"Gördünüz ya ben sizi seçmediğim gibi siz de beni seçmediniz. Bir durum bir araya getirdi bizi. Bir rastlantı. O anda daha neler olmamıştır, bir kedi bağırmıştır, bir adam yanındaki kadını kucaklamıştır, biri bıçaklanmıştır, bir çocuk ağlamıştır... Bu sonsuz olan içinde…devamı"Gördünüz ya ben sizi seçmediğim gibi siz de beni seçmediniz. Bir durum bir araya getirdi bizi. Bir rastlantı. O anda daha neler olmamıştır, bir kedi bağırmıştır, bir adam yanındaki kadını kucaklamıştır, biri bıçaklanmıştır, bir çocuk ağlamıştır... Bu sonsuz olan içinde sadece biri bizimkisi."
"İnsanlar içlerini döktükçe uzaklaşıyorlar birbirlerinden. Deminki yabancılığımız daha güzeldi."
"İnsanın başına gelen değildir önemli olan, başına gelenlere karşı ne yaptığıdır."
"Belki de biz Tanrının surat koleksiyonuyuz.""
"Okunulanlar unutunca yaşanmış olur."
"Komşuların hepsi namussuzdur, bilmezsin sen. Acır gibi yaparlar ne olup bittiğini öğrenmek için... Gece konuşacaklar çünkü."
● Ahmet Erhan'ı ve şiirlerini severim. Bu kitabın ikinci cildini de okudum ama bu cildin altına bırakacağım direkt sevdiğim şiirlerini ara ara. Bırakacaklarım iki ciltten karışık olur muhtemelen ama 1. Cilt çok daha güzeldi diye hatırlıyorum
“Aşık olunan kişiyle henüz bir samimiyet kurmadan önce bile onu zaten tanıyormuşuz gibi tuhaf bir duyguya kapılabiliriz. Onunla daha önce bir yerde, bir önceki yaşamımızda ya da belki rüyalarımızda tanışmışızdır sanki. Platon’un Şölen’ inde Aristofanes, bu aşinalık duygusuna ilişkin aşık…devamı“Aşık olunan kişiyle henüz bir samimiyet kurmadan önce bile onu zaten tanıyormuşuz gibi tuhaf bir duyguya kapılabiliriz. Onunla daha önce bir yerde, bir önceki yaşamımızda ya da belki rüyalarımızda tanışmışızdır sanki. Platon’un Şölen’ inde Aristofanes, bu aşinalık duygusuna ilişkin aşık olduğumuz kişinin bir zamanlar yapışık olup da sonra yitirdiğimiz ” öteki yarımız ” olduğu iddiasını ortaya atar. Başlangıçta, bütün insanlar çift sırtlı, çift böğürlü, dört elli, dört bacaklı ve aynı başta zıt taraflara bakan iki suratlı, çift cinsiyetli canlılarmış. Bu çift cinsiyetliler öyle güçlü öyle gururluymuşlar ki Zeus onları ikiye ayırmak zorunda kalmış, – erkek ve dişi olmak üzere- işte o gün bugündür, her erkek ve kadın, öteki yarısıyla yeniden birleşebilmek için çabalayıp duruyor demek ki.”
●Tam hatırlamıyorum ama okurken çok beğenmiştim, favorilerde dursun bulursam alırım
“Ölsem bile, mutlu ve yiğitçe olur bu iş… Şaşkınım, beni böyle yarattığın için sana nasıl teşekkür edeyim bilmiyorum Leylâ.” ● Aşk konusunda biraz abartılı bulduğum yerler oldu ama bir yandan da herkesin aşkı yaşama şekli farklıdır diyip geçiyorum ya da…devamı“Ölsem bile, mutlu ve yiğitçe olur bu iş… Şaşkınım, beni böyle yarattığın için sana nasıl teşekkür edeyim bilmiyorum Leylâ.”
● Aşk konusunda biraz abartılı bulduğum yerler oldu ama bir yandan da herkesin aşkı yaşama şekli farklıdır diyip geçiyorum ya da belki her insanın aşkı yaşama dönemleri birbirinden farklıdır, çok gençken burdaki aşkı çok yakın ve güzel bulmuşken, belli bir yaştan ve yaşanmışlıklardan sonra biraz fazla geliyor artık.
