"Başımıza gelen her şeyi bir kaza veya dikkatle değil yaşamla tanık olduğumuz bir romanın bölümleri gibi görmek. Yalnızca bu tutumla günlerin kötülüğünü ve başarıların cilvelerini yenebiliriz."
Kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek. Aradan yıllar geçti; unuttun onu. Yalnızca bunu “koşullar”a, “hayatın akışına”, “sorumlulukların”a falan bağlamaya kalkışma; bahane bulmaya çalışma. Sendin sendeki asıl seni, anlamını, önemini, değerini göz ardı eden. Korkaklıkla işin kolayına kaçan... O işte şimdi hesabını…devamıKendin olmayı yeniden öğrenmen gerek.
Aradan yıllar geçti; unuttun onu.
Yalnızca bunu “koşullar”a, “hayatın akışına”, “sorumlulukların”a falan bağlamaya kalkışma; bahane bulmaya çalışma. Sendin sendeki asıl seni, anlamını, önemini, değerini göz ardı eden.
Korkaklıkla işin kolayına kaçan...
O işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden:
Ne yaptın sen, sana?!
Sahicilik, dürüstlük, noktanı çok dikkatle belirlemelisin yeniden.
Özgürlüğün de buna bağlı şimdi; amaçlarının gerçekleşmesi — senin gerçekleşmen de: doğru ve doğruluklu, s a d ı k olabileceğin nokta: kendine ve yaşamının anlamına...
Şunu da iyice biliyorsun, bileceksin, bilmelisin:
Sen ne denli kendin — bağımsız, özgür — olabilirsen,
O da o denli senin — sahici, tam — olacak.
Kendi olarak, sana gelen;
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen,
sensiz de olabilecekken, seninle olmayı seçen —
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan —
O, işte...
"Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun! Acı…devamı"Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun.
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun.
Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya, bir inanç bir inat koydum.Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.
Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N'olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!
Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.
Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki çayları, kış çaylar, şşuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat midene dostluk olsun.
Şuraya Youtube'dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.
Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun."
"Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?.. Çoook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu... Ve onu herhalde çok kucakladın... Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç…devamı"Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?..
Çoook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu... Ve onu herhalde çok kucakladın... Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa..
Yahut sevgilin seni sevmiyordu... O zaman ne yaptın? Geceleri ağladın mı?.. Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?..
Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak, senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi mazeretler tedarik etmiştir.
Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüyü sevdin ve bu böyle gidiyor. Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir?..
Çırçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musun?..
Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu?
Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misin?
Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim...
Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekala, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?.. Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır. Kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun... Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun...
Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz... Bizler: Batı rüzgarı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingene'ler.
***
İşte adaşım, sana seven bir Çingene'nin hikayesi.
Çiçeklerin açtığı mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir...
Seni gördüğü zaman zalimce başını çeviren mağrur bir dilberin kapısı önünde ve ay ışığı altında sabaha kadar dolaşmak, bunu candan arkadaşlara ağlayarak anlatmak, -söz aramızda- gene hoş şeydir.
Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir."
"Birinin canını acıttığınız zaman onun size bakmasını sağlarsınız ama şunu unutursunuz: Kırık bir kalple size bakan daha çok körleşecektir." "-Birilerine kendimizi gösterebilmemiz için neden onlardan vazgeçmemiz gerekiyor? -Çok yanıltıcı olsa da kişi fethettiğine inandığı ve garantilediğini sandığı ilişkilerden yatırımını çeker…devamı"Birinin canını acıttığınız zaman onun size bakmasını sağlarsınız ama şunu unutursunuz: Kırık bir kalple size bakan daha çok körleşecektir."
"-Birilerine kendimizi gösterebilmemiz için neden onlardan vazgeçmemiz gerekiyor?
-Çok yanıltıcı olsa da kişi fethettiğine inandığı ve garantilediğini sandığı ilişkilerden yatırımını çeker ve o zamana kadar eksik kaldığını düşündüğü diğer sevgi biçimlerine yönelir."
