"İnsanlar, onlar için her şeyi yapmamı istiyorlar ama anlamadıkları şu ki, yapacak güçleri var" (Mucize sensin diyor, güç, irade sende, hayat senin, sen bir şeyler yap) ●Sık sık kendi yaşadığım ve başkalarının yaşadığı olumsuz, kötü, acı olaylarda istemsiz bir şekilde…devamı"İnsanlar, onlar için her şeyi yapmamı istiyorlar ama anlamadıkları şu ki, yapacak güçleri var"
(Mucize sensin diyor, güç, irade sende, hayat senin, sen bir şeyler yap)
●Sık sık kendi yaşadığım ve başkalarının yaşadığı olumsuz, kötü, acı olaylarda istemsiz bir şekilde yaratıcıyı suçlayan biri olarak bu film resmen bana hitap ediyordu diyebilirim. (Elbette bu filmle artık böyle bir şey yapmaktan vazgeçtim diyemem, keşke diyebilsem, yapabilsem kendim, kendi kalbim için ama bu pek kolay değil. Yine de eminim güzel şeyler kattı bana)
Tanrının insan olması, erkek olması hatta belki siyahi olması sorun ya da saçmalık olarak görülebilir burada ama zaten amaç komedi içinde bazı gerçekleri sunmak, o yüzden bu kısım beni rahatsız etmedi ya da bana çok saçma, yetersiz gelmedi açıkcası. Çünkü burdaki mesele daha çok Tanrı ile barışmakla ve kendi gücünün farkına varmakla ilgili ve dünyanın her yerinde olan bir gerçek vardır. Nasip... bazı şeyler nasip değildir.
Garip, tatlı bir filmdi. Jim Carrey gerçekten çok iyi ve sempatik bir oyuncu, en azından bu filmde öyleydi, çok beğendim.
"İnsan beyninin gelişmesi milyonlarca yıl aldı. Bir anda yok etmek mi istiyorsunuz? Varoluş mucizesi evrende her şeyden daha önemli. Yıldızlar ne yapabilir? Sadece eksenlarinde dururlar. Ya güneş? 450 bin km mesafeye alev fışkırtır. Matah mı yani? Bütün doğal kaynaklarını hercamak.…devamı"İnsan beyninin gelişmesi milyonlarca yıl aldı. Bir anda yok etmek mi istiyorsunuz? Varoluş mucizesi evrende her şeyden daha önemli. Yıldızlar ne yapabilir? Sadece eksenlarinde dururlar. Ya güneş? 450 bin km mesafeye alev fışkırtır. Matah mı yani? Bütün doğal kaynaklarını hercamak. Güneş düşünebelir mi, bilinci var mı? Hayır ama sizin var."
"Ben günahkarım, hiçbir şey beni şok etmez."
"Öyle çok öldüm ki, acaba bu seferki sahi mi?"
"Bir adamın gerçek karakteri sarhoşken ortaya çıkar."
“-Bir daha hiç dans edemeyeceğim.
-Neden?
-Ben bir kötürümüm.
-Tamamen histeri! Kötürüm olduğuna sen inandırıyorsun kendini.
Sen yaşamak istemiyorsun! Bu yüzden de yaşamaktan kaçmak için kötürüm olduğuna karar vermişsin. Yoksa mücadele ederdin.
-Mücadele edecek ne var ki?
-Bak, gördün mü? Kendi ağzınla söylüyorsun. Uğruna mücadele edecek ne var ki… Her şey var! Yaşam uğruna, yaşamın kendisi için! Bu yetmez mi? Yaşamın gizemi ve güzelliği!.. Yaşamak! Acı çekmek! Keyif almak! Cesaret, yaşama
verilecek tek yanıttır ve de buna kattığın ilham!..”
● Bir balerinle bir palyaçonun hikayesi ya da sahnelerin, sahne insanlarının ve ışıklarının hikayesi...
Bazen kişinin kendisi uçurumun kıyısında, umutsuzluğun ve tükenişin çukurunda olsa da bir başkasına umut olabiliyor. En azından bu filmde ben bunu gördüm. Calvero Thereza'ya umut oldu, yeni bir hayat ve yeni gözler oldu kendine rağmen belki de...
İlk defa Charlie Chaplin'in bir filmini izledim ve çok beğendim. İçinde birçok şeyi barındırıyordu. Hem güldüm hem üzüldüm hem de durup düşündüm sık sık Calvero'nun sözleri ile. Hayata, gençliğe, geçen zamana, sevgiye, yaşama ve ölüme ve en çok da sanata, sanattaki güce ve sahteliğe sesleniyordu ya da tüm bunlara ve daha fazlasına ışık oluyordu. 'En büyük ve en gerçek, aynı zamanda en meşru sahne hayatın kendisi' diyordu filmin bir yerinde Calvero karakteri. Ne kadar yerinde ve doğru bir tespit. Hepimiz bir sahnenin içindeyiz farklı ama bir o kadar da benzer roller ve duygularla. Sahnede var olanlar sahnede ölürler...
Aslında söylenecek çok şey var ama şu anda bu kadar yazabildim. Çok beğendim, bir filmden ziyade bir tiyatro, bir dans gösterisi izledim diyebilirim♡
Spoiler içeriyor
"Seninle birlikte birbirimizden sıkılmadan yaşayacağımızı hayal bile edemezdik." "Hislerimiz bizi, bize rağmen o kadar sıkı birleştirdi ki..." "-Neden üzgün görünüyorsun? -Çünkü bana sözcüklerle konuşuyorsun. Bense sana duygularla bakıyorum." ChatGBT'nin Yorumu: ●Pierrot, klasik bir hikâye anlatmak yerine, bilinçli olarak dağınık ve…devamı"Seninle birlikte birbirimizden sıkılmadan yaşayacağımızı hayal bile edemezdik."
"Hislerimiz bizi, bize rağmen o kadar sıkı birleştirdi ki..."
"-Neden üzgün görünüyorsun?
-Çünkü bana sözcüklerle konuşuyorsun. Bense sana duygularla bakıyorum."
ChatGBT'nin Yorumu:
●Pierrot, klasik bir hikâye anlatmak yerine, bilinçli olarak dağınık ve şiirsel bir yapı kuruyor. Filmin yönetmeni Godard, zaten sinema kurallarını kırmasıyla ünlü. Bu filmde de “mantıklı olay örgüsü” yerine duygular, düşünceler ve imgeler üzerinden ilerliyor.
Film ne anlatıyor? Ferdinand (Pierrot) sıkıcı, burjuva hayatından bunalmış. Marianne ile kaçıyorlar. Bir tür suç hikâyesi ve yolculuk başlıyor. Ama bu sadece kabuk.
Asıl mesele:
Özgürlük arayışı vs. gerçekliğin kaçınılmazlığı
Ferdinand: Kitap okuyan, düşünen, anlam arayan biri. Hayattan “daha derin bir şey” bekliyor
Marianne: Daha içgüdüsel, anı yaşayan, kaotik biri. Özgürlüğü düşünmeden yaşayan taraf
Bu iki karakter aslında: Akıl vs. içgüdü
Anlam arayışı vs. anı yaşama
Neden bu kadar garip anlatılmış?
Godard bilinçli olarak: Hikâyeyi bölüyor
Karakterleri anlamsız gibi konuşturuyor
Renkleri ve sahneleri abartıyor
Bazen film olduğunu hatırlatıyor
Çünkü şunu demek istiyor:
“Hayat da zaten böyle kopuk, mantıksız ve parçalı.”
Filmin sonu ne demek?
Ferdinand sonunda: Aradığı anlamı bulamıyor. Marianne’e de güvenemiyor
Tam özgürlük de mümkün olmuyor
Ve kendini yok ediyor.
Bu da şunu simgeliyor: “Ne aşkta ne kaçışta gerçek bir kurtuluş yok.”
Kafayı karıştıran şey aslında şu:
Bu film:
“Ne olacak?” sorusuna cevap vermez
“Ne hissediyorsun?” diye sorar
Yani: Mantıkla değil, hisle izlenmesi gereken bir film
Kısaca özetlersek:
Hikâye değil duygu filmi
Karakterler gerçek insan değil fikirlerin temsili. Olaylar mantıklı değil çünkü hayat da öyle
Çılgın Pierrot gibi bir filmde küçük görünen detaylar aslında en kritik anlamları taşır. Marianne’ın sürekli “Pierrot” demesi ve Ferdinand’ın “benim adım Ferdinand” diye diretmesi de bunlardan biri.
“Pierrot” ne demek?
“Pierrot” aslında sıradan bir isim değil.
Fransız kültüründe: Üzgün, yalnız bir palyaço karakteridir
Aşık olur ama karşılık bulamaz
Hep biraz saf, biraz trajik
Yani Marianne, Ferdinand’a isim değil rol biçiyor.
Ona diyor ki: “Sen bu hikâyedeki üzgün, biraz komik, kaybeden aşıksın.”
Ferdinand neden itiraz ediyor?
Ferdinand’ın sürekli: “Benim adım Ferdinand.” demesi çok önemli.
Çünkü: Kendi kimliğini korumaya çalışıyor
Marianne’ın onu tanımlamasını reddediyor
“Ben bir karakter değilim, gerçek biriyim” demek istiyor. Ama işin acı tarafı şu:
Film ilerledikçe gerçekten “Pierrot”ya dönüşüyor.
Yani: Aşkta kaybediyor, yalnızlaşıyor
Trajik sona gidiyor
Bu çatışma aslında ne anlatıyor?
Bu küçük diyalog, filmin özeti gibi:
“İnsan kendi kimliğini mi yaşar, yoksa başkalarının ona biçtiği rolü mü?”
Marianne: Hayatı oyun gibi görüyor
İnsanlara rol veriyor
Ferdinand: Gerçeklik ve anlam peşinde
Ama o oyunun içine çekiliyor
Şimdi biraz sahneler ve detaylar
1. Renk kullanımı (özellikle kırmızı & mavi)
Filmde sürekli:
Kırmızı → tutku, şiddet, kaos
Mavi → melankoli, düşünce
Ferdinand genelde: Daha “mavi” bir karakter (düşünen, hüzünlü)
Marianne: Daha “kırmızı” (ani, tehlikeli, canlı) Bu iki renk aslında onların ilişkisi.
2. Ferdinand’ın kitap okuması
Ferdinand sık sık: Kitaplardan alıntılar yapar. Felsefi konuşur
Bu ne demek?
Adam “hayatı yaşamak” yerine anlamlandırmaya çalışıyor
Ama Marianne: Yaşıyor, düşünmüyor
Bu yüzden sürekli kopuyorlar.
3. Yolculuk (road trip meselesi)
Kaçış hikâyesi gibi görünse de:
Aslında kaçtıkları şey: Toplum. Sıkıcılık
Kimlikleri
Ama: Nereye giderlerse gitsinler
kendilerinden kaçamıyorlar.
4. Final (en önemli kısım)
Ferdinand’ın kendini patlatması:
Bu sadece bir “ölüm” değil.
Şu fikir: “Anlam bulamayınca insan kendini yok eder.”
Ve ironik olan: Tam vazgeçer gibi oluyor
Ama yine de geri dönemiyor
Marianne neden böyle biri?
Marianne çok net bir “gerçek insan” gibi yazılmamış.
O biraz: Kaos. Özgürlük, tehlike
gibi kavramların birleşimi.
Ferdinand’ın aradığı şey aslında Marianne’da var gibi
ama sürdürülebilir değil.
Filmi tek cümleye indirirsek:
“Özgürlük arayan bir adam, hayatı oyun gibi yaşayan bir kadınla karşılaşır ve sonunda hem aşkı hem kendini kaybeder.”
Marianne’ın sevgisi: Daha anlık
Daha yüzeysel. Daha “canı istediği kadar”
Ferdinand’ınki ise: Derin, takıntılı
Anlam yüklenmiş
Yani aynı şeyi yaşamıyorlar.
Marianne’ın aşk anlayışı
Marianne için aşk: Bir oyun gibi
Bir heyecan. Sıkılınca değiştirilebilen bir şey
O yüzden: Bir anda çok yakın
Bir anda uzak. Sonra başka birine gidebiliyor
Bu yüzden izlerken “gerçek mi davranıyor?” hissi oluşuyor.
