daha önce duymadığım sanatçı isimlerini ve ortaya koydukları sanatlarını araştırıp, bahsi geçen her filmi izlemeye-her şarkıyı dinlemeye çalıştığım için sancılı ve yavaş bir okuma deneyimi süregeliyor.
her ne kadar zorluklar ve dipleri görmüşlük içerse de o bohem, özgür yaşama insan özeniyor.
o kadar çok dilerdim ki etrafımda nice sanatçıyla çevrilmeyi!
ne mümkün!
dibi bilirim diyor ya sylvia, bence patti de biliyor.
içerdiği otoportreler, şiir taslakları, birbirlerine ait resimler kitabı daha romantik, estetik hale getiriyor.
karakteristik kimlikleriyle bu kitap sayesinde tanış olup aşk hikayelerine ortaklık etmekle onur duydum.
altını çizdiğim o kadar şey var ki hangi birinden dem vursam bilemez haldeyim, şu sıralar özellikle cinsel kimlikle ve uyanışlarla ilgili bir yerdeyim ve oldukça ilgi çekici ilerliyor bu bölüm, ayrıca o zamanların dünyasının bu tür kimlik kargaşasına aleni bir şekilde girmeye müsait olmadığını biliyordum.
güzel ruhlar gelmiş geçmiş, bunu hatırlamak bile iyi geliyor.
kronolojik olmayan birkaç alıntı dahi sizi okumaya ikna edecek diye düşünüyorum.
“Bitmemiş şarkılar ve terk edilmiş şiirlerle
Kuşatılmış, dağılmış, hatta felce uğramıştım.
İlerleyebildiğim kadar ilerliyor, sonra hayalimde yarattığım duvarlara tosluyordum..”
"İyi bir insan mıydı, yoksa kötü mü? Emin değildi. Fedakâr mıydı? Yoksa tam bir iblis mi? Fakat tek bir şeyden emindi. O bir sanatçıydı. Ve bunun için asla kimseden özür dilemeyecekti."
"Her şeyin bizden öncekiler tarafından belirlenmesinden ve yol haritasının çıkarıldığı bir dünyada yaşamaktan dolayı kendimi sınırlandırılmış hissetmiştim."
"Sadece bir aptal -ya da bir aziz- sanat tarafından ele geçirilmek istemez."
"küçük zümrüt kuş uçup gitmek ister.
eğer avucumu kaparsam, kalmasını sağlayabilir miyim?"
"Çok yaramaz olduğu için ruhumun ben uyurken gizlice kaçıp sonra da geri dönemeyeceğinden korkuyordum."
"Dünyanın her yerinde insanlar kaybettikleri bir şeye yeniden sahip olma umudunu taşır. Ancak bazen kiminin anılarını küçük pişmanlıklarımızı koyduğumuz çekmeceye yerleştirmek zorundayızdır. Yine de arada sırada, eski bir mendilin katları arasında, bir zamanlar en mutlu öğleden sonralarımızı temsil etmiş bir deniz kabuğuna ya da ufak bir taşa rastlarız."
"Yana yakıla dürüstlük ararken kendi içimde dürüst olmayan bir şeyler bulmuştum. neden kendimi sanata adayacaktım ki? kendimi tanımak için mi, yoksa sanatın kendisi için mi? bir aydınlanma vaat etmiyorsa o kalabalığın içine bir şeyler sokuşturmaya çalışmaya ne gerek vardı?"
"Emulate all the shit my mother hated I can't help but demonstrate my Freudian fate" "Annemin nefret ettiği tüm b*klara özendim Freudsal kaderimi yok etmekte çaresizim" Amy🪽
karalama eğer yapabilseydim yanlış yazılmış bir şeyin üstünü karalarcasına karalamak isterdim ruhumu, veya kimsenin görmemesi gereken ayıplı bir cümleymiş gibi... mümkün olmayınca kalıbımı karaladım; tırnak geçirilmiş avuç içleri ve kendi imzamın örnekleriyle tahrip edilmiş bir sol kol içi miras kaldı…devamıkaralama
eğer yapabilseydim yanlış yazılmış bir şeyin üstünü karalarcasına karalamak isterdim ruhumu,
veya kimsenin görmemesi gereken ayıplı bir cümleymiş gibi...
mümkün olmayınca kalıbımı karaladım;
tırnak geçirilmiş avuç içleri ve
kendi imzamın örnekleriyle tahrip edilmiş bir sol kol içi miras kaldı bu savruk hikayeye böylece.
derime kazıdığım dağınık hikayemi çekip çıkarıp okuyabilir misin ki?
hasta ve esrik halimin timsallerini görmene rağmen sevebilir misin beni?
kanadıkça can geldiğini anlayabilir misin kusurlu ben'imin ben olan yanlarına?
anlattıkça azalması gerekmez miydi dedikleri gibi?
karalama da sayılsa çizdim ya işte sana, nerde bunun devamında gelmesi gereken hafifliği?
karalamamı boşver, ben'i tamamen silebilir misin?
ben'leri silmeyi bilir misin?
ben'ler çirkin olduğu için kökünden kesilir ya da kurutulur hani,
insanda daha ne kadar çirkin tezahür edebilirdi ki kendi ben'i,
ya sen kesebilir misin henüz süregelen ben'imin nefesini?
bugün annem küçük bir kahve fincanında telvenin altında boğdu da beni.
bunun anlamını bilir misin?
eylül'e dair ne merak edersin?
acıların da üstüne kalınından bir çizgi çekip, geriye kalan yaralarımı paketlememe izin verir misin?
5 yaşındaki küçük bir kız çocuğu gibi başta tanrınız herkesle 'küs yapmak' istemekteyim.
serçe parmağımı havaya kaldırıp yüce tanrınıza doğru tutup köşeme çekileceğim.
kimseler bana ilişmesin artık isterim.
ve eğer yapabilseydim tamamlanmış bir yapılacaklar listesi maddesiymiş gibi karalamak isterdim ruhumu,
veya yapılmaktan son anda vazgeçilen ve müsveddeye dönüşen bir resim gibi...
mümkün olmayınca kalıbımı karaladım.
karalamamı da buraya yazdım.
eylül
düzenlendi
Tüm atomlarımı bir arada tutan bir sıvı, bir zar var gibi (nar taneciklerini kaplayan zar örneğin) ve işte o zar dışsal bir etkiyle zorlanmakta ve zarın en küçük kıpırtısı atomların bir arada duruş kombinasyonlarında bir değişim yaratıyor. Ama tek tek…devamıTüm atomlarımı bir arada tutan bir sıvı, bir zar var gibi (nar taneciklerini kaplayan zar örneğin) ve işte o zar dışsal bir etkiyle zorlanmakta ve zarın en küçük kıpırtısı atomların bir arada duruş kombinasyonlarında bir değişim yaratıyor. Ama tek tek ne atomları, ne zarı, ne kıpırtısını, ne de kombinasyonundaki değişimi, ne de değişimin kendisini açıklayamıyorum. Unutmaya çalışıyorum.
Nilgün Marmara
Kitabın hazin sonuna doğru okuduğum "Şuan ne mutluyum ne de mutsuz. Sadece her şey akıp gidiyor. Şimdiye kadar pandomim sayesinde yaşamayı sürdürdüğüm bu insan dünyasında, gerçek olduğunu düşündüğüm tek şey bu." cümleleri aklıma 'hope is a dangerous thing for a…devamıKitabın hazin sonuna doğru okuduğum "Şuan ne mutluyum ne de mutsuz. Sadece her şey akıp gidiyor. Şimdiye kadar pandomim sayesinde yaşamayı sürdürdüğüm bu insan dünyasında, gerçek olduğunu düşündüğüm tek şey bu." cümleleri aklıma
'hope is a dangerous thing for a woman like me to have' şarkısındaki
"Dont ask if i'm happy, you know that i'm not, but at best i can say i'm not sad." dizesini getirdi.
Artık mutlu veya mutsuz ayrımı dahi yoktu hayatta. Hissizleşme, tepkisizlik ve apati...
Geriye kalan yegane gerçeğimiz bunlar. Felaketlere bile eskisi kadar dövünemiyorum, kayıplarıma canhıraş bir şekilde ağlayamıyorum.
Bu daha da vahim sanıyorum.
...
"Oyuncular için rol yapmanın en zor olduğu yer, kendi memleketlerinin tiyatrosunda, hısım akrabanın hep bir arada bulunduğu yerdir. En usta aktör için bile, iş rol yapmaktan çıkar. Ama ben bunu ustaca sürdürebilmiştim. Böylesine ustalaşmış birinin, yabancısı olduğu bir yerde başarısızlığa uğramasına imkan yok."
ben de öyle yapmamış mıydım, akrabaların seyrettiği sahneden indiğim an derin bir nefes almamış mıydım, tanınmamak ve bilinmemek fantezisiyle yollara düşmemiş miydim?
''İçkiyi küpüyle iç, insanoğlusun, kötülüğü sil, sil.' demiş, eskiden bir İranlı. 'Üzüntüden yorulan yüreğe umut taşıyan, yalnızca mest eden kadeh ol' demiş. Anlayabiliyor musun?"