Düşündün mü hiç; bir şairin hem de namı dünyayı şarmış bir şairin, yani, işi gücü varlığı kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine "suskun"…devamıDüşündün mü hiç; bir şairin hem de namı dünyayı şarmış bir şairin, yani, işi gücü varlığı kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine "suskun" adını verdiğini..?
-Elif Şafak, Love-
Az önce Dex yayınlarının storysine bakarken çok güzel bir şeyle karşılaştım: Supernova geliyoooooor :) Not: Cresent City'de yoldaymış (Bakmayın böyle sakin sakin yazdığıma evde çığlık çığlığayım)
Spoiler içeriyor
Bu kitabı da bitirerek yazarın basılan bütün kitaplarını bitirmiş oldum. Açıkçası bu yazının başına o uyarıyı koymaktansa biraz yazıp sonrasında, burdan sonrası spoiler içeriyor diyebilmek isterdim. Ama her ne kadar denesem de başaramadım çünkü kitabın sonu beni çıldırttı. Buradan sizlere…devamıBu kitabı da bitirerek yazarın basılan bütün kitaplarını bitirmiş oldum. Açıkçası bu yazının başına o uyarıyı koymaktansa biraz yazıp sonrasında, burdan sonrası spoiler içeriyor diyebilmek isterdim. Ama her ne kadar denesem de başaramadım çünkü kitabın sonu beni çıldırttı.
Buradan sizlere soruyorum: mutluluğu en çok hak eden karakterini olamayacak kadar saçma bir şekilde öldüren yazara ne denir?
Sanki kitabı eğlenerek yazmış ama sonuna gelince "Ben bu kitapta okura hiçbir sürpriz yapmadım, Çiçek ölsün bari." demiş gibi. Yani Günce'yi bile sonsuza kadar olmasa da yaşatan yazar Çiçek'i öldürdü.
Açıkçası diğer kitapların sonu beklenmediği şekilde mutluydu ve şimdi ne olduysa kötü bitirdi. Yani Dolunay oldukça sıradan bi kızdı bizim için ve yaşadı mutlu oldu. Ama ikizi Çiçek mutlu olmayı hakederken durduk yere öldü.
Çiçek'in ölümünde sinirimi bozan diğer kısım da aşırı basit, hızlı ve gerçekötesi olmasıydı. Adama sana istediğin kadar para, veririm diyor ve adam da onu karnından bıçaklıyor. Sonra da hapsi boyluyor. Eğer öyle bir durum olsaydı adam çocuğu vermeyip para için pazarlık yapar sonra parayı alıp kaçardı. Hadi diyelim bıçakladı, Çiçek'in ölmesi o kadar kolay olmazdı. Tamam karnından bıçaklandı ama hayati bir yerinde denk gelip hemen ölmesi o kadar kolay değil. Kan kaybı falan olsa zaten ambulans yolda. Tamamen mantık dışı ve saçma bir sondu. Buna bu kadar sinir olmamın bir diğer nedeni de gerçek dünyanın ve filmlerin aksine istediğimizi hayal edip kağıda dökebilme imkanımız varken kendimizi yine mutsuzluğa hapsetmemiz. Gerçeklerden kaçmak için sığındığımız yerde de bizi mutsuzluğa mahkum etmeleri.
Sonuç olarak eğer duygusal değilseniz ve kitapları okuduktan sonra kenara atıp hikayeyi bir daha aklınıza getirmeyecekseniz okuyabilirsiniz.
İki gün oldu ve ben yine istediğim gibi anında yayınlayamadım. Muhtemelen bir çok mecaz ve örtülü anlam içeren kelime grubu falan vardı ama ben pek anladığımı söyleyemem. Herhangi bir klasik gibiydi. İstendiği gibi değil de olması gerektiği gibi bitti. Muhtemelen…devamıİki gün oldu ve ben yine istediğim gibi anında yayınlayamadım.
Muhtemelen bir çok mecaz ve örtülü anlam içeren kelime grubu falan vardı ama ben pek anladığımı söyleyemem. Herhangi bir klasik gibiydi. İstendiği gibi değil de olması gerektiği gibi bitti. Muhtemelen Rusça olmasından kaynaklı bazı sorunlar vardı. Aynı isim çok farklı şekillerde söyleniyor mesela. Bunda çok sıkıntı yaşamadım aslında ama bir iki karışıklık oldu yine. Kitabın başlarında 3. kişili bir anlatım vardı ama ortalara doğru karışık gitmeye başladı ve sonlara doğru da 1. kişiye döndü tamamen. Bu da dilininden, birden çok yazarı olmasından ya da çevirmenden kaynaklı olabilir emin değilim. Karakterin inançları ve yaşam biçmi bana biraz tersti ama felsefe öğretmenimin de dediği gibi karşıt görüşler hakkında da bilgi sahibi olmak gerekir ki yeri geldiğinde kolaylıkla çürütebilelim. Bir hikayeden/romandan çok bilimsel bi yazı hissiyatı yarattı bende ama sıkıcı değildi. Kısa olduğundan çok zorlamıyor. Yine de okunması gerektiğini düşünüyorum.
Bu öyküde Kvothe'nin gönlünde yatanı aramaya çıktığı anlatılıyordu. Onu elde etmek için bir iblisi kandırması gerekmişti. Fakat gönlünde yatanı ele geçirdikten sonra onu bırakmamak için bir melekle dövüşmek zorunda kalmıştı. İnanıyorum, diye düşündü Tarihçi. Önceden bu sadece bir hikayeydi, ama…devamıBu öyküde Kvothe'nin gönlünde yatanı aramaya çıktığı anlatılıyordu. Onu elde etmek için bir iblisi kandırması gerekmişti. Fakat gönlünde yatanı ele geçirdikten sonra onu bırakmamak için bir melekle dövüşmek zorunda kalmıştı. İnanıyorum, diye düşündü Tarihçi. Önceden bu sadece bir hikayeydi, ama artık ona inanabilirim. Bu, melek öldürmüş bir adamın yüzü.
-Patrick Rothfuss, The Name Of The Wind-
Aslında taze tazeyken yazmak istedim ama bitmiş hissi vermediğinden olsa gerek yazamadım. Şu anda da kendimi biraz zorlayarak yazıyorum aslında. Bitirdiğimi anlamam için bütün alıntıları deftere geçirmem gerekti, bu da birkaç günümü aldı. Önceki kadar çok olmasa da çokça alıntı…devamıAslında taze tazeyken yazmak istedim ama bitmiş hissi vermediğinden olsa gerek yazamadım. Şu anda da kendimi biraz zorlayarak yazıyorum aslında. Bitirdiğimi anlamam için bütün alıntıları deftere geçirmem gerekti, bu da birkaç günümü aldı. Önceki kadar çok olmasa da çokça alıntı yaptım yine.
Yazarın o süslü, duygularla boğan, yoğun dilinin yerini olayların akışı almış biraz. Anlatımı biraz daha oturmuş, daha içine çeken bir hal almış. Nasıl akıp gittiğin fark etmiyorsun bile. Gün içinde ders çalışmaktan ve ev işi yapmaktan fırsat bulamadığım için yatmadan önce birkaç sayfa okuyup bırakırım, diyerek elime alıp saatlerce okutarak uykumdan çalacak kadar aldı beni içine. "Bugün Adımı Sen Koy" nasıl bir bataklıksa bu da akıntısına kolayca kapılıp hızlıca yüzebileceğim, dibini rahatlıkla görebileceğim kadar parlak bir nehirdi sanki.
Diğer kitabın da Çiçek'i anlattığını bildiğim için emin olarak söyleyebileceğim bir şey fark ettim: Nagihan Abla'nın bütün kitapları; baskı altında kalmış, bütün hayatı planlanmış insanların zincirlerini nasıl kırdığını anlatıyor. Sanki o da onlardan biriymiş gibi. Bu ise başka bir farkındalığa yönlendirdi beni: onun ailesi ve geçmişi hakkında çok az şey biliyorum. Yani kendisi hakkında hiç araştırma yapmadım. İnstagramdan paylaştığı ne varsa onu biliyorum sadece. Yayınevinden arkadaşları Emre Gül ve Zeynep Sey var. Bir kedisi var ve evinde de başka biriyle yaşadığına dair hiçbir şey söylemedi. Sonra yazdıklarına bakıyorum; ilk başta çok karamsar, olumsuz, anlatacak kimsesi yokmuş da bütün hepsini kağıda dökmüş gibi düşüncelerle dolu. O kadar dolu ki o düşüncelerin arasında boğuluyor, gittikçe daha derinlere batıyorsun. Zaman geçtikçe her okurlarından aradığı o sevgiyi bulduğunu kanıtlarcasına aydınlanıyor hikayeleri. Düşünceler hala orda ama artık boğmuyor. Tam aksine alabileceğiniz en ferah nefeslerden armağan ediyor size. Olaylar da akıp gidiyor o nefeslerle birlikte sonra başınızı kaldırıp diyorsunuz ki: "Bitti mi şimdi bu?". Bittiğini anlamanız için üzerinden zaman geçmesi gerekiyor ve sıradakini heyecanla bekliyorsunuz.
Kitabın aklıma gelen tek kötü yanı sonuydu. Bittiğini hissetmedim. O her kitabı bitirdiğimde içini dolduran boşluk hissi gelmedi. Onun yerine yarım kalmışlık hissettim. Belki diğer kitapta tamamlar kendini ama daha sonrasını öğrenmek istedim yine de. Bir serinin ara kitabı bile olsa o his gelir otururdu içime, biraz misafir olur giderdi sonra. Ama bu defa sanki kitap heyecanlı bir bölümün ortasında yarım kalmış gibi hissettim. Başka bir gün kitabı açacağım ve devamını okuyacağım. Umarım sonraki kitapta bu histen kurtulurum. Bir de aklıma gelmişken yapılan bir etkinlik kapsamında Gecenin'in bölümleri sırayla wattpad'de yayımlanıyor okumak isteyenlere duyrulur.
Güzel bir kitaptı. Okumanızı tavsiye ederim.
Not: Az önce gidip Google'da biraz araştırma yaptım Nagi hakkında ama geçtim bilgiyi bazı kitapların resimleri bile yok. Yazmaya başlamadan önce nasıl bir hayatı olduğu benim için hala dev bir soru işareti.