Çünkü o: Tutarlı bir karakter değil, bir duygu hali. (Beyki bu yüzden kendisini tanımlarken 'Ben duygusalım.' diyor)
Ferdinand’ın hatası ne?
Ferdinand, Marianne’a: “anlam” yüklüyor.
Onu kurtuluş gibi görüyor
Hayatın cevabı gibi görüyor
Kaçış yolu olarak görüyor
Ama Marianne: Böyle bir yükü taşıyabilecek biri değil.
Bu yüzden trajedi kaçınılmaz.
Final sahnesi
1. İhanet: Marianne’ın başka biriyle olması:
Bu sadece aldatma değil
Ferdinand’ın kurduğu “anlam dünyasının çökmesi”
Yani: Sevdiği kişi değil, inandığı şey yıkılıyor.
2. Ferdinand’ın tepkisi
Onu öldürmesi: Aşk cinayeti gibi görünür
ama aslında: “Hayalimi yok ettin” tepkisi
3. Dinamit sahnesi
Ferdinand yüzünü maviye boyar ve dinamiti bağlar. Bu çok sembolik:
Mavi → onun melankolisi, zihni
Patlama → düşüncenin sonu
Yani: “Düşünerek yaşadım, düşünerek yok oluyorum.”
4. Son anda vazgeçme
En çarpıcı an: Fitili yaktıktan sonra
“Ah ne yaptım ben?” der
Bu çok insani bir an.
Çünkü: Ölmek istemiyor aslında
Ama geri dönüş yok
Bu sahnenin anlamı
İnsan bazen: Anlam ararken
Aşkı abartırken
Kaçış peşinde koşarken
kendini geri dönülemez bir noktaya getirir.
Küçük ama önemli detaylar
1. Film içinde film hissi
Karakterler bazen: Tuhaf konuşur
Doğal davranmaz
Çünkü Godard şunu yapıyor:
“Bu bir film” diyor sana sürekli.
Yani: Gerçeklik algını bozuyor.
2. Ani müzikler ve kopmalar
Sahneler: Bir anda kesilir
Alakasız müzik girer
Bu da: Hayatın düzensizliğini taklit ediyor.
3. Ferdinand = entelektüel yalnızlık
Ferdinand aslında: Çok düşünen
Ama yaşayamayayan biri
Bu yüzden trajik: Hayatı analiz ediyor ama hissedemiyor.
En önemli soru:
“Ferdinand haklı mıydı yoksa Marianne mı?”
Cevap: İkisi de eksik.
Ferdinand → fazla anlam yüklüyor
Marianne → hiç anlam yüklemiyor
Film diyor ki: İnsan bu ikisinin arasında bir yerde olmalı.
Devamı yorumda...
●20 Dakikalık kısa bir filmdi ve bunun dışında başka konuları işleyenler de var sanırım, belki onlara da bakarım. Şimdiki doktorları ve estetik belasını ürkütücü ve gerçek bir şekilde işlemişti diye düşünüyorum. Aslında botoksa ve dozunda bir estetiğe çok karşı biri…devamı●20 Dakikalık kısa bir filmdi ve bunun dışında başka konuları işleyenler de var sanırım, belki onlara da bakarım.
Şimdiki doktorları ve estetik belasını ürkütücü ve gerçek bir şekilde işlemişti diye düşünüyorum. Aslında botoksa ve dozunda bir estetiğe çok karşı biri değilim ama artık herkesin bunları yapması ve herkesin birbirine benzemesi, insanların yüzünde artık gerçek bir duygunun görülemeyecek hale gelmesi kötü geliyor bana.
İnsanın kendi yüzünden vazgeçecek hale gelmesi olayı ise çok garip geldi bana. Bunu kaçımız gerçekten isteriz acaba? Çünkü yüzümüz sadece kaş göz meselesi değil bence, yüzümüz bir ömrü, acıyı, sevinci, heyecanı ve daha birçok şeyi yaşayan ve gösterendir dünyaya.