"Güvenlik ve tutkuyu bir ilişkide birleştirmek mümkündü, ancak uzun süreli ilişkilerde tam da bu mesele en çok sorun yaşanan alandı. Çünkü insanlar bir ilişkide garantide, güvende hissetmek istiyor, belirli kalıplarda yaşamakta diretiyor; belirsiz olana tahammül etmek istemiyordu. Bir yandan da tutkuyu ve arzuyu kovalamak, değişikliklere, hikayelere akmak, birlikte olduğu kişiyi ilk günkü gibi cazip bulmak istiyordu. Tam bilinen ve tanıdık olanda rahat ediyor, yabancı olanda heyecan duyuyordu. Elbette iki olguyu da aynı ilişkiden bekliyordu. Öyleyse neden bulamıyordu? Çünkü arzu duymak cesaret gerektirir. Birlikte olduğumuz kimseyi asla tam anlamıyla tanımadığımızı, bir insanın içindeki mevcut dinamikleri incelemenin bir ömre sığmayacağını bilerek, hiç kimseyi garanti gibi görmemeyi kabul edersek arzu ve tutku kendiliğinden geri gelecektir. İnsanın güvence arayan yönünü, diğer kişiyi kontrol etme ve sabit tutma ihtiyacını törpülemesi; bu bir yandan belli bir düzeyde yaşaması, bir yandan da diğerine alan tanıması ve ondaki maceracı daveti kabul etmesi, aradığı güvenlik ve tutku birlikteliğini sağlayacaktır."
"Sevgi, kontrolün ötesinde bir teslimiyettir; hem kendinize hem de bir başkasına güven duymanın cesaretidir. Gerçek bir yakınlık, korkulara rağmen kalmayı ve birlikte büyümeyi seçtiğimizde başlar."
"Aşk ve arzu, romantik aşkın ortaya çıktığı gergin bir yay doğurur. Ancak tüm tecrübelerimiz gibi aşk da tutku da kısmen kurgudur. Tabii ki tamamen kurgulanmış değildir bunlar, ne de bilinçli aklımızın emrindedirler. Sabahleyin kalkıp o gün kime aşık olup arzu…devamı"Aşk ve arzu, romantik aşkın ortaya çıktığı gergin bir yay doğurur. Ancak tüm tecrübelerimiz gibi aşk da tutku da kısmen kurgudur. Tabii ki tamamen kurgulanmış değildir bunlar, ne de bilinçli aklımızın emrindedirler. Sabahleyin kalkıp o gün kime aşık olup arzu duyacağımıza karar vermeyiz. Ancak aşk ve arzu, günlük hayatımızın dokusu içinde doğar ve ortaya çıktıkları ortamı kurgulamada bizim de rolümüz büyüktür."
"Otantik bir romantik aşk, Nietzsche’nin anlayışına uygun olarak, trajiktir. Ölümle son bulur, hiçbir zaman sadece istikrarlı değildir, en iyi haliyle sürekli kaybedilip yeniden bulunarak gidip gelir. Harold Bloom, Romeo ve Juliet’ e dair tartışmasında, “Ya aşk ölür ya da aşıklar” der, “Pragmatik olasılıklardır bunlar.” Romantik tutku, ancak garantisi olması gereken güçlü duygulara kendini bırakmayı gerektirir. Ama ne yazık ki hiçbir şeyin garantisi yoktur. Hayat ve aşk kaçınılmaz olarak zor ve risklidir ve bu riski kontrol etmek adına, çoğu kez başka ilişkiler yoluyla, hem güvenlik hem de maceranın kaynaklarını tespit edip korumaya uğraşırız."
"Tabii ki zamanla ölen romantik tutkular vardır: Onları terk etmenin bedeli yıllar süren yeniden canlandırma çabalarına kıyasla genellikle daha azdır. Ancak yanılsamalı kesinliklerin çekimi çok güçlüdür. Uzun süreli ilişkilerdeki tutku yoksunluğunun nedeni, aşk ateşinin sönmesi değil, daha çok ilişkinin anlamsız bir donuklukta sürmesi adına danışıklı bir şekilde uğraşılmasıdır."
"Sevgi, doğası gereği güvenli değildir; ancak aksinde ısrar eder dururuz."
"Sevgi denetim, istikrar, devamlılık ve kesinlik ister. Arzu ise kendini bırakmayı, macerayı, yeniyi ve bilinmezi arar. Sevgide demir atılacak, bağlanacak noktalar ararız ya da güvenebileceğimizi düşündüğümüz bir şeyler. Arzuda ise, reddedilmiş kayıp parçalarımızı ve de kendimizin ötesinde, kendimize dair tanımlarımızın sınırları dışında ve ırağındaki bir şeyleri ararız, ki normal şartlarda kendimizi şiddetle koruruz bunlardan."
"Cinsellik doğası gereği belirsizlik, karmaşıklık ve kırılganlık ile yüklüdür. Cinsel tutkuya kaçınılmaz olarak kendiliğin keşfi eşlik eder: bağımlılıkta, hayal kırıklıklarında ve de saldırganlıkta. Cinsel tutkuya ötekinin keşfi de eşlik eder, kaçınılmaz olarak ötekine zorunlu olarak uyarma, tatmin etme ve hayal kırıklığı yaratma gücünün bahşedilmesidir bu. Bu nedenledir ki birçok çift için cinsellik zamanla rutine dönüşüp sıkıcı bir hal alır. Oysa ilgi eksikliğine yol açan aşinalık değil, karşılıklı bağlılığın derinleşmesi, paylaşılan hayatların daha da karmaşıklaşıp iç içe geçmesiyle cinsel tutkunun, beraberindeki risklerle daha da tehlikeli bir hal almasıdır."
"Sahip olduğunuz bir kişiye arzu duymaktaki tehlike o kişiyi kaybedebileceğinizdir. Bilinmeyen ve elde edilemeyen birine arzu duymak, bilinen ve elde edilebilir, yani kaybı muhtemel birini arzulamaya karşı bir savunma olarak işler."
Ve son olarak:
"Grief is an expression of love."
Kalbimde her zaman ayrı bir yeri olacak olan dizi. Mantıkla değil duygularla izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira yapılmaya çalışılan da bu. Yer yer seyirciye bir kurgu izlediği gerçeği hatırlatılıyor. Ancak buna rağmen tüm karakterlerin duygusu ve geçmişten getirdikleri yüklerin ağırlığı size…devamıKalbimde her zaman ayrı bir yeri olacak olan dizi. Mantıkla değil duygularla izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira yapılmaya çalışılan da bu. Yer yer seyirciye bir kurgu izlediği gerçeği hatırlatılıyor. Ancak buna rağmen tüm karakterlerin duygusu ve geçmişten getirdikleri yüklerin ağırlığı size geçiyor. Replikleri, ince dokundurmaları, sanata ve sanatçıya dair saygıları, esprileri, diziye özel yazılmış şarkılarıyla bence eşi benzeri olmayan bir yapım. Oldukça içten, içimizden. Pek çok repliğini seviyorum ancak bir tanesini iliştirmek isterim buraya:
"Seven kıskanır kızım, ama kıskanmak hata yaptırır. Kıskançlık insanın en şeytani halidir. Şeytanda insandaki özelliklerden bir tanesi hariç hepsi vardır. Şeytanda eksik olan tek nimet aşktır. Şeytanın insanı çekememesindeki bir sebep de aşksızlıktır. Sezar gibiyiz hani var ya Romalı Sezar. İşte onun gibiyiz. İhaneti seviyoruz ama hainlerden de nefret ediyoruz. Bak Şakşuka birini kaybetmek istiyorsan onu çok sev. Bu dünyanın düzeni az sevenlere göre kurulmuş. Çok seven her zaman kaybeder. Bu ihtiyar da şimdi oturduğu yerden böyle pencereden aşktan meşkten bahsediyor, bu ne ayak, ne demek istiyor bu diyebilirsin. Ama biz Mevlana'dan geldik be güzelim. Sevgi dışarıda değil içerde içerde. İlla birini seviceksen dışını değil, içini seveceksin. Kaportaya aldanma, motora bak. Gördüğünü herkes sever be Şakşuka, görmediğini seviceksin. Sözde değil özde istiyorsan sevdayı, tene değil cana değeceksin cana, yavrum."
"Bir deniz kızı ile karşılaşmak için ne yaparsın biliyor musun? Denizin dibine kadar dalarsın. Suyun artık mavi olmadığı yere. Gökyüzünün yalnızca bir anı olduğu yere. Ve orada sessizce yüzersin. Orada kalırsın. Ve orada kararını verirsin: Onlar için ölebilirsin. Sadece o…devamı"Bir deniz kızı ile karşılaşmak için ne yaparsın biliyor musun? Denizin dibine kadar dalarsın. Suyun artık mavi olmadığı yere. Gökyüzünün yalnızca bir anı olduğu yere. Ve orada sessizce yüzersin. Orada kalırsın. Ve orada kararını verirsin: Onlar için ölebilirsin. Sadece o zaman ortaya çıkarlar. Gelirler ve seni karşılarlar ve seni, onlara olan aşkınla yargılarlar. Eğer içtense, eğer safsa, onlarla olursun ve seni sonsuza kadar alıp götürürler."