Dikkat bu gönderi hassasiyet içerir! Okuyacağınız yazı, My Mister'ın on binlerce izleyicisinden yalnızca birinin hislerinden ve diziye olan hayranlığından ibarettir. Bu kişi 16. Bölüm sonrasında öylece kalakalmıştır. Ne yapacağını bilemez halde masasına oturup bir şeyler yazmıştır. Ne dersiniz yazdıklarına bilemem...…devamıDikkat bu gönderi hassasiyet içerir! Okuyacağınız yazı, My Mister'ın on binlerce izleyicisinden yalnızca birinin hislerinden ve diziye olan hayranlığından ibarettir. Bu kişi 16. Bölüm sonrasında öylece kalakalmıştır. Ne yapacağını bilemez halde masasına oturup bir şeyler yazmıştır. Ne dersiniz yazdıklarına bilemem... Ama bir mektubu getirebilir akıllarınıza. Nereden ulaşabilirsiniz bu yazıya? İşte onu da bilemem... Ama bir bankta oturmuşsunuzdur iş sonrası dinlenmek için, göğe doğru kaldırmışsınızdır başınızı; bir kağıt uzaklardan süzüle süzüle size doğru geliyordur... Alırsınız onu elinize, başlarsınız okumaya:
My Mister... Tanışmadan önce defalarca kez ismini My Sister sanardım. Netflix arayüzünde gezinip de ne zaman görsem seni, o bir buçuk saatlik süreni fark eder etmez uzaklaşırdım. İçimde de sen dolu bir his kalırdı. Nasıl tarif edeyim, kapalı bir kutu halinde öylece duruyordun bende. Kapağın açılması için zaman gerekiyordu. Bir gün gelip çatınca, sessiz sedasız çıktın o kutudan. Sessiz sedasız... Sen özgür kalınca, beni farklı duygular sardı. Artık izlenebilir, dinlenilebilir ve bakılabilirdin. Öyle de yaptım: yüreğimle izledim, yüreğimle dinledim ve de yüreğimle baktım... Çok ilişkiler gördüm dizilerde ama senin anlattığın daha özeldi. Tüm o ilişkilere aşk dışında derinlikler verdin. Sessizce sevmeyi, birisinin yanında olmayı, bir bakışla kelam etmeyi, dokunmadan değer vermeyi saf bir şekilde nasıl ekranlara böyle aktarabilirsin? Sen nasıl bir diziydin biliyor musun? Sarılmadan sarılanların...Acı veren bir gecede kendini avutmaya çalışanların... Uzaktan sevenlerin... Bir sözün insanda açtığı keskin yaraların, acının, kederin dizisiydin... Ama yine sen nasıl bir diziydin biliyor musun? Sarıldığında sıcaklık hissedenlerin, acı dolu bir gecede bir bakışla ince ince huzur bulanların, saçını okşayarak sevenlerin, yalnızca bir kelimenin insana dünya kadar hoş gelmesinin, gülüşün, neşenin dizisiydin...
JI AN
Kalabalıklar yerine tenhaları sevdin. Alışılmış bir romantizmden farklı olarak saygıyla sevdin Bay Hoon'u. Huzuru ve güveni arayan bakışların, beni çok etkiledi. Dünyada bir sürü bakışın olduğu aklıma geldi seni izlerken. Ama bu milyonlarcasından en çok seninkiler beni alt üst etti. Bazen içimde bir şeyler cız etti... O gülüşün yok mu? Huzur birazcık senin yanına geldiğinde hemen elini tutuyorsun onun. Kaçar gibi bir havan yok değil ondan; ama bir parçan mutluluğu arıyorken, kaçmak mümkün mü?... Ah Ji An, seninle oturup bir bardak sıcak çay içmek için neleri vermezdim... Bu sahne hayallerimde az canlanmadı elbet... Ama burası herkese ayrı dönen dünya değil mi? Olanaksız olandan ayrılmalıyız... Senin dünyan benimle karşılaştığında bir yabancıyı göreceğin yer belki de... Ah, kendime ağır konuşuyorum. Biliyorum saçmaladım, ama gerçeklerden kopmadım Ji An. Sen Bay Hoon'a sarıldığında, kalbindeki hislerin tamamı bana uğradılar; kolların oracıkta kalsın istiyorsun... O hislere çok güzel baktım... Aynı şekilde uğurladım onları... Hislerin senindir Ji An. Huzur da senindir. Mutluluk da senindir. Kendine sonsuz güzellikte iyi bak lütfen...
Park Dong Hoon
Bayım... Yazdıklarım nereye vardı inanın bilmiyorum... Belki en çok burayı yazmakta zorlanacağım. Siz, bir iş yerinde sahip olunabilecek en güzel müdürsünüz. Uğradığınız hakaretler, gittikçe süratlenip kalbe saplanan bir ok etkisi yarattı bende. Ne sen de kaldı huzur ne de bende. Ben de sizin gibi yolunu şaşırmış bir erkeğim belki kim bilir? Tüm bu acılara rağmen yerinizde duruşunuz, çalışanlarınıza yaklaşımınız, Ji An'ın her zaman ama gerçekten her zaman yanında oluşunuz beni büyüledi. O kadar dürüst birisiniz ki dünyada sizin gibisinin varlığına inanamadım bir an. Ji An'a duyduğunuz saf ve anlayış dolu sevgi , onun acısına sessizce eşlik etmeniz, zorunda olmadığınız halde onun dünyasının koruyucusu olmanız size öyle yakıştı ki... Ji An'ın kalbine her dokunduğunuz an, ben buralardan o sıcaklığı hissettim... Siz bayım, oturma odasında yalnız başınıza kaldınız ya... Yediğiniz yemekler boğazınızdan aşmaz oldu, yutkunurken zorlandınız... Göz yaşları birer birer yüzünüzde peyda oldu... kayıp gittiler gözlerinizden... Tutamadınız işte kendinizi.. Özür dilerim bayım ama ne güzel ağladınız. Ne kadar içtendiniz. Sanki tüm bir insanlığın içinde birikmişleri bırakıverdiniz. Bay Hoon, siz ağladığınızda kalbinizdeki hislerin tamamı bana uğradılar. Zor geldi bir şeyler size... Ben bu hislere de çok güzel baktım. Sonra.. Sonra aynı şekilde uğurladım onları... Hisleriniz sizindir Bay Hoon. Huzur da sizindir... Mutluluk da. Kendinize sonsuz bir güzellikte iyi bakın lütfen...
My Mister... Ben gidiyorum. Sakın yanlış anlama beni. Uzaklara bakmıyor gözlerim. Sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Pembe olmaktan uzak, olgun bir seyir sundun bizlere. Tüm insanların kendi kendini iyileştirme becerisi olabileceğini gösterdin. Yalnızca bir erkek ve kadın arasındaki aşkın değil; diğer tüm ilişkilerin de değerli olabileceğini gösterdin sen: Kardeşliğin, dostluğun, komşuluğun ve... İnsan sevgisinin... ne kadar güzelsin My Mister. Bilinçli bir şekilde Ji An ve Park Dong Hoon arasındaki yakınlığı aşktan uzaklaştırdın.. Derinden bir bağlanma söz konusu olduğunda aşktan ziyadesini düşündürdün. Ve şimdi sana veda ediyorum...
Okumanız burada bitmiştir. Nasıl hissediyorsunuz? Bir yabancının My Mister dizisine karşı olan beğenisidir bunlar. Dilerim ki bu dizi kalplere ışık saçsın. Sevgiyle kalın...