"Henüz genç ve sağlıklı bir bedene sahipken, zafer borularının öttüğü anda ölmek güzel olabilir; ama bir hastane koğuşunda uzun uzun acı çektikten sonra ölmek daha kötüdür herhalde, evde, sevgi dolu inlemeler, hafif ışıklar ve ilaç şişeleri arasında ölmek daha melankoliktir.…devamı"Henüz genç ve sağlıklı bir bedene sahipken, zafer borularının öttüğü anda ölmek güzel olabilir; ama bir hastane koğuşunda uzun uzun acı çektikten sonra ölmek daha kötüdür herhalde, evde, sevgi dolu inlemeler, hafif ışıklar ve ilaç şişeleri arasında ölmek daha melankoliktir. ama bilinmeyen, yabancı bir diyarda, sıradan bir han odasında, yaşlı ve çirkinleşmiş bir biçimde, dünyada, arkada hiç kimsenin kalmadığını bilerek ölmek kadar zor hiç bir şey olamazdı."
●Sonu hiç aklımda değil çoğu zaman olduğu gibi ve bu çok sihir bozucu
"Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir,her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar. " "Mutlu ailenin tarifi üç aşağı beş yukarı aynıdır” derdi, “ama bir de mutsuz ailelere bak, hiçbiri diğerine…devamı"Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir,her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar. "
"Mutlu ailenin tarifi üç aşağı beş yukarı aynıdır” derdi, “ama bir de mutsuz ailelere bak, hiçbiri diğerine benzemez.”
"Aşk aramıyorum artık, çok aradım vaktiyle. Dinlemeye değer bir kadının anlatacakları, hayatın melankolik bir toplam olduğunu göstersin bana, yeter. Fazlasını kaldıramam. Ne gelir elimizden insan olmaktan başka. "
"Pazar günleri, hayatın intikam günleri. Neşeli başlasın öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten günler. "
"Yaşamıyoruz. Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz. Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz. Bir sigara kağıdını şu masaya koy, üstüne bir taş bırak, kapıları kapa ve git. Üç yüz sene sonra gel, yerinde bulursun. Belki sararmış, belki buruşmuş, fakat yine o. Bir sigara…devamı"Yaşamıyoruz. Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz. Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz. Bir sigara kağıdını şu masaya koy, üstüne bir taş bırak, kapıları kapa ve git. Üç yüz sene sonra gel, yerinde bulursun. Belki sararmış, belki buruşmuş, fakat yine o. Bir sigara kağıdı kadar yaşayamıyoruz. Kefenimizden evvel çürüyoruz."
● Bir Adam Yaratmak piyesi, 1938'de neşredildi ve aynı yıl Şehir Tiyatroları'nda Muhsin Ertuğrul tarafından oynandı. Piyes, ilk sahnelendiği andan itibaren Tohum'un aksine seyirci ve tiyatro camiası tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Bir Adam Yaratmak, içerdiği felsefi- psikolojik derinlik ve muhtevadaki zenginlik açısından Türk tiyatrosuna yeni bir soluk getirdi.
"Bu eserimi bugüne kadar vücuda getirdiğim eserler içinde en bağlı eser biliyor ve öylece bildirmek istiyorum. Ona olan zaafım, üstünde fazla konuşmamı yasak ediyor" cümlelerini kuran Necip Fazıl için de bu eserin mahiyeti farklıydı.
Bir Adam Yaratmak piyesi Necip Fazıl'ın Abdülhakim Arvasi ile tanışıp fikri dönüşüme girdiği dönemden sonra yazıldı. Necip Fazıl bu eserini "geçirdiğim büyük ruh çilesinin sahne destanı" olarak tarif etti. Sanatçı, eserinin amacını "Ve istedim ki, vesile dayanağını maddi harekette bulan bu eser, ruhi harekette de öylesine bir irtifaa çıksın ki, seyirciyi fiziki bir acıya sürüklesin" şeklinde belirtti. Bu sebeple eserdeki hakim temaları; ölüm, yaşam, kader, vehim, iç sıkıntıları, hakikati arama, yalnızlık ve varoluşsal problemler oluşturur.
Belki de Necip Fazıl'ın okuduğum, okuyacağım ve beğendiğim tek kitabı.
“Ben yüreğimi satılığa çıkaranlardan değilim. Ondaki acı ve coşkuyla onun bunun gözünü boyamaktan nefret ederim. Acıya dayanmayı öğrensin, çünkü sadece kendi acısını değil, sayısız acıları yüklenmeyi öğretmeliyim ona” ● Nedense pek beğenmemiştim belki de yanlış zamanda yanlış bir duygu ile…devamı“Ben yüreğimi satılığa çıkaranlardan değilim. Ondaki acı ve coşkuyla onun bunun gözünü boyamaktan nefret ederim. Acıya dayanmayı öğrensin, çünkü sadece kendi acısını değil, sayısız acıları yüklenmeyi öğretmeliyim ona”
● Nedense pek beğenmemiştim belki de yanlış zamanda yanlış bir duygu ile okudum bilmiyorum...
Belki bir gün tekrar okurum.