Sıkıcı olduğu için değil bir türlü müsait olamadığım için üçe bölündü film. Tadında bir müzikal. 1931'in Berlin'inde geçiyor ve size bir saat step dansı izletmiyor.
Anora ile hazır Oscar'a başlamışken hemen peşine bir tane daha izledim. Son yarım saati olmasa çok güzel bir konusu vardı. Gayet de güzel işlenmiş. Ama son sahnelerde iyice abartmaya başladılar. Biraz tadı kaçtı
Garibim Oscar ne hale gelmiş. 98 tane Oscar Best Motion Picture kazanmış film var. Ben bunların 97 tanesini izledim. Oscar'ın kaliteye göre verilmediği bilincindeyim. Daha filmi çekerken bile oy verecek kişilerle iletişim halindesin. Seti bırakıp yemeklere gidiyorsun falan filan. Ama…devamıGaribim Oscar ne hale gelmiş. 98 tane Oscar Best Motion Picture kazanmış film var. Ben bunların 97 tanesini izledim. Oscar'ın kaliteye göre verilmediği bilincindeyim. Daha filmi çekerken bile oy verecek kişilerle iletişim halindesin. Seti bırakıp yemeklere gidiyorsun falan filan. Ama koskoca bir yılda verilmesi gereken film bu muydu? Best Picture'ı almasa filmi kötülemezdim. Çünkü filmin başından sonuna kadar süren karmaşa kendini izlettiriyor. Replikler durmadan akarken kendinizi o hengameye kaptırabilirsiniz. Ama En İyi Film ödülünü aldıysan çok daha fazlasını beklemek biz izleyicilerin hakkı bence.
50'lerin Amerikasındaki bir kasabada günlük yaşantının bir kesiti bizlere sunuluyor. Asıl karakterimiz ne yapacağına çok karar veremiyor. Diğer karar alan insanları izliyoruz. Başına gelen her olay onu etkileyip değiştiriyor ama o yerinde durmaya devam ediyor.
Bol Oscar ödüllü bir film. Beğenmedim. Filöin iyi mi kötü mü olduğuna da karar veremedim. Sevdiği kadından sürekli hakaret işiten ve sevdiği adamdan beklediği başarıyı göremeyen bir çiftin karmaşık ilişkisini izliyoruz.
Çok uzun zamandır film izlemiyorum. Önceden bu kadar süre izlemesem eksikliğini hissederdim. Şimdi fark etmiyorum bile. Bazı hevesler, hobiler için insanın biraz da mutlu olması gerek sanırım. Mutluluğun beni bulmasının uzun sürmemesi dileğiyle filmi yorumlamaya başlayayım. Esas oğlanımız kırk yaşında…devamıÇok uzun zamandır film izlemiyorum. Önceden bu kadar süre izlemesem eksikliğini hissederdim. Şimdi fark etmiyorum bile. Bazı hevesler, hobiler için insanın biraz da mutlu olması gerek sanırım. Mutluluğun beni bulmasının uzun sürmemesi dileğiyle filmi yorumlamaya başlayayım. Esas oğlanımız kırk yaşında olmasına rağmen bekaretini kaybetmemiş on numara hayat süren bir kardeşimiz. Oyuncak koleksiyonu var, evinde video oyunu oynayabiliyor aslında mutlu ama arkadaşlarının diretmesi sonucu piyasaya iniyor. Sonrasında aşk falan öyle şeyler işte. Yorum yazmaya bile tahammülüm kalmamış. Sanırım psikolojik olarak pek de parlak sayılacak bir dönemimde değilim
3 aydır çok yoğun çalışıyordum. Her zaman film izlemeye ayıracak zaman bulurdum ama bu süre zarfında mümkün olmadı. Çalışmaların karşılığını güzel sonuçlar kazanarak elde ettik. Şimdiki planım tekrardan film izlemeye başlamak. Filmleri izler, filmle alakası olmayan gönderiler atar, mutlulukla yaşamaya…devamı3 aydır çok yoğun çalışıyordum. Her zaman film izlemeye ayıracak zaman bulurdum ama bu süre zarfında mümkün olmadı. Çalışmaların karşılığını güzel sonuçlar kazanarak elde ettik. Şimdiki planım tekrardan film izlemeye başlamak. Filmleri izler, filmle alakası olmayan gönderiler atar, mutlulukla yaşamaya devam ederim
Mutlu olmanın yaşı ve zamanı yok. 70 yaşınızda dahi hayata tekrardan tutunmak, gençlik yıllarınızdaki gibi aşkı hissetmek, dans etmek isteyebilirsiniz.
Son yedi yıldır izlemek istediğim her seferinde ilk bölümünde bıraktığım diziyi sonunda tek nefeste oturup izleyebildim. Askerliği, silah arkadaşlığını, omuz omuza savaşmayı, sabah gülüp eğlendiğin adamı akşam toprağa vermenin acısını, her şeyi unutup o ortamda bile en küçük şeye çocuklar…devamıSon yedi yıldır izlemek istediğim her seferinde ilk bölümünde bıraktığım diziyi sonunda tek nefeste oturup izleyebildim. Askerliği, silah arkadaşlığını, omuz omuza savaşmayı, sabah gülüp eğlendiğin adamı akşam toprağa vermenin acısını, her şeyi unutup o ortamda bile en küçük şeye çocuklar gibi sevinmeyi, savaş sırasında bir askerin yaşayabileceği her türlü duyguyu, ölümü bile bile hasteneden kaçıp tekrar arkadaşlarına katılmayı, bir subayın kendini askerlerine kanıtlaması gerektiğini güzel bir anlatımla bizlere aktarıyor. Bir askeri birlik-büyüklüğü fark etmeksizin- başındaki komutanın bilgisi, sevk ve idaresi kadar iyidir.
Ulu Önder M. Kemal Atatürk bunu şu sözüyle en güzel şekilde açıklamıştır: Bir ordunun kıymeti zabitan ve kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür. Yerinde doğru kararlar verebilen eğitimli bir subayın bir birliği nasıl disipline edebildiği ve aralarındaki silah arkadaşlığı duygusunu nasıl sağladığını filmde görüyoruz. Eğer başınızdaki komutan iyiyse ve siz ona güveniyorsanız yapamayacağınız hiçbir görev yoktur.