☆Spoiler:
Nihal Yalçın çok iyi oynamıştı, çok beğendim. Keşke en azından bazı zamanlar kötü, yanlış şeyleri yapmadan önce bunu bir kabusla görebilsek de vazgeçsek, şükretsek yapmadığımıza Belma gibi.
●Aile olmak zor iş ve herkes gerçekten de anne, baba olmamalı ve son olarak neden erkeklerin çoğu kendi çekirdek ailesinden çok sülesindeki kendisini hiç umursamayan insanları umursar, onlar için kendi ailesini yani eşini ve çocuklarını ezer geçer. Anne ve babaya…devamı●Aile olmak zor iş ve herkes gerçekten de anne, baba olmamalı ve son olarak neden erkeklerin çoğu kendi çekirdek ailesinden çok sülesindeki kendisini hiç umursamayan insanları umursar, onlar için kendi ailesini yani eşini ve çocuklarını ezer geçer.
Anne ve babaya çok kızdım izlerken çünkü aşırı sorumsuz ve bencillerdi ve bu bence bu toplumun en büyük ve en ciddi yaralarından biri. En çok da böyle anne babalardan dolayı şu anda toplum böyle.
Kardeşlerde ise en çok Leyla'ya üzüldüm ve en çok ona hak verdim ama bir kadın olduğu için değil, gerçekleri dürüstçe dile getirdiği ve savaştığı için, tabii ailede tek başına savaşmak ne yazık ki işe yaramıyor ama...
Ve yoksulluk her devirde, her yerde öyle bir çaresizlik ki!..
Bu arada düğünlerde atılan paralar, takılan altınlar meselesi aynı bizim ülkedeki gibi, özellikle de Doğu taraflarında olduğu gibi ve bu çok sinir bozucu, çok aptalca bence.
Sonuç olarak güzel ve gerçek bir filmdi.
●Filmin 40 dakikasını falan izledim az önce ve korkunçtu. Yeterince korkunç olaylar oluyor zaten dünyada ve ülkemizde ne yazık ki ve onların neredeyse hepsini bir şekilde duyuyor, görüyoruz zaten. Daha fazla devam edemedim hatta bu kadarını bile izlediğim için pişmanım…devamı●Filmin 40 dakikasını falan izledim az önce ve korkunçtu. Yeterince korkunç olaylar oluyor zaten dünyada ve ülkemizde ne yazık ki ve onların neredeyse hepsini bir şekilde duyuyor, görüyoruz zaten. Daha fazla devam edemedim hatta bu kadarını bile izlediğim için pişmanım ama böyle korkunç bir şeyler beklemiyordum yani bu kadarını beklemiyordum. Benzer şeyler izledim daha önce belki ama artık, yani son günlerde anlıyor ve kabul ediyorum ki insanın ruh sağlığı biraz da kendini maruz bıraktığı, ilgilendiği şeylerle iyi ya da kötü oluyor ve ben daha fazla bile isteye ruhuma kötü gelecek şeyler izlemek, okumak istemiyorum. (Ki zaten korku filmi sevmem aslında) Kötülükten kastım apaçık kötü, çirkin şeyler yoksa elbette rahatsız edici gerçekler olur ve ben yine onları izler, okurum gerekiyorsa ya da o anda istiyorsam. Ama buradaki mesele daha başka, en azından benim için.
●Birçok açıdan herhangi bir romantik komedi filmi olsa da sadece bir aşkı değil, bir bağ kurma meselesini de anlatıyor olması hoşuma gitti. Ayrıca oyunculukları da beğendim ve rollere yakıştırdım. Film sadece aşkı değil, arkadaşlığı ve evlilik, ilişki meselesini de işliyor…devamı●Birçok açıdan herhangi bir romantik komedi filmi olsa da sadece bir aşkı değil, bir bağ kurma meselesini de anlatıyor olması hoşuma gitti. Ayrıca oyunculukları da beğendim ve rollere yakıştırdım. Film sadece aşkı değil, arkadaşlığı ve evlilik, ilişki meselesini de işliyor ve bence çok eerçekçi. Özetle; tatlı bir filmdi benim için.
Eskiden net bir şekilde "Kadınla erkek arkadaş olabilir." Derdim ama artık emin değilim. Belki evet belki hayır?..