Sanmak İnsan en kolay nasıl ölür bilir misiniz? Hayalkırıklığıyla, sanmakla... Ben herkesi düşünürsem beni de düşünürler sanmıştım. Sanmak, en sevdiğinin gitmiceni sanmak herkes kalır sanırsın ama herkes gider bir gün istesende istemesende ya ölümle yada o seni terkeder veya sen…devamıSanmak
İnsan en kolay nasıl ölür bilir misiniz? Hayalkırıklığıyla, sanmakla... Ben herkesi düşünürsem beni de düşünürler sanmıştım. Sanmak, en sevdiğinin gitmiceni sanmak herkes kalır sanırsın ama herkes gider bir gün istesende istemesende ya ölümle yada o seni terkeder veya sen terk etmek zorunda kalırsın gitmek zorunda bırakırlar seni sonra sen zaten hiç sevmedin ki derler gitmeye mecbur bırakan onlar değilmiş gibi sanki... Bazen tam tersidir giden gideceği yeri hazırlayıpta gider arkada ne bıraktına bakmadan. Ruhu yara ala ala bir gün ölür... Kimsenin haberi olmaz bedenin hayattayken içinde bir ceset taşımanın ne kadar zor olduğunu hissedenler bilir acıyı gözleriyle değil kalbiyle bakanlar görür gerçeği işte o zaman görünür asıl hakikat. Kalbiyle bakmayı bilmeyenlere anlatamazsın onları kalbi kapalıdır gözleriyle bakarlar ve zahiri görürler sadece kendi gözlerinden.
Lale-i Pinhan
Kaybolmuşluğun Kozası Bazı anlar var, garip hissettiriyor. Sanki yüreğime bir şey oturmuş da kalkmıyor. Orada kalıyor öyle; sanki yeri hep orasıymış, oraya aitmiş gibi. Boğuluyor gibi hissediyorum. Bazen kelimeler yetersiz kalıyor, anlatamıyorum. Her şey şüphe dolu geliyor. Her sevgi sanki…devamıKaybolmuşluğun Kozası
Bazı anlar var, garip hissettiriyor. Sanki yüreğime bir şey oturmuş da kalkmıyor. Orada kalıyor öyle; sanki yeri hep orasıymış, oraya aitmiş gibi. Boğuluyor gibi hissediyorum. Bazen kelimeler yetersiz kalıyor, anlatamıyorum. Her şey şüphe dolu geliyor. Her sevgi sanki kimse kimseyi gerçekten sevmiyor gibi geliyor. Herkes bir gün gider gibi... Elbette herkes bir gün gider. Kimse sonsuza kadar kalamaz. Fani dünya, elbet bir sonu var. Ama sanki bazı hislerin sonu yok gibi geliyor. Bazen ne yaparsam yapayım, o yalnızlık hissinden kurtulamıyorum. Sanki çocukluğumda bana çivilenmiş ve o zamandan beri peşimden gelmekte. Bazen çok yoğun, bazen hissedilemeyecek kadar az. Sanki bana ait, bir parçam gibi oldu. O histen bir türlü tamamen kurtulamadım. İnsanlar bir süre sonra hep gittiler ya da ben gitmek zorunda kaldım. Vedalar hep canımı acıttı. Artık dinlenmek istiyorum ama bu fani dünyada bu mümkün değil. Ben de her şeyi içime gömüyorum. Bazı şeyleri kendime bile anlatamıyorum bazen. Artık anlatmak da, anlatmaya çalışmak da yorucu geliyor. Yavaş yavaş uzaklaşıyorum her şeyden. Çocukluğumdan miras bana: Ne zaman kendimi çok kötü hissetsem herkesten uzaklaşır, biraz daha iyi hissedene kadar dönmem. Bazen ne yapacağımı bilmiyorum. Uzun uzun izliyorum tavanı. Baktığım yer bomboş bir duvar ama ben kafamdakileri izliyorum. Ne çok şeyle göz göze geliyorum, kimse bilmez. İçim üşüyor, bir türlü ısıtamıyorum. Yıllardır aynı his benimle beraber. İliklerime kadar hissettim bazı şeyleri. Ne kadar "Yeter!" desem de bitmedi o his. Sanki artık benim bir parçam oldu. Ne zaman mutlu olsam, ardından bir şeyler oluyor, yine ağlıyorum. Sanki mutluluk bana haram. Belki de çok şey istiyorumdur... Her umut ettiğimde, o umut filizini koparıp atmalarından yoruldum. Belki de umut bana göre değildir. Anlatmak da öyle. İçime gömmek belki de en iyisi. Duygularını belli etmemek. Kırılsan da belli etmemek. Çoğu kişi fark etmiyor zaten. Hakkım olmasa da kırıldığımla kalıyorum, bu fazla yorucu. İçimdeki çocuk da yoruldu sahte sevgilerden, sahte ilgilerden. Bazen her şeyden uzaklaşmak istiyorum. Hiçbir şey düşünmeden gökyüzünü, yıldızları izlemek istiyorum. Çünkü ben bu dünyaya ait değilim. Hiçbir zaman olmadım. Bu dünyaya fazlayım, bana göre değil. Ben evimi özledim ama evim neresi bilmiyorum...
Lale-i Pinhan
Duyuyor musun? – Neyi? Fırtınanın sesini... Bir uğultu yayılıyor etrafa. – Duyuyorum ve en derinden hissediyorum o fırtınayı. O fırtına nerede? Sadece bir uğultu olarak duyuyorum. – O fırtınayı çok net duyuyorum; çünkü o fırtına benim içimde. Nasıl dayanabiliyorsun ona?…devamıDuyuyor musun?
– Neyi?
Fırtınanın sesini... Bir uğultu yayılıyor etrafa.
– Duyuyorum ve en derinden hissediyorum o fırtınayı.
O fırtına nerede? Sadece bir uğultu olarak duyuyorum.
– O fırtınayı çok net duyuyorum; çünkü o fırtına benim içimde.
Nasıl dayanabiliyorsun ona?
– Dayanmak zorundayım. Yıllar önce başladı o fırtına.
Ve hâlâ devam ediyor. Ama neden ben yeni duyuyorum?
– Kimse bilmiyordu içimdeki o fırtınayı. Ama artık tutamıyorum, taşmaya başladı.
Fırtına sakinleşemez mi hiç?
– Elbet bir gün, bir ihtimal evet.
Canını yakmıyor mu hiç? Yormuyor mu seni?
– Yoruyor, hem de çok yoruyor. Canım da çok yanıyor.
Daha da kötüleşmesinden korkmuyor musun?
– Korkuyorum. Hem de çok korkuyorum.
Peki, ne zaman başladı?
– Hatırlamıyorum. Sanki her zaman vardı. İlk var olduğum andan beri...
Var olmak nedir?
– Var olmak... Herkes farklı şekilde var olur. Bazen sadece bedenin bu dünyada var olur ama ruhun başka diyarlarda dolanır.
Peki, var olmakla yaşamak aynı şey midir? Her var olan yaşıyor mudur?
– Aynı şey değildirler. Yaşamak çok nadir görülen bir şeydir. Çoğu kişi sadece var olur.
Peki, sen yaşadığını hissediyor musun?
– Pek hissettiğim söylenemez. Bazen yaşayan bir ölü gibi, bir "hiç" gibi hissediyorum.
Lale-i Pinhan
Korkunun Tenindeki İzleri Korkuyorum… Her bir zerremle korkuyorum. Her şeyden korkuyorum. Emin olma duygumu kaybettim sanki… Nereye elimi atsam şüphe. İyi hissetmekten korkuyorum. Bu his garip geliyor artık, yabancı geliyor; benden fazla uzakta gibi. Ne zaman biraz iyi hissetsem, hemen…devamıKorkunun Tenindeki İzleri
Korkuyorum… Her bir zerremle korkuyorum. Her şeyden korkuyorum. Emin olma duygumu kaybettim sanki… Nereye elimi atsam şüphe. İyi hissetmekten korkuyorum. Bu his garip geliyor artık, yabancı geliyor; benden fazla uzakta gibi. Ne zaman biraz iyi hissetsem, hemen arkasından bir şey oluyor ve o mutluluk bana zehir oluyor. Sanki mutlu olmak bana haram gibi; hep bir hayal kırıklığı… Ben gibi… Yoruldum. Nefes alamıyorum, boğuluyorum. Düşüncelerimde, kafamın içinde boğuluyorum. Bir boşlukta süzülüyorum sanki, sonu olmayan bir boşlukta. Bu korku her bir zerreme işlemiş gibi, bana ait gibi… Hep bir şeylerden korktum zaten; korkularım hep benimleydi. Eski neşemi özlüyorum, o yaralanmamış minik çocuğu. İlk ne zaman canım yandı, hatırlamıyorum; üstünden çok uzun zaman geçti. Mazinin tozlu raflarındaki anılar yeniden ortaya çıkmaya başlıyor ve her ortaya çıkışında canım yanıyor. Bazı umutlarım söndü, inancım kalmadı ve yeniden de filizlenecek gibi durmuyor. Her şey koca bir hayal kırıklığı. En çok da kendimin hayal kırıklığıyım. Kendimden olmayacak beklentilere giriyorum, sonra olmayınca da üzülüyorum. Ben, kendimin bile hayal kırıklığı olmuşum. Her zerremde hissettim bunu; en derinime kadar hissettim. Bu korkular bitiriyor beni. Yoruldum. Gücüm tükeniyor, daha ne kadar böyle var olabilirim bilmiyorum. Bazen hiç olmamaktan korkuyorum ama var mıyım ki yok olmaktan korkayım? Her şey yavaş yavaş ellerimden kayıp gidiyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum.
Lale-i Pinhan
Sessize Alınmış Kalp Kırgınlık… Kırılmak ve kırıldığınız kişinin bunu fark etmemesi ruhunuzda bir sızı bırakıyor. Bir tarafınız görsün, bilsin istiyor ama diğer tarafınız tam tersini. Bir yandan da kendinize kızıyorsunuz; niye kırılıyorum, neden her şeye bu kadar çok kırılıyorum diye.…devamıSessize Alınmış Kalp
Kırgınlık… Kırılmak ve kırıldığınız kişinin bunu fark etmemesi ruhunuzda bir sızı bırakıyor. Bir tarafınız görsün, bilsin istiyor ama diğer tarafınız tam tersini. Bir yandan da kendinize kızıyorsunuz; niye kırılıyorum, neden her şeye bu kadar çok kırılıyorum diye. Bir zaman sonra fark ediyorsunuz ki içinizdeki çocuk hassas. Yaralanmış, canı acıyor. Yıllarca kimse fark etmemiş, kendini bir hiç gibi hissetmiş. Çok çabuk bağlanır olmuş insanlara ve gizlice fısıldamış: Eğer birine bağlanırsam, biri beni severse o zaman görülürüm, duyulurum, var olabilirim. Ama bu onun en büyük yanılgılarından biri olmuş ve bu sandığı şey canını çok yakmış. Bir süre sonra daha fazla kimseyle tanışmak istememiş, çünkü ona göre ne kadar çok insan o kadar sorun ve o kadar kırılıp yaralanmak demekmiş. O kırgın tarafını istemiyordu; onu güçsüz yapıyor gibi hissediyordu ama belki de bu sadece kırgın ve ince bir ruhu olduğunu gösteriyordu. Yaralarının sarılması gerekiyordu ama bunu kendi yapmalıydı. Yardım ederdi ama yardım istemekte çok zorlanırdı, çünkü bunu öğrenmişti. En başta kendine karşı bu kadar acımasızken başkalarının ona iyi olmasını beklememesi gerektiğini düşünüyordu. Kendi içindeki o çocuğun sesini bastırırken nasıl olur da bir başkasının duymasını isteyebilirdi ki? Herkese karşı iyiyken kendine neden bu kadar acımasızdı? Kendi canını fazlasıyla yakmıştı. İnsanların pek çoğu onu gerçekten görüp anlayamamıştı. O da bir süre sonra bundan vazgeçmişti. Sessizliğinden anlamayanlar konuştuğunda nasıl anlayabilirlerdi ki? Anlayamazlardı; duyulmaz, bilemezlerdi. O kendi içinde kayboluyordu. Artık sadece bir ruhtan ibaretti. Bedeni daha fazlasını kaldıramıyordu. Buna engel olmak istiyordu ve bu sanki yavaş yavaş o acımasız, duygusuz yönünü ortaya çıkarıyordu. Belki de kırılmamak, yaralanmamak için bu gerekiyordu: duygularını gizlemesi, en çok da kırgınlıklarını ve üzüntülerini. Belki kalbini göstermezse bu kadar canını yakmazlardı.
Lale-i Pinhan
— Yine gökyüzünü izliyorsun. — Evet. — Neden? — Düşünüyorum. — Neyi? — Her şeyi... Ama bunu istemiyorum, sadece uyumak istiyorum. — Neden uyumak istiyorsun? — Kendim dâhil her şeyden kaçmanın tek yolu bu. — Neden kaçıyorsun her şeyden? —…devamı— Yine gökyüzünü izliyorsun.
— Evet.
— Neden?
— Düşünüyorum.
— Neyi?
— Her şeyi... Ama bunu istemiyorum, sadece uyumak istiyorum.
— Neden uyumak istiyorsun?
— Kendim dâhil her şeyden kaçmanın tek yolu bu.
— Neden kaçıyorsun her şeyden?
— Yoruldum. Dinlenmek istiyorum.
— Ve sakinleşmek, değil mi? Sinirli gibisin.
— Öfkeliyim. Acımasız tarafım ortaya çıkmak istiyor.
— Acımasız tarafın mı?
— Evet. Çok uzun zamandır içimdeki o canavarı tutuyorum. Sadece sevdiklerimi korumak istediğimde veya zarar gördüğümde ortaya çıkıyor.
— Neden tutuyorsun onu?
— Çünkü çok acımasız; beni de korkutuyor.
— Neden çıkmak istiyor?
— İçimdeki çocuğun canı çok yandı, yaktılar. Bazı kırgınlıklarım öfkeye dönüştü.
— Görsünler istedin, kırmasınlar istedin, anlatmaya çalıştın...
— Ama onlar çoğu zaman dinlemediler bile. Bazen kendimi çok bencil hissediyorum; bunları yapmamam gerekiyormuş gibi.
— Ama bencillik değildi; senin de sevilmeye, değerli olduğunu bilmeye ihtiyacın vardı.
— Öyleydi. Kırılsam da belli etmek istemiyordu bir tarafım. "Sorun değil, önemli değil, sıkıntı yok," dedi ama sorundu, önemliydi, sıkıntıydı; sadece bunu onların bilmesini istemiyordum.
— Bu seni bir yandan da bitirdi.
— Maalesef... Öfkemi hep kendimden çıkardım, hep kendime zarar verdim. Bir zamanlar kıyamadığım o saçlara şimdi...
— Senin öfken kendine. Başkalarına bu kadar iyiyken kendine bu kadar acımasız davrandığın için kırgınsın kendine.
— Evet... Ve yavaş yavaş duygularım ölüyor; kalbim yavaşça yok oluyor gibi, o acımasız halim ortaya çıkıyor. Bunu istemiyorum.
— Ama bir gün tamamen çıkacak. O zaman belki duyguların tamamen ölmüş olacak ya da belli insanların yanında ortaya çıkacak.
— Kim bilir, belki de...
Lale-i Pinhan
Işığını Yitiren Ruh "Bir resmin, bir şarkının, belki de bir sözün insanı birden geçmişe götürebildiğini ve bunun ne kadar çok acıtabileceğini fark ettim. Bazı insanlar giderken sadece kendilerini götürmezler; sizdeki 'siz'i de beraberlerinde götürürler. Bu, sizden her seferinde bir parça…devamıIşığını Yitiren Ruh
"Bir resmin, bir şarkının, belki de bir sözün insanı birden geçmişe götürebildiğini ve bunun ne kadar çok acıtabileceğini fark ettim. Bazı insanlar giderken sadece kendilerini götürmezler; sizdeki 'siz'i de beraberlerinde götürürler. Bu, sizden her seferinde bir parça eksiltir. Eksile eksile bir enkaza dönüşürsünüz de bunu fark etmezsiniz. Benim fark etmem zaman aldı; benden gidenlerin beni nasıl bir enkazın içinde bıraktıklarını anlamam vakit istedi. Hepsi bir şeyler öğretti, evet, bunu biraz acımasızca yaptılar; ama artık herkese güvenilmeyeceğini, her şeyin herkese anlatılmaması gerektiğini ve herkesin Verpera'yı görmemesi gerektiğini anladım. Onu görürlerse canını daha fazla yakarlardı, biliyordum ve bunu istemiyordum. Büyüdükçe o enkazın altında kaldım ve fark ettim ki ben artık bir enkaza dönüşmüşüm. Kendine bu kadar zararı varken bir başkasına nasıl yardım edebilirdi ki insan? O enkazlar sadece karanlığı ile boğar ve zarar verir; öyle de oldu. O, giderek kendi ışığını kaybedip karanlığa dönüşmüştü."
Lale-i Pinhan
Fani Alemde Kayboluş Bir feryat kopuyor yüreğimden, Bir özlem var eski bene. Ondan geriye sadece anılar kaldı, Giderek kayboluyor mazide. Ey rüzgârlar! Götürün beni uzak diyarlara, Anlatın bana neler olduğunu bu fani âlemde. Yoksa kayboluyor ruhum fani dünyada; Eski halini…devamıFani Alemde Kayboluş
Bir feryat kopuyor yüreğimden,
Bir özlem var eski bene.
Ondan geriye sadece anılar kaldı,
Giderek kayboluyor mazide.
Ey rüzgârlar! Götürün beni uzak diyarlara,
Anlatın bana neler olduğunu bu fani âlemde.
Yoksa kayboluyor ruhum fani dünyada;
Eski halini arıyordu da bulamıyordu.
Lale-i Pinhan
Sesini Kaybeden Ruh Düşünceli görünüyorsun. — Her zaman öyleyim. Bu sefer daha farklı sanki, artık nefes alamıyor gibisin. — Doğru. Çünkü nefesim tükenmiş gibi hissediyorum artık. Anlatmak ister misin? — Eskiden olsa belki ama artık değil. Neden? Anlatmana engel olan…devamıSesini Kaybeden Ruh
Düşünceli görünüyorsun.
— Her zaman öyleyim.
Bu sefer daha farklı sanki, artık nefes alamıyor gibisin.
— Doğru. Çünkü nefesim tükenmiş gibi hissediyorum artık.
Anlatmak ister misin?
— Eskiden olsa belki ama artık değil.
Neden? Anlatmana engel olan ne?
— Korkularım. Bitmek bilmiyorlar; her geçen gün içimi kemiriyorlar.
Anlat birine, yardım ederler.
— Olmaz, isteyemem; yapamam bunu.
Neden?
— Kendim halletmek zorundayım. Güçsüz görünemem, bunu belli edemem.
Buna ne sebep oluyor?
— Güçsüz durursam yine canımı yakacaklar. Ben... Ben daha eskileri toparlayamıyorum.
Kendini kaybediyorsun böyle, farkında değil misin? Bazen insanın tek başına gücü yetmez.
— Farkındayım ama buna zorundayım. Gücümü yetirmeliyim.
Ama yetmez, kendini yakacaksın; fark et ve dur. Hayatın kanunu bu.
— En başından biliyorum ama bu engel değil.
Seni ne bu hale getirdi? İçine atmayı bırakmalısın.
— Yaşananlar... Bazı insanlar, içime atmam gerektiğini gayet net öğretti. Artık susmamın zamanı geldi.
Vaz mı geçiyorsun sesinden? Ama bu canını yakacak.
— Pek bir şey değişmeyecek aslında, çoğu kimse tarafından duyulmuyordu zaten.
Canını çok yakmışlar.
— Fazlasıyla evet; ama alıştım, eskisi kadar acıtmıyor. Canım yandığında kalemime sığınıyorum artık.
Eskisi kadar yazmıyor gibisin.
— Yazıyorum ama artık eskisi gibi değil. Onlar sesim olurdu; şimdi ise sadece nefes almamın bir yolu. Kimse bilmese de yazmaya devam edeceğim.
Ruhunun çığlığını, sessizliğindeki o gürültüyü duyarlar belki.
— Belki bir gün...
Lale-i Pinhan