Çok hoş ve tatlı bir hikayesi olan sıçak bir çizgi dizi. Nedenini tam bilmiyorum fakat benim çok hoşuma gitti. Yani bel altı şakaları, cinsel göndermeleri ve argolu bir dili olmayan bir çizgi dizi oluşu çok güzel özellikle bu yönü çok…devamıÇok hoş ve tatlı bir hikayesi olan sıçak bir çizgi dizi. Nedenini tam bilmiyorum fakat benim çok hoşuma gitti. Yani bel altı şakaları, cinsel göndermeleri ve argolu bir dili olmayan bir çizgi dizi oluşu çok güzel özellikle bu yönü çok hoşuma gitti. Böyle özellikleri olan diziler bulmak çok zor. Çocuklar için yapılmış çizgi dizilerde bile bel altı şakalar ve cinsel göndermeler fazlasıyla mevcut ve bir yetişkin olarak böyle şeyler izlemek beni bile rahatsız ediyor.
Bir de yetişkinler için yapılan çizgi diziler var. Onlar zaten bütün sınırları aşmış durumda. Neden bir çizgi dizi önüne yerişkin sıfatı alınca içeriği; cinsel göndermeler, bel altı mizah ve argo bir dil ile dolduruluyor anlamıyorum. Bence bunlar olmadan da bir çizgi dizi ya da film sadece iyi bir hikaye ile yetişkinlere hitap edebilir.
Bu dizinin bazı yerlerinde çok ciddi konulara değindiği oluyor ve bunu çocuklar anlar mı emin değilim. Ama yani Netflix'te çocuklarla en izlenebilecek şeylerden biri yine de.
Samimi şeyler hoşunuza gidiyorsa bu diziyi izleyin, tafsiye ederim.
Spoiler içeriyor
Bu diziyi çıktığından beridir izliyorum. İlk başlarda hoşuma gidiyordu bir doktorun Sherlock Holmes vari bir yetenekle hastalıkları bulması ve umut kesilmiş hastaları ileştirmesi. Heycanlı da oluyordu yani ameliyathanedeki sahneler falan ve bunun yanında dizi ciddi konulara da değindiği oluyordu fakat…devamıBu diziyi çıktığından beridir izliyorum. İlk başlarda hoşuma gidiyordu bir doktorun Sherlock Holmes vari bir yetenekle hastalıkları bulması ve umut kesilmiş hastaları ileştirmesi. Heycanlı da oluyordu yani ameliyathanedeki sahneler falan ve bunun yanında dizi ciddi konulara da değindiği oluyordu fakat çok sıkmaya başladı ha bire aynı sahneleri seyretmek. Dizinin süresi çok uzun olduğundan ilerleterek izliyorum bu seyir zevkini fazlasıyla düşürüyor bunun üzerine hep aynı sahneleri seyretmek diziyi çok sıkıcı bir hale getiriyor. Bir diziyi ya da filmi yarıda bırakamıyorum fakat kuvvetle muhtemel bu diziyi izlemeyi bırakıcağım.
Bu dizide sevmediğim çok yön var. Mesela karakterlerin hepsi çok soğuk. Dizideki karakterlerin arkadaşlık ilişkileri de çok samimiyetsiz. Böyle insanların arkadaşım olmasını istemezdim. Bir de sanki yazarlar taht oyunlarının hastane versiyonunu çekmek istemişler gibi. Dizi entrikalardan, iktidar mücadelelerinden geçilmiyor.
Bu dizinin yapımcı şirketinde ya da yönetmeninde bir sorun var. Diziden şimdiye kadar birçok oyuncu ayrıldı ve bunların hiçbirinin senaryo gereği ayrılmadıkları ortada. Böyle devam ederse iptal edilir dizi.
Spoiler içeriyor
Bu bir aşk hikayesi mi gerçekten. Hayır bu bir aşk hikayesi değil bu ihanetin ve akılsızlığın hikayesi. Bu İlyas'ın başından kötü bir olay geçti diye kendini içkiye ve kadına vermesinden dolayı ailesini nasıl da yıktığının hikayesi. Gerçekten bu kadar zor…devamıBu bir aşk hikayesi mi gerçekten. Hayır bu bir aşk hikayesi değil bu ihanetin ve akılsızlığın hikayesi. Bu İlyas'ın başından kötü bir olay geçti diye kendini içkiye ve kadına vermesinden dolayı ailesini nasıl da yıktığının hikayesi. Gerçekten bu kadar zor mu evlilik denen o akte bağlı kalmak. İlyas gerçektende tam bir insanoğlu. Şükürsüz, elindekilerin kıymatini bilmeyen nankör herifin teki. Yani bu dünyada bir kadına aşık olmuşsun o kadın da sana aşık olmuş evlenmişsiniz çocuğunuz olmuş aç değilsiniz açıkta değilsiniz başka ne istedin be İlyas ne. İlyas en büyük kötülüğü kendine yaptı. Kendine ömür boyu hep peşinde olacak bir sızı bıraktı.
Bu arada kitap çok güzeldi ve çok akıcıydı.
Spoiler içeriyor
Rivayete göre Moğollar Bağdat kütüphanesindeki kitapları Dicle nehirine atmışlar bunun sonucunda günlerce nehir mavi renkte akmış kitapların mürekkepleri yüzünden. Derler ki o kütüphane yamalamanmasydı dünya şu an teknoloji ve bilgi konusunda çok daha ilerlemişti. Distopik temalı kitaplar fazlasıyla kasfetli bu…devamıRivayete göre Moğollar Bağdat kütüphanesindeki kitapları Dicle nehirine atmışlar bunun sonucunda günlerce nehir mavi renkte akmış kitapların mürekkepleri yüzünden. Derler ki o kütüphane yamalamanmasydı dünya şu an teknoloji ve bilgi konusunda çok daha ilerlemişti.
Distopik temalı kitaplar fazlasıyla kasfetli bu yüzden bu tür kitapları okumayı pek sevmem fakat bu türün klasikleşen kitaplarını okurum. Bu kitap da bu türün klasiklerinden biri. Kitabı beğenip beğenmediğimden pek emin değilim. Bunun sebebi kitabın ortaya çıktığı dönemin bir ürünü olması olabilir yani bu kitabın yazıldığı dönemde yaşasaydım kuvvetle muhtemel daha çok beğenirdim. Kitapta hoşuma giden tek karakter Clarisse karakteriydi diğer karakterlerle pek bağ kuramadım.
Bana böyle bir dünya çok mümkün görünmemekte fakat böyle bir dünya gerçekten mümkün olsa nasıl olurdu diye düşündüm. Kuvvetle muhtemel böyle bir dünyada yok edemeyecekleri tek kitap Kuranı Kerim olurdu. Bu hikayede kitapları korumak için buldukları yöntem kitapları ezberlemek zaten İslam kültüründe bin dört yüz yıldır uygulanan bir yöntem bu. Dünyada yüz binlerce hatta belki de milyonlarca hafız var. Milyonlarca kişinin beyninde olan bir kitap nasıl yok edilebilir ki.
Bir belgeselde ya da haberde şöyle bir bilgi öğrenmiştim: Dünyanın belirli yerlerinde tesisler kurulmuş bu tesislerin amacı bitki tohumlarını saklamak. İleride bir bitkinin neslinin tükenmesine karşı bir tür koruma. Düşünüyorum da bu tür tesisler kitaplar için de yapılabilir mi acaba? Yani ileride bir gün dünya bir sebepten ilerlemek yerine gerilerse belki bir savaş ya da farklı sebepten elindeki teknoloji yok olursa bir tür kıyamet sonrası dünyaya dönerse yeniden toparlanmak için bir sigorta olarak böyle tesisler kurulabilir mi acaba? Ya da belki de vardır böyle bir yer.
Merak ettiğim bir konu var. Kitaplar neden değerlidir? Kitapları değerli kılan içinde taşıdıkları bilgi mi yoksa okurken verdiği keyif mi? Diyelim ki ileride bir gün teknoloji beyine bilgi yükleyebilecek seviyeye geldi. Diyelim ki bu teknoloji sayesinde binlerce kitap birkaç dakika ya da birkaç saat içinde beyne yüklene bilinecek hala kitap okumanın bir anlamı kalır mı? Kitaplar hala değerli kalmaya devam eder mi?
Konuyla alakasız bir şey fark ettim okuduğum bilimkurgu kitaplarının yazarları genel olarak çok uzun bir süre yaşamışlar.
A. Huxley: 70
A. C. Clarke: 90
R. Bradbury: 92
H. G. Wells: 80 yıl yaşamış. Bakın bu insanların yaşadığı yıllarda ortalama yaşam süresi 30 - 40 yıl. Bu bilgi neden bana ilginç geldi bilmiyorum.
Bu da konuyla alakasız ama ben H. G. Wells'in Zaman Makinesi kitabını okurken kitapta anlatılan dünyanın illüstrasyonlarına bakayım dedim fakat pek bir şey bulamadım. Böyle kitaplarla ilgili illüstrasyon yapan bir site olsa çok güzel olurdu ya da bir yayın evi bastığı kitapların illüstrasyonlarını da yapsa ve kitapların üzerine bir QR kod yerleştirse ve bu kodla yapılan illüstrasyonlara ulaşılabilse çok güzel olurdu.
Sonradan ekleme
Kitapta bu distopik dünyanın oluşmasına sebep olan şey politik doğruculuk gibi görünüyor.
Ah be ne diziydi ya. Çok severek izliyordum. Her hafta sabırsızıklakla yeni bölümü beklerdim. Erken final kararı aldığında çok üzülmüştüm. Bence Türkiye'nin en iyi bilimkurgu - fantastik dizisiydi. Sadece dizideki "Kam Ağacı Hikayesi" bile bu dizinin kalitesini göstermeye yeter. Dizide…devamıAh be ne diziydi ya. Çok severek izliyordum. Her hafta sabırsızıklakla yeni bölümü beklerdim. Erken final kararı aldığında çok üzülmüştüm. Bence Türkiye'nin en iyi bilimkurgu - fantastik dizisiydi. Sadece dizideki "Kam Ağacı Hikayesi" bile bu dizinin kalitesini göstermeye yeter. Dizide çok iyi oyunculuklar ve çok iyi bir hikaye var. Özellikle Nadir Sarıbacak( Bu adam da kendine yazık etti.) çok iyi bir performans gergilemişti. Dizide sevmediğim tek şey o evsiz çetenin diliydi. Onlar konuşurken kullandıkları kavramlar, konuşma şekilleri beni çok rahatsız ediyordu. Genel olarak çok iyi dizi.
Spoiler içeriyor
Bu filmde bir sahne var. Dr. Rayn Stone'nun uzaya savrulduğu o sahne. Daha önce hiç bu kadar ürpermemiştim. Sanki orada uzaya savrulan kişi bendim. O boşluğun büyüklüğü karşısında dilim tutulmuştu. Düşünsenize uzay başluğunda sürükleniyorsunuz. Tutuna bileceğiniz hiçbir şey yok. Hareket…devamıBu filmde bir sahne var. Dr. Rayn Stone'nun uzaya savrulduğu o sahne. Daha önce hiç bu kadar ürpermemiştim. Sanki orada uzaya savrulan kişi bendim. O boşluğun büyüklüğü karşısında dilim tutulmuştu. Düşünsenize uzay başluğunda sürükleniyorsunuz. Tutuna bileceğiniz hiçbir şey yok. Hareket etmeye çalışıyorsunuz ama bir faydası olmuyor.
Çok sevdiğim, güzel bir film. İzlerken çok keyif almıştım. Film iyi bir komedi anlayışına ve çok güzel bir hikayeye sahip. Burak Aksak'ın en sevdiğim filmi ya da sevdiğim tek filmi. Çünkü diğer filmleri bence çok iyi değil hatta Dede Korkut…devamıÇok sevdiğim, güzel bir film. İzlerken çok keyif almıştım. Film iyi bir komedi anlayışına ve çok güzel bir hikayeye sahip. Burak Aksak'ın en sevdiğim filmi ya da sevdiğim tek filmi. Çünkü diğer filmleri bence çok iyi değil hatta Dede Korkut Hikayeleri vasatın altında filmler. Zaten Raftaki birçok kişi izlemiş ama yinede izlemeyen varsa tavsiye ederim.
Filmi birkaç gün önce izledim. Galiba film Fransız yapımı. Çok hoşuma gitti. Film alternatif bir tarih üzerinden 1940'lı yıllara odaklanıyor. Filmde klişe olan bir konu çok farklı bir şekilde işlenmiş. Bazı yerlerde sıkılmış olsam da genel olarak çok beğendim. Sonu…devamıFilmi birkaç gün önce izledim. Galiba film Fransız yapımı. Çok hoşuma gitti. Film alternatif bir tarih üzerinden 1940'lı yıllara odaklanıyor. Filmde klişe olan bir konu çok farklı bir şekilde işlenmiş. Bazı yerlerde sıkılmış olsam da genel olarak çok beğendim. Sonu da çok güzeldi.
Dizi ile ilgili 11 ay önce bir yorum yapmıştım fakat diziye bir - iki yıldır ara verdiğim için yeniden başladım bu yüzden 11 ay önceki yorumu arşivleyip bu yeni yorumu yapıyorum. Brooklyn Nine - Nine MUHTEŞEM bir dizi. Yani nasıl…devamıDizi ile ilgili 11 ay önce bir yorum yapmıştım fakat diziye bir - iki yıldır ara verdiğim için yeniden başladım bu yüzden 11 ay önceki yorumu arşivleyip bu yeni yorumu yapıyorum.
Brooklyn Nine - Nine MUHTEŞEM bir dizi. Yani nasıl başarıyorlar bu kadar komik olmayı anlamadım. Sonuçta mizah fazlasıyla kültürel bir yapı bu yüzden ait olmadığın bir kültürün dizisini bu şekilde komik bulmak çok ilginç. Belki de bunun sebebi Amerikan kültürünün etrafımızı fazlasıyla sarmasıdır ya da durum komedisi yapmalarıdır. Sebebi her ne olursa olsun kesinlikle çok komik bir dizi. Yani dizinin sevmediğim çok yanı var. Mesela dizideki karakterlerle çok bağ kuramıyorum, ve dizide kendimden hiçbir şey göremiyorum ama bu normal sonuçta dünyalarımız çok farklı fakat dizi kesinlikle vaad ettiği şeyi yapıyor yani güldürüyor.
Sanki benim kafadan bir grup insanı toplamışlar bir binaya ve onlara suç çözdürüyorüyorlar. Böyle bir ortamda çalışmak çok isterdim. İnsanlar iş hayatında çok ciddi ve bu tabi insanı sitrese sokuyor. Bu dizideki çalışma ortamı çok ciddiyetsiz fakat bu ciddiyetsizlik laçka bir ciddiyetsizlik değil nasıl desem ciddi bir ciddiyetsizlik bu. Yani bu ciddiyetsizlik işlerindeki düzeni ve başarıyı bozmuyor kesinlikle ve hatta başarıyı arttırıyor da. Dizinin en sevdiğim yanı ise bütün karakterlerin dahil olduğu saçma fikirler. Yani şöyle: biri saçma bir fikir atıyor ortaya ve karakterlerin hepsi o saçma fikri büyük bir ciddiyetle hayata geçiriyorlar. Mesela dizide Yüzbaşı Holt ile Peralta(izlemeyenler için bunlar dizideki iki karakter), Yüzbaşı'nın madalyasını çalma konusunda bir iddiaya giriliyor ve bütün ekip bu iddiyanın bir parçası oluyor sonra bu iddia her yıl tekrarlanıyor. Yüzlerce buna benzer durum var hafızam kötü olduğu için başka örnek veremiyorum ama izleyenlerin beni anladığını düşünüyorum. Ha bir tane daha geldi aklıma: Peralta ile Diaz'ın( bu da dizideki bir karakter) yangın tüpü tekerlekli sandalye derbisi yapmaları ve geri kalan herkesin bir fomula yarışı izliyor gibi onları izlemesi. Bu şey gibi: okuldayken yaplılan bilek güreşi ve sınıfın geri kalanının o bilek güreşini izlemesi gibi( Bu söylediğim ile "dizide kendimden bir şey nulamıyorum" sözümle çelişmiş gibi olabilirim ama bu cümleyi kurarken kesteddiğim şey: manevi anlamda kendimden bir şey bulamamak).
Sonuç olarak dizi çok komik. Yerli dizilerden de çok daha komik.
Bu bölüm kitapla çok ilgisi olmayan bir bölüm dilerseniz altta kitap ile ilgili yazdığım bölüme geçebilirsiniz. Çok sevgili dostlar bugün, yine, varoluşumu sorguladığım bir geceden size merhaba diyorum. Yirmi dört yaşındayım ve on sekiz yıldır profesyonel olarak öğrencilik yapmaktayım. Bugün…devamıBu bölüm kitapla çok ilgisi olmayan bir bölüm dilerseniz altta kitap ile ilgili yazdığım bölüme geçebilirsiniz.
Çok sevgili dostlar bugün, yine, varoluşumu sorguladığım bir geceden size merhaba diyorum. Yirmi dört yaşındayım ve on sekiz yıldır profesyonel olarak öğrencilik yapmaktayım. Bugün tüm gece ödevim vardı ona çalıştım fakat ödevi bitiremedim. Bu acı dolu gecede bu muhteşem kitap hakkında güzel bir şeyler yazmak istedim. Fakat ilk önce kendi eğitim hayatımdan örneklerle eğitim kurumu hakkındaki düşüncelerimi dile getireceğim. Bize, eğitim denen şey formel haliyle hep varmış gibi gelebilir fakat bu büyük bir yanılgıdır. Modern anlamda formel eğitim sitemi bu haliyle çok yakın bir tarihe dayanmakta. Evet tarih boyunca okulumsu yapıların altında öğretmen ve öğrenci dikotomisi varlığını sürdürse de bu günümüzdeki gibi değildi. Toplumun çok hem de çok küçük bir kesimi okul benzeri bu yapılarda eğitim görebiliyordu. Toplumun geri kalan kısmı için ise eğitim, anne babasından ve yaşadığı çevreden öğrendiklerinden ibaretti. Fakat modern devlet yapısı eğitim konusunda ailelere güvenmedi bu yüzden eğitimi tekeline aldı ve zorunlu kıldı. Çünkü devletler için her birey önce vatandaştı bu yüzden devlet denen yapıya tehdit oluşturmayan devletine bağlı ve devletin ideolojisi ile yetişen bireyler olmak zorundaydı ve bu şansa bırakılmamalıydı.
Benim bu kurum ile tanışmam bundan on sekiz yıl önce oldu. Ailem beni ilkokula yazdırmıştı ve okula başladığım güne kadar okul denen yapıyı övüp övüp durdular aslında o zaman anlamalıydım bu işte bir iş olduğunu fakat zaten çok geçmeden okula başladım ve beni acı dolu günlerin beklediğini anladım. Ben çalışkan bir öğrenci değildim okuldan da nefret ederdim fakat eğitim hayatımın tam bir fiyasko olmasında eğitim kurumunun ve öğretmenlerimin payