Selamlarr.. Dört büyük kitabı okumaya niyetlenmiştim, İniş sırasına göre ilk inen Tevrat ile başladım. Okuması gerçekten ağır, bunu kabul etmek lazım ama bitirdiğimde bende kalanları şöyle bir özetlemek istedim: Öncelikle Eski Ahitin (Musa’nın Beş Kitabı) İlk emri : Yaşat. Bu…devamıSelamlarr.. Dört büyük kitabı okumaya niyetlenmiştim, İniş sırasına göre ilk inen Tevrat ile başladım. Okuması gerçekten ağır, bunu kabul etmek lazım ama bitirdiğimde bende kalanları şöyle bir özetlemek istedim:
Öncelikle Eski Ahitin (Musa’nın Beş Kitabı) İlk emri : Yaşat. Bu da insanı korumayı ve bireyin önemine vurgu ediyor. Lakin kitabı okudukça bu emir anlamını yitiriyor.Kısaca bölümlere bakarsak:
• Yaratılış: Daha çok tarih öyküsü gibi. Dünyanın var oluşu, Nuh Tufanı, Hz. Yusuf’un başına gelenler... Musa’dan önceki dönemi anlatıyor.
• Çıkış: Adı üstünde; Hz. Musa’nın halkını Mısır’dan çıkarması. Hem olaylı bir tarih anlatısı hem de yavaş yavaş bazı kurallar devreye giriyor.
• Levililer: Burası tam bir kurallar silsilesi! Cilt hastalıklarından tutun da kıyafetteki küfe ne yapılacağına kadar her şey var. Kiminle evlenilir, suçun cezası nedir gibi toplumsal mevzular çok detaylı işlenmiş.
• Çölde Sayım: Bayağı matematiksel başlıyor. Savaşabilecek yaştaki erkeklerin sayısı tek tek verilmiş. Uzun bir yolculuktan sonra ikinci bir sayım daha yapılıyor falan...
• Tesniye (Yasanın Tekrarı): Burası Musa’nın veda konuşması gibi. Tüm Tevrat’ın bir özeti geçiliyor ve sonunda Hz. Musa’nın vefatıyla bitiyor.
Gelelim benim asıl takıldığım yerlere...
Kitabı okurken şunu fark ediyorsunuz: Sayfalar ilerledikçe Tanrı imajı resmen sertleşiyor. Hatta bana göre "Gökteki bir diktatör" gibi görünüyor diyebilirim. Çok sert emirler var; sürekli bir savaş, kan dökme hali... Mutlak itaat istiyor, aksi durumlarda (hırsızlık, zina, başkasına tapma vs.) direkt ölüm cezaları havada uçuşuyor. Olay öyle bir raddeye geliyor ki, Musa bile vaat edilen topraklara giremiyor. Açıkçası insan sormadan edemiyor: "Düşmanını sev" diyen anlayışla, "Herkesi öldürün" diyen anlayış bir mi?
Bir de mantığıma pek oturtamadığım kısımlar var. Mesela Tanrı dünyayı 6 günde yaratıp sonra dinleniyor. "Dinlenmeye ihtiyaç duyan Tanrı" fikri günümüzdeki inançlarla biraz çelişiyor gibi. En garibi de Hz. Yakup’un Tanrı ile güreşip O’nu yenmesi! Bu yüzden kendisine "Tanrı ile güreşen" manasına gelen "İsrail" ismi veriliyor. Tanrı'nın yenilmesi hikayesi bana çok absürt geldi.
Bu tuhaf bulduğum yerlerin yanında, bugün hepimizin bildiği o meşhur hikayelerin kaynağı burası. Yasak elma, Kabil ile Habil, Hz. Yunus ve balık, Davut ile Golyat, Süleyman’ın zenginliği... Hepsi buradan çıkma.
İçinde çok güzel etik değerler de var tabii. Cezaları sert olsa da; anne-babaya saygı, hırsızlık yapmamak, rüşvet almamak, yetimin hakkını yememek gibi maddeler çok net vurgulanmış. Hele bir de Yeşaya 44 bölümü var ki, orada yapılan put eleştirisini dindarı da ateisti de okusa "helal olsun, ne güzel anlatmış" der.
Böyle tüm dünyayı etkileyen kutsal kitabi okumak farklı bir his farkli bir duygu. Diğer kitaplarda görüşmek üzere.
"Bir hedef bulacaksınız, o uğurda çalışacaksınız,hedefinizi gerçekleştirmek için bir yol arayacaksınız, yol yoksa da o yolu yapacaksınız. Hayattaki gayemiz budur.." Ülkede ender kalmış güzel insanlardan birini daha kaybettik. Çok üzgünüm... Keşke her şey daha başka olsaydı ülkeye dair... Celal hoca,…devamı"Bir hedef bulacaksınız, o uğurda çalışacaksınız,hedefinizi gerçekleştirmek için bir yol arayacaksınız, yol yoksa da o yolu yapacaksınız. Hayattaki gayemiz budur.."
Ülkede ender kalmış güzel insanlardan birini daha kaybettik.
Çok üzgünüm...
Keşke her şey daha başka olsaydı ülkeye dair...
Celal hoca, Ahmet hoca ve İlber hocayı beraber bol bol dinleyebilseydik keşke!
Ülkeye kattıkların için teşekkürler hocam.
Yok böyle bir şey. Belegeselin son 10 dakikasında tüm izlediğim gerilim filmleri falan hikaye kalır bunun yanında.Belgeselde El Capitan'a ekipmansız tırmanan dünyaca ünlü (son dönemde de ekipmansız gökdelene tırmanmıştı) Alex Honnoldu konu alıyor. Belgeseli izlerken bu kadar gerileceğim aklımın ucundan…devamıYok böyle bir şey. Belegeselin son 10 dakikasında tüm izlediğim gerilim filmleri falan hikaye kalır bunun yanında.Belgeselde El Capitan'a ekipmansız tırmanan dünyaca ünlü (son dönemde de ekipmansız gökdelene tırmanmıştı) Alex Honnoldu konu alıyor.
Belgeseli izlerken bu kadar gerileceğim aklımın ucundan geçmezdi.Resmen stres seviyem tavan yaptı ve nabzım yükseldi. Dimdik olan yere ekipmansız tırmanmak yürek ister.Deli falan olman lazım.Adam free solo yapmadan önce karşısına çıkacak her engeli, her köşeyi not alıp çalışmış. Gerçek gerilim istiyorsanız tam izlemelik güzel bir belgesel.
# Acını yaşa, öfkeni yaşa. Ve seyret. Kendini sakın bastırma. Öyle suyun üstünde akan yaprağa bakar gibi bak, seyret. Uzanıp onu almaya kalkışma. Kendini suçlama. Olacak olandan kaçamazsın. O yüzden hiç bastırma kendini, baskılama. Çünkü insan bastırdığı duygunun esiri olur..…devamı# Acını yaşa, öfkeni yaşa. Ve seyret. Kendini sakın bastırma. Öyle suyun üstünde akan yaprağa bakar gibi bak, seyret. Uzanıp onu almaya kalkışma. Kendini suçlama. Olacak olandan kaçamazsın. O yüzden hiç bastırma kendini, baskılama. Çünkü insan bastırdığı duygunun esiri olur..
Diziyi izlerken hep şunu söyledim içimden Zor olmamalı be. Harbiden diyorum zor olmamalı. Madem böyle yapımlar yapılıyor şu an neden yapılamıyor. Sonra diyorum kendi kendime İnsanımız kaos dolu aşk ortamını, aldatmalı vurmalı dizileri izliyor. Seyredilen bu diziler sayesinde yapımcılar bunlara yönelik dizi çekiyorlar. Kültür oturmuş bir kere ne dersen de usta.Velhasıl Herkesin izlemesi gereken yapım. Tavsiye etmeyi bırak, izleyin.
# İnsan-can-güç-adalet-ikrar-kemal'' bunlardan biri eksik olursa çıtalı uçamaz. İnsan da kamil olamaz. Kamil olmayana da insan denmez zaten, beşer denir. Beşer, deri demek. O sonsuza dek yaşayamaz. dayanıksızdır çünkü. İşte bu yüzden beşer hep şaşar. Zayıftır çünkü. Ona güç verecek, onu yaşatacak olan şey, eksiksiz adaletle alacağı kararlardır. Ancak işte o zaman insan olur.
# İnsan doğar, can kazanır. büyür, güç kazanır. Gücü ikrarından alır. İkrar, verdiği kararlardır. Eğer kararında adaletliyse erdemli olur. Adaletinde kemali bulursa kamil olur. İşte o zaman Yunus Emre'nin dediği gibi ''canlar canını bulur, ölse bile bedeni ölür. ama o sonsuza dek yaşar.''
Böyle kitapları arada okumak lazım diye düşünüyorum. Bakunin zaten lafı dolandırmadan ne ise anlatmış. Eserin önemli bir kısmı Almanlar üzerinden oluşuyor. Herifleri hem gömüyor hem de ayar veriyor. Kitabı anlatmak gerekirse İster Kralcı( monarşi) olsun, ister en baba demokrat olsun…devamıBöyle kitapları arada okumak lazım diye düşünüyorum. Bakunin zaten lafı dolandırmadan ne ise anlatmış. Eserin önemli bir kısmı Almanlar üzerinden oluşuyor. Herifleri hem gömüyor hem de ayar veriyor.
Kitabı anlatmak gerekirse İster Kralcı( monarşi) olsun, ister en baba demokrat olsun aralarında tek esas fark var diyor; İlki zengin tayfanın çıkarına halkı sömürür,ezer. İkincisi ise sözde "yasal halk" gerçek halkın boğazına yapışır.( Katılıyorum)
Devlet- Halk - Umutsuzluk üçlüsünüde ele almış. Bunalım ve umutsuzluk adamı ya 2 metre toprağa sokar ya da sokağa, eyleme ( Kısmen Katılıyorum ).
Devlet ne kadar demokratik kılıf giydirsede kendisine yüzlerce kez biz Halkçıyız dese de Devlet DEVLETTİR. Yani halkın hapishanesinin ta kendisi. ( Katılıyorum). Özgürlük ancak özgürlükle yaratılır. Marksistler gibi önce köle yapalım sonra özgürlük veririz kafasıyla o iş olmaz diyor ( Yani bilemedim ucu çok açık ).
Askerin vazifesini de bir askerin ahlakı siyasi eğitimi falan dediğin şeyin özetini ise Silahı alıp İmparatorun ya da başkanın adına halka sıkmak demiş ( Çok keskin demiş)
Velhasıl güzel bir deneyim oldu arada bu tarz kitapların okunması taraftarıyım.
Bayılıyorum böyle kitaplara. 36 yıl boyunca Osmanlıda ders kitabı olarak okutulan bu eseri günümüz sadeleşmiş Türkçesiyle bize sunmuşlar.Gönül isterdi ki o zamanın harfleriyle, o eski kulağa hoş gelen kelimelerle okumak ama daha çok çalışmam lazım okumam için. Gelelim kitaba; Ahmet…devamıBayılıyorum böyle kitaplara. 36 yıl boyunca Osmanlıda ders kitabı olarak okutulan bu eseri günümüz sadeleşmiş Türkçesiyle bize sunmuşlar.Gönül isterdi ki o zamanın harfleriyle, o eski kulağa hoş gelen kelimelerle okumak ama daha çok çalışmam lazım okumam için. Gelelim kitaba; Ahmet Vefik Paşanın kaleme aldığı bu eser Osmanlıyı Başlangıcından ele almış Abdülaziz'e kadar götürmüş. Ama öyle bir eser yapmış ki Osmanlıyı bölümlere ayırarak günümüzde de yaygın olarak kullanılan yükselme-gerileme-bozulma gibi parçalara ayırarak daha anlaşılır ve okunabilir kılmış. Her bir dönemin en önemli ve farklı özelliklerini yazarak Tarihi sadece üstün körü değilde dramatikleştirme çabasına da sokarak bizlere aktarmış. İyiki de böyle yapmış. Tarih her zaman resmi ve belgeli olmak zorunda değil. Bu eser ders kitabı olarak okutuluyor ama okuyanı içine çeken tarzı var. Sevenlere tavsiye ederim
Spoiler içeriyor
O kadar savaş temalı filmler izledim ben boyle gercekci boyle sinemografisi guclu film izlemedim.Her sahnesi maddi ve manevi açıdan devasa yükler taşıyor. Köylülerin tasviri o kadar gerçek ki, bu tasvir bizde yapılmaya kalkılsa eli yüzü tertemiz, kıyafetleri gıcır gıcır olan…devamıO kadar savaş temalı filmler izledim ben boyle gercekci boyle sinemografisi guclu film izlemedim.Her sahnesi maddi ve manevi açıdan devasa yükler taşıyor. Köylülerin tasviri o kadar gerçek ki, bu tasvir bizde yapılmaya kalkılsa eli yüzü tertemiz, kıyafetleri gıcır gıcır olan tiplemeler görürdük. Adamlar sinema yapmıyor adeta o felaketi yeniden yaşayıp yeniden canlandırıyorlar. bu da kendinizi yaşanan vahşet dolu anların içinde bulmanıza neden oluyor.O ahşaptan ambarın kapısı o kalabalıkla üzerinize zorla kapandığında karşı tarafın toplu kıyıma karar verdiğini ve öleceğinizi hissediyorsunuz, panikleyen insanların arasında çaresizce kaçış yolunu arıyorsunuz.
Filmin sonunda, beyaz rusya’da 628 köyün bu şekilde yok edildiği anlatılıyor. Kurgusuna katlanamazken insanların bunu yaşamış olması ve bunun üzerinden de henüz öyle aman aman bir zaman geçmemiş olması insan ruhunu gerçekten kötü bir tesir altında bırakıyor. İzlemeyenlere öneririm
Gercekler her zaman acıtır, yedi asırlık endülüs İslam varlığının katolik kralları ve meşhur ispanyol engizisyonu eliyle nasıl silip süpürüldüğünü harika özetliyor.Sadece basit kronoloji değil anlatılan, işin sosyal yönü, mimarideki etkileri, dinsel yaşamdaki kaos, derin toplumsal etkiler, elbette yahudilerin başına gelen…devamıGercekler her zaman acıtır, yedi asırlık endülüs İslam varlığının katolik kralları ve meşhur ispanyol engizisyonu eliyle nasıl silip süpürüldüğünü harika özetliyor.Sadece basit kronoloji değil anlatılan, işin sosyal yönü, mimarideki etkileri, dinsel yaşamdaki kaos, derin toplumsal etkiler, elbette yahudilerin başına gelen olaylar, on binlerce insanın bir gecede değişen kaderleri, ırkçılık, dinsel fanatizm, avrupa'daki protestan yüzyılının ispanya'ya tesiri, zorla hristiyan yapılan yahudiler, müslümanlar, malını mülkünü satıp İzmir'e, İstanbul'a, Hollanda'ya, portekiz'e... gidenler, konversolar , moriskolar , islam sosyal hayatının katolik ispanyadaki kalıntıları vs vs... kitabı okurken ve anlarken bu insanları düşündüm. Ne tür bir tajedi yaşadıklarını asla anlayamayız. mesela moriskolar ( zorla katolik yapılan müslüman ve onların torunları )'nın domuz eti yiyip yemediklerinin kontrol edilmesi, kapılarını açık bırakmak zorunda oluşları, kadınların kına yakmalarına ve peçelerine getirilen yasaklar, hamam alışkanlıklarının sorgulanması; konversoların şabat gününde çalışıp çalışmadıkları ...
böyle uzayıp giden inanılmaz bir hikaye ve trajik bir dönem.
''yahudilerin zehirli kanı', 'mağriplilerin sapkın inançları' asla yok olmamıştır onların gözünde..
Kitabın popülerliğine aldanıp okuduğum ancak hayal kırıklığı yaratan kitap oldu benim nezdimde. Özellikle daha önce 1984'ü okuduysanız kitap size çok derin gelmeyecektir. Orta düzeyde bir bilim kurgu romanı olarak kabul edilebililir ancak edebi olarak bu kadar ön planda tutulmasına anlam…devamıKitabın popülerliğine aldanıp okuduğum ancak hayal kırıklığı yaratan kitap oldu benim nezdimde. Özellikle daha önce 1984'ü okuduysanız kitap size çok derin gelmeyecektir. Orta düzeyde bir bilim kurgu romanı olarak kabul edilebililir ancak edebi olarak bu kadar ön planda tutulmasına anlam veremedim. Basit bir distopya olarak okunmalı asla Orwell ile kıyaslanmamalıdır. Fikri ve o fikrin işlenişi ne kadar hoşuma gitmiş olsa da yarattığı distopya bana her nedense başarısız geldi. Yazar roman yerine öykü şeklinde işleyip kısaca kesip atmış her olayı sanki. Yani kitaplara düşman, itfaiyecilerinin görevinin yangın çıkarmak olduğu, nükleer savaşın baş gösterdiği, teknolojinin insanları her alanda esir ettiği bir dünya yaratıyorsun fakat bu dünyanın temsilcisi olarak bir itfaiye şefinden başka bir şey sunmuyorsun.Nükleer savaşın neden çıktığını bile anlamadım.