"Ey, aşk! Ateştir senin nesebin; Niteliğin dumandır, kaynağın ise rüzgar Su tufana dönüştü, toprak da küle Senin kokunla ateş rüzgara karıştı Şirinsiz her saray viranedir Ferhatsız her dağ bir saman çöpüdür rüzgarda Yedi nesil öteye tüm atalarımız gamdı Bize miras…devamı"Ey, aşk! Ateştir senin nesebin;
Niteliğin dumandır, kaynağın ise rüzgar
Su tufana dönüştü, toprak da küle
Senin kokunla ateş rüzgara karıştı
Şirinsiz her saray viranedir
Ferhatsız her dağ bir saman çöpüdür rüzgarda
Yedi nesil öteye tüm atalarımız gamdı
Bize miras kalan sonsuz keder oldu
Rüzgar esince toprağımızdan senin kokun geliyor
Sadece sen kalacaksın,
Biz hepimiz gidince..."
Khoda Nazdik Ast / 2006
A Patch Of Blue / Sevgili Arkadaşım - 1965 Yönetmen; Guy Green En güzel aşk zor olanmış. Avustralyalı yazar Elizabeth Kata’nın 1961 de yazmış olduğu “Be Ready with Bells and Drums” adlı kitabından, yönetmen Guy Green tarafından sinemaya uyarlandı. Shelley…devamıA Patch Of Blue / Sevgili Arkadaşım - 1965
Yönetmen; Guy Green
En güzel aşk zor olanmış.
Avustralyalı yazar Elizabeth Kata’nın 1961 de yazmış olduğu “Be Ready with Bells and Drums” adlı kitabından, yönetmen Guy Green tarafından sinemaya uyarlandı. Shelley Winters, en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ı kazanırken, film dörtte Oscar adaylığı elde etti. Sidney Poitier usta her zaman ki gibi müthişti.
Harikulade bir film. Elizabeth Hartmann bu filmle Altın Küreyi kazanmış ve Oscar'a aday gösterilmişti. 22 yaşında genç bir kızdı. Maalesef 43 yaşında canına kıymış. Bu genç oyuncunun gerçekten yeteneği varmış ama hayatta şansı yaver gitmemiş. Filme gelirsek hem ırkçılık üzerine hem engelliler üzerinden mesaj veren samimi bir yapım olduğunu söyleyebilirim. Normalde öyle kolay gözyaşı dökmem ama bu filmde bir iki damla çözüldü. Filmin siyah beyaz olması filme ayrı bir anlam katmış.
"Boncuk dizmekte bir ortağa ihtiyacın var. Eğer bir gün boncuk dizmekten vazgeçersem kendimi bıçaklarım". Bu replik hem güldürdü hem ağlattı.. Size ihtiyacı olan bir insanı yarı yolda bırakmayın, önüne tökezlemeyeceği taşlar dizin. Nazik, dingin ve huzurlu bir mavi hediye edin. Ne kadar güç olsa da. Çok güzel ve çok gerçekti. Hoşgörü ve insanlık üzerine hediye edilmiş tertemiz bir film. Kesinlikle izlemenizi öneririm. Şimdiden iyi seyirler.
- İstanbul senin bildiğin gibi değil. Yani mevsimleri bile zor tespit ediyorsun. Tuvaletin penceresinden işte ancak bir parça gökyüzü görürsün. Karanlık evler seni bekler. Bir sürü zorluğu vardır yani, İstanbul öyle kolay şehir değil .." Mayıs Sıkıntısı / Nuri Bilge…devamı- İstanbul senin bildiğin gibi değil. Yani mevsimleri bile zor tespit ediyorsun. Tuvaletin penceresinden işte ancak bir parça gökyüzü görürsün. Karanlık evler seni bekler. Bir sürü zorluğu vardır yani, İstanbul öyle kolay şehir değil .."
Mayıs Sıkıntısı / Nuri Bilge Ceylan (1999) .. 🖼️
Dersu Uzala (1975) Akira Kurosawa, 1971 yılında kariyerinin kötü bir dönemini yaşamaktaydı çünkü çekmeyi düşündüğü yeni filmleri için talep ettiği fonları Japon stüdyoları, 1970 yılında çekmiş olduğu kariyerinin ilk renkli film olan “Dodes’kaden”in ticari başarısızlığı sebebiyle, reddediyorlardı. Tüm bunlara oldukça…devamıDersu Uzala (1975)
Akira Kurosawa, 1971 yılında kariyerinin kötü bir dönemini yaşamaktaydı çünkü çekmeyi düşündüğü yeni filmleri için talep ettiği fonları Japon stüdyoları, 1970 yılında çekmiş olduğu kariyerinin ilk renkli film olan “Dodes’kaden”in ticari başarısızlığı sebebiyle, reddediyorlardı. Tüm bunlara oldukça içerleyen Akira Kurosawa, yeteneğini sorgulamaya başlamış ve ruhsal bir bunalıma girmişti. Hatta intihara bile teşebbüs etmişti.
Bir zamanlar çok büyük filmler yapabilme duyarlılığını, kalbi kırık Akira Kurosawa’nın hem kendisine hem de tüm sinema dünyasına hatırlatma fırsatını yaratacak teklif bir Sovyet stüdyosu olan Mosfilm’den gelince Akira Kurosawa, kariyerinin en başlarında, 1930’ların sonunda çekmeyi düşünüp sonradan vazgeçtiği Dersu Uzala’yı 3 yıllık titiz bir çalışmanın sonunda, ilk defa Japonca dışında yabancı dilde, 1975 yılında çekerek adeta yeniden doğar ve 1976 yılında da “En İyi Yabancı Film” oscar ödülünü kazanır.
Dersu Uzala, Rus kaşif ve topograf Vladimir Arsemiev’in bir grup askeriyle, Batı Sibirya’nın vahşi doğasına harita yapımı keşif gezisi için gittiği zaman tanıştığı yaşlı dağ adamıyla yaşadığı anılarını yazdığı bir kitabın sinemaya uyarlaması.
Türk-Moğol Mitolojisinde "Orman Ruhu" adı verilen ve burada yaşayan canlıları koruyan bir ruh olduğuna inanılır. Yakut Türkleri ona "Tayga" adını verir. Tayga, avcıların koruyucu ruhu sayılır ve "Ak Saçlı ve Ak Sakallı Yaşlı Bilge Adam” arketipi şeklinde tasvir edilir.
Dersu Uzala da ormanla tamamen bütünleşmiş bilge ve maneviyatı yüksek bir tayga gibidir. Bir süre önce karısını ve çocuklarını çiçek hastalığından kaybetmiş ve bu acı olaylardan sonraki tüm yaşamını, karısının ve çocuklarının ormanın içindeki ruhlarını doyurmak ve onları sıcak tutmak amacıyla evsiz ve doğal sığınaklar içinde geçirmektedir. İhtiyacı olandan fazlasını ormandan istemez ve her canlının yaşamına büyük saygı duyar.
Dersu Uzala bize, doğanın bozulmamış yüzünün etkileyici güzelliği içinde hem doğanın acımasız gerçeklerini hem de doğanın ilahi ruhunu keşfetmeyi öğretir. Hatta bununla da yetinmez; doğanın güzelliklerini ve ilahi ruhunu medeniyet dediğimiz rahat yaşamla takas ettiğimizde maruz kalacağımız kayıpları da öğretir.
İnanın bana ormanın bu yaşlı bilgesinden çok şey öğreneceksiniz. Ona hayran kalacaksınız. Kendi adıma film bitmesin istedim Dersu Uzala’dan ayrılmamak için. Son sözümde, Akira Kurosawa’ya.. O, sinema tarihinin gelmiş geçmiş tartışmasız en iyi yönetmenlerinden biri. İyi ki yılmadan üretmiş ve zihinlerimizde iz bırakan filmlere imza atmış. Kendisini şükranla anıyorum.
Akira Kurosawa’nın bu filmini mutlaka izlemelisiniz ..
Ghajini (2008) Hint filmleri denince akla ilk gelen abimiz Aaamir Khan'ın 3 idiots, PK, Taare Zameen Par, Dangal gibi nispeten daha çok bilinen filmlerinin arkasında kalmış olsa da benim en sevdiğim filmlerinden biri.. "Memento çakması" olarak bilinse de mementonun ağır…devamıGhajini (2008)
Hint filmleri denince akla ilk gelen abimiz Aaamir Khan'ın 3 idiots, PK, Taare Zameen Par, Dangal gibi nispeten daha çok bilinen filmlerinin arkasında kalmış olsa da benim en sevdiğim filmlerinden biri..
"Memento çakması" olarak bilinse de mementonun ağır işleyen anlatımı yanında çok daha keyifle izlettiriyor kendini. Aslında memento ile bir başka filmi harmanlamışlar gibi..
Memento ile benzerliği, başına aldığı darbe sonrası kısa dönem hafıza kaybı yaşayan arkadaşımız, intikam için vücuduna dövmeler yaptırarak düşmanını yakalama derdinde.. Onun dışında bambaşka bir aşk hikayesi ile Türk filmi gibi harmanlanmış. Memento gibi geriye doğru işleyen bir hikayesi yok. Komedi unsurları da eklenmiş. Tabii ki hint filmi için olmazsa olmaz dans sahneleri de var ama çok sıkmıyor açıkçası.
Hem filmin akışı, hem de çarpıcı finali ile sanırım 4-5 kez hiç sıkılmadan izlemişliğim var.. Sizlere de mutlaka tavsiye ederim.
Benim şahsi puanım 8/10 ..
Brothers (2018) Türkiye, Almanya, Bulgaristan ortak yapımı, bir kaç festivalden en iyi film ödülü alan bir yapım. Yer Anadolu .. Kızkardeşi aile kararı ile öldürme, cinayeti küçüğün üstlenmesi. Anadolu'yu az tanıyanlar için kesinlikle tavsiye ederim. Anadolu topraklarında geçen Kardeşler filmi,…devamıBrothers (2018)
Türkiye, Almanya, Bulgaristan ortak yapımı, bir kaç festivalden en iyi film ödülü alan bir yapım.
Yer Anadolu .. Kızkardeşi aile kararı ile öldürme, cinayeti küçüğün üstlenmesi. Anadolu'yu az tanıyanlar için kesinlikle tavsiye ederim.
Anadolu topraklarında geçen Kardeşler filmi, sosyolojik ve psikolojik tespitleriyle ne kadar gerçek ve ne kadar içimizden olduğunu kanıtlıyor. Halkın çoğunluğunun geleneksel kadın düşmanlığının ve kadınlar hakkındaki korkunç düşüncelerinin somutlaştırılmış hali olma özelliğini de taşıyan Kardeşler filmi, o topraklardaki erkeklik olgusunu en ufak ayrıntılarına kadar vererek karşısında durma özverisini gösteriyor. Yusuf'un ağabeyi Ramazan'ın, Yasemin'e cinsel istismar girişiminde bulunması ile Yusuf'un hayatını kendi isteği doğrultusunda yönlendirmesi arasında pek bir fark olmadığını görebiliyoruz. İki türlü de istek dışı tüyler ürpertici bir müdahale bulunuyor. Aile kavramını ve bireysel özgürlükler konusunu tekrardan uyarlayan Kardeşler filmi, durağan ilerliyormuş izlenimi veriyor ancak yeri geldiğinde heyecanlandırmanın bir yolunu da buluyor. Aile bağı denen şey hayatımızda var olmasa daha mı özgür olurduk? Yüzyıldır aklımızda olan bu soru, dünyadaki en önemli şeyin kendi mutluluğumuz olduğunu anlamadığımız sürece varlığını sürdürecek gibi görünüyor. Ana akım sinema dahilinde bir film olsaydı, 'Bu sahnede şimdi şu olacak' diyebileceğimiz filmde işler hiçbir zaman düşündüğümüz gibi ilerlemiyor. Bu da gerçekçiliğinden bir saniye olsun kayıp vermediğini gözler önüne seriyor. Yusuf'un filmin sonundaki özgürlük tercihleri de, bu konuda sorgulamalar yapmamıza ve onu aklımızın bir köşesine kazımamıza neden oluyor. Yiğit Ege Yazar, Caner Şahin ve Gözde Mutluer'in başrollerini paylaştığı film, Karlovy Film Festivali'nde açılışını yapmıştı. O zamandan itibaren merak ettiğim bu film, izlemeye değer olduğunu gösterdi.
Benny's Video / Benny'in Videosu (1993) Filmin ilk sahnesinde, ölüm anında bir domuzun gözündeki korku zihnimize ve yüreğimize mühürlenir. Kafamızda aniden beliren sorular cirit atarken hissettiğimiz tek şey bir canlının ölürken yaşadığı dehşet olacaktır. Öldüğünü, sofrada pastırmayı ve ya pirzolayı…devamıBenny's Video / Benny'in Videosu (1993)
Filmin ilk sahnesinde, ölüm anında bir domuzun gözündeki korku zihnimize ve yüreğimize mühürlenir. Kafamızda aniden beliren sorular cirit atarken hissettiğimiz tek şey bir canlının ölürken yaşadığı dehşet olacaktır. Öldüğünü, sofrada pastırmayı ve ya pirzolayı düşünemeyecek kadar net hissederiz.
İlk sahnenin sarsıcı etkisi geçmeden Haneke kucağımıza başka bir dert bırakır "bir ergen en çok neyi, neleri ister"
Çocuğunuz sizden habersiz birkaç düzine insanı evinize getirse ne yaparsınız? Peki altından kalkamayacağı birşeyler yaparsa?
Benny orta sınıf bir ailenin ikinci çocuğudur. Film çekmeye merakı ebeveynlerince desteklenmiştir, ergen odası adeta bir mini stüdyodur. Gayet refah bir hayat sürerken Benny'nin hayatındaki boşlukları farketmeye başlarız. Ah bu ebeveynler... Özgür Bolat bir konuşmasında, "kendilerini temsil ettiğini düşündükleri için anne ve babalar çocuklarından yüksek başarılar bekliyor" gibi bir şey söylemişti. Çocuğumun kariyeri için ben bunu yapar mıydım sorusunun gölgesinde bir ergen ve baskın bir babanın yüksek gerilimli iletişimini sindire sindire izliyoruz. Hem de ne gerilim sessiz, ölçülü, yalın ve sakinliğini hiç bozmayan. Benny bu gerilimi müthiş bir sonla noktalıyor ve bize de bir ergenin ne istediğini söylüyor; çocukluğunda annesinden ve babasından alamadıklarını...Spoiler olmayacak kızmayın, bence Benny sınırlarının çizilmesini istemiş.
Geçen bir yerde şöyle bir alıntı okudum "çocuklarınıza ne bıraktığınız değil onlarda ne bıraktığınız önemli"
Ben filmi çok sevdim, iyi seyirler .. 🎊
Bir zamanlar kral, güzel prenses için bir davet vermiş. Sonra orada nöbet tutan bir asker, kralın güzeller güzeli kızını görmüş. Dünyanın en güzel kızıymış ve asker onun için ölüp bitiyormuş. Ama bir asker parçası nasıl kralın kızıyla olabilir? Sonunda bir…devamıBir zamanlar kral, güzel prenses için bir davet vermiş.
Sonra orada nöbet tutan bir asker, kralın güzeller güzeli kızını görmüş.
Dünyanın en güzel kızıymış ve asker onun için ölüp bitiyormuş.
Ama bir asker parçası nasıl kralın kızıyla olabilir?
Sonunda bir gün karşılaşmışlar ve kıza artık onsuz yaşayamayacağını söylemiş.
Prenses, askerin aşkından öyle etkilenmiş ki, askere :
"Eğer balkonumun altında 100 gün 100 gece beklersen o zaman senin olabilirim."
demiş. Bunun üzerine asker beklemiş de beklemiş. Bir gün , iki gün, on gün, yirmi gün ..
Her akşam prenses dışarı baktığında, hiç kıpırdamadan duruyormuş.
Yağmur çamur demeden, kuşlar kafasına pisliyor,
arılar sokuyormuş ama o kıpırdamıyormuş. Lakin 90 gün yorgun ve bitkin düşmüş, yaşlar gözlerinden süzülmüş, tutamamış onları. Uyumaya gitmeye bile gücü yetmemiş ve tüm bu zaman boyunca prenses onu izlemiş.
En sonunda 99 gecede asker ayağa kalkmış, sandalyesini de alıp oradan uzaklaşmış .. "
Cinema Paradiso / Giuseppe Tornatore (1988)
THELMA VE LOUİSE Yönetmen Ridley Scott, 1991- ABD Colorado kanyonlarına giden ve en kestirme yol Teksas’dan geçtiği halde Teksas’dan geçmeyen uzun bir yolda Ford Thunderbird kabriole içinde 2 gamlı kadın, biri garson biri ev kadını, sevgisizlik mağduru, birbirlerine yaslanmış; bir…devamıTHELMA VE LOUİSE
Yönetmen Ridley Scott, 1991- ABD
Colorado kanyonlarına giden ve en kestirme yol Teksas’dan geçtiği halde Teksas’dan geçmeyen uzun bir yolda Ford Thunderbird kabriole içinde 2 gamlı kadın, biri garson biri ev kadını, sevgisizlik mağduru, birbirlerine yaslanmış; bir yandan şarkılar da söylüyorlar ama, içiyorlar da, hatta bir süre önce yol kıyısı bir barda biraz eğlenip bir gam daha eklemişler torbalarına; şimdi de Teksaslı yakışıklı bir otostopçuyu arabalarına aldılar, birisi bir nedenle beğendi onu, yıllardır kendisini aşağılayan kocasından farklı bularak. Thelma bu. Yanında da yakın arkadaşı Louise. Otostopçu genç ise bu filmdeki 15 dakikalık rolüyle kendini dünyaya tanıtacak olan Brad Pitt.
Savrulan yol tozları ve yuvarlanan çalı toplarına Hans Zimmer’ın müzikleri eşlik ediyor. “The Decision-End Credits” Ağız armonikasının elektro gitarla birlikte yandığı…. çok çok övülmüş. Gitarist Guthrie Govan klasik orkestralara konuk oluyor , Hans Zimmer en iyi filmlere..
Lübnan-Suriye asıllı Kentucky'li senarist Callie Khouri böyle düşlemiş onları. Kendisi de kadın olur. Ve bir yıl sonra da Oscar’ı kapmış. Sonra ünlü Nashville dizisiyle Amerika’yı televizyonlardan 6 yıl sallamış. Yönetmen Ridley Scott Gladyatör, Hannibal, Cennetin Krallığı gibi filmlere yelken açmış. Derken feministler üşüşmüş filmin başına, aradan geçen 30 yılda kendilerine mal etmişler adeta. Ama bu, ‘benzer koşullardaki herhangi iki insanın başına gelebilecekler’in de filmi.
Dostluğun bir anından: Kızıl gece, Louise arabayı kullanırken uyuyan Thelma’ya bakıyor; o kadar masum ki.. oysa başlarına gelenler.. Wild Turkey şişesini Thelma’nın kucağından alıp bi fırt çekiyor, ona 1 yudum iyilik yapıyor. Onları anlayan tek erkek dedektif Hal Slocumb (Harvey Keitel).
Filmde geçen olaylar filmin konusu değil. Thelma & Louise anında bir klasik oldu .. "