“The increase in loud egos has coincided with declines in well-being. The rate of depression in the United States has risen to its highest level on record. Behavioral science offers a compelling thesis that may explain what we’re seeing, as…devamı“The increase in loud egos has coincided with declines in well-being. The rate of depression in the United States has risen to its highest level on record. Behavioral science offers a compelling thesis that may explain what we’re seeing, as a result of what has been termed the “self-reflection paradox.” An intense focus on self is an evolved trait, scientists suggest, because it confers competitive advantages in mating and survival. But research has also shown that to be so focused on self can be a primary source of unhappiness and maladjustment. So what appears to be happening is that we have developed culture and technology that together supercharge this primal drive of self-reflection—to such an unhealthy and unnatural extent that it has the paradoxical effect of ruining our lives.”
“In a society that places immense pressure on women to look and act a certain way, I understand how intelligence can be a powerful defense mechanism. But we don’t only want to be smart; we want to look smart (whatever…devamı“In a society that places immense pressure on women to look and act a certain way, I understand how intelligence can be a powerful defense mechanism. But we don’t only want to be smart; we want to look smart (whatever that means), and we want people to know how smart we are. The allure of literary it girls and thought daughters is that she is a mirror reflecting the beauty and complexity of the world around her. But she isn’t real. She is a curated and fabricated concept of a woman.
Going back to what Helena Aeberli says in her essay, even if this “new turn towards intellectual aesthetics might be an attempt to give girl discourse a more substantive base, it feels equally as reductive. We can’t just be writers; we have to be girl writers, in which girl is conjoined to an invisible adjective: hot. Or at least, we have to package ourselves as such. Because otherwise, why would anyone want to read our work?”
“But what is the opposite of fidelity?' asked Professor Playfair. He was approaching the end of his dialitic; now he needed only to draw it to a close with a punch. 'Betrayal. Translation means doing violence upon the original, it…devamı“But what is the opposite of fidelity?' asked Professor Playfair. He was approaching the end of his dialitic; now he needed only to draw it to a close with a punch. 'Betrayal. Translation means doing violence upon the original, it means warping and distorting it for foreign, unintended eyes. So, where does that leave us? How can we conclude except by acknowledging that an act of translation is always an act of betrayal?”
Yazıyı çevirirsem, çevirme eylemimle orijinal forma ihanet etmiş, aslını bozmuş sayılıyorum.
Bunun üzerine düşündüren bir alıntı.
senaryo korkunç yavan olsa da kadroyla ve past lives’ın yönetmeni celine song imzasıyla dayanabilirim sanmıştım. çok sıkıldım. bomboş günümü devirmek için sinemada izlemeyi tercih etmiştim. bu kadronun senaryo seçiminde daha seçici olacaklarını düşünüyordum. belki onlardan celine’in yine past lives gibi…devamısenaryo korkunç yavan olsa da kadroyla ve past lives’ın yönetmeni celine song imzasıyla dayanabilirim sanmıştım.
çok sıkıldım. bomboş günümü devirmek için sinemada izlemeyi tercih etmiştim.
bu kadronun senaryo seçiminde daha seçici olacaklarını düşünüyordum.
belki onlardan celine’in yine past lives gibi dokunaklı bir iş çıkaracağını düşündüler ya da finansal meseleler seçici olmayı engelliyor onlar için bile.
“… Akşam dünyası ne hüzünlü! Bataklıkların üstündeki sisler ne esrarengiz. Bu seslerde amaçsız gezinen, ölümden önce çok acı çeken, gücünü aşan bir yükü taşıyarak bu dünyanın üstünde uçan bilir bunu. Yorgun olan bilir bunu. Ve o pişmanlık duymadan terk ediyor…devamı“… Akşam dünyası ne hüzünlü! Bataklıkların üstündeki sisler ne esrarengiz. Bu seslerde amaçsız gezinen, ölümden önce çok acı çeken, gücünü aşan bir yükü taşıyarak bu dünyanın üstünde uçan bilir bunu. Yorgun olan bilir bunu. Ve o pişmanlık duymadan terk ediyor dünyanın sislerini, bataklıklarını ve ırmaklarını, kendini çekinmeden ölümün kollarına bırakıyor, bir tek onunla huzur bulacağını biliyor çünkü.”
-Bir işi birinci sınıf beceri ile yapan bütün insanlara karşı tutkusu vardı. -Her türlü iktidar insanların üzerinde kurulmuş bir baskıdır ve öyle bir zaman gelecek ki ne Sezar’ın iktidarı olacak ne de başka bir iktidar. İnsan hakikat ve adaletin krallığına…devamı-Bir işi birinci sınıf beceri ile yapan bütün insanlara karşı tutkusu vardı.
-Her türlü iktidar insanların üzerinde kurulmuş bir baskıdır ve öyle bir zaman gelecek ki ne Sezar’ın iktidarı olacak ne de başka bir iktidar. İnsan hakikat ve adaletin krallığına geçecek ve burada hiçbir iktidara ihtiyaç duyulmayacak
-Sana şunu söyleyeyim, sorun ses tonunda. Sanki gölgeyi ve kötülüğü kabul etmiyormuşsun gibi konuşuyorsun. Şunu düşünmen çok daha mantıklı olmaz mı; kötülük olmasaydı ne işe yarardı senin iyiliğin ya da gölge çekilip gitseydi nasıl görünürdü yeryüzü? Ne de olsa nesne ve insanlardan oluşur gölge. İşte benim kılıcımın gölgesi. Ağaçların ve canlıların da gölgesi olur. Mutlak ışığın tadını çıkarma fantezin için, dünyadan bütün ağaçları ve canlıları silip atacak mısın yoksa? Aptalın tekisin.
-"Söyle kimsin sen?”
"Sonsuza dek kötülüğü isteyen,
ama sonsuza dek iyilik yapan bu
gücün bir parçasıyım.”
-Karanlık bir sokağın köşesinde bir anda bitiveren bir katil gibi, aşk önümüze dikildi; ikimizi de bir vuruşta devirdi! Yıldırım da böyle çarpar adamı, hançer de böyle saplanır!
-“Kahrolsun eğretilemeler, üstü kapalı sözler. Özgür insanlarız, köle değil. Gerçeği masal kılığına sokmaya ihtiyacımız yok"
okuma sürecinde -ki görece uzun ve zaman zaman sekteye uğrayarak süren- beni etkileyen yerleri raf’ta alıntılamıştım. kitabı daha çok kişisel deneyimlerimle ilişkilendirdiğim için öznel ve yuvarlak cümlelerle kabataslak bir inceleme yapacağım. az önce bitirdim ve selin’in üstünde hissettiği budalılığı, dilin…devamıokuma sürecinde -ki görece uzun ve zaman zaman sekteye uğrayarak süren- beni etkileyen yerleri raf’ta alıntılamıştım. kitabı daha çok kişisel deneyimlerimle ilişkilendirdiğim için öznel ve yuvarlak cümlelerle kabataslak bir inceleme yapacağım.
az önce bitirdim ve selin’in üstünde hissettiği budalılığı, dilin katmanlarını ve sınırları olmayan yapısını, üniversite deneyimindeki duygu karmaşalarını çok yakından hissettim. ingiliz dilbilimi gibi ders içeriklerine atıflarda bulunan yerlerde kendi ders içeriğimden şeyler bulmak ayrı keyifliydi.
örneğin pidgin ve kreol kavramları üzerine bir monoloğu vardı sanıyorum ve bu seneki müfredatımda sociolinguistic başlığı altında ben de bu kavramları incelemiştim uzun uzadıya.
okurken o yüzden kendimi selin’den ayrıştırmam zor oldu.
bu arada kavramların tanımlarını bırakıyorum:
“Pidgin, birbirlerinden farklı diller konuşan, kendi anadilleri ile anlaşmayı sağlayamayan birden fazla grubun kendi aralarında iletişim kurmak için kullandıkları dilleri ifade etmek için dilbilimciler tarafından kullanılan bir terimdir. Bu bakımdan doğal olarak pidgin dilleri ilişki ve temas dilleridir. Pidginler bir neslin ana dili olabilirler. Bu durumda kreol olarak adlandırılırlar. Bir başka deyişle kreol, bir kuşağın ana dili olmuş pidgindir. Doğal bir dilin birden çok yabancı dilden çok fazla sayıda kelime almasına pidginleşme (picinleşme/pidginization) adı verilir. Pidginleşme bir anda meydana gelmeyen, zaman içinde oluşan nispeten uzun bir süreçtir.”
kitabın başı ve ortaları hafiften unutulacak kadar araya başka kısa kitaplar sıkıştırsam da evan’a hissettiğim öfke çok kişisel ve çok taze sanıyorum.
evan’ı zeki, entelektüel olduğu kadar manipülatif buldum ve ben de üniversite sürecinde evan’ımla tanışmış bulunduğumdan selin’in çaresizliğine hemdem oldum.
tam olarak platonik diyemeyeceğim bir ilişki dinamiği, sıcak-soğuk oyunu gibi…
ve ne yapacağını bilemezliğiyle 20lerin başı.
“I'm sorry about my twenties, I was learnin' the ropes I had a tendency of thinking 'bout it after I spoke We're experiencin' life through the postmodern lens Oh, call it like it is You're makin' an aesthetic out of…devamı“I'm sorry about my twenties, I was learnin' the ropes
I had a tendency of thinking 'bout it after I spoke We're experiencin' life through the postmodern lens
Oh, call it like it is
You're makin' an aesthetic out of not doing well And minin' all the bits of you you think you can sell
Whilst the fans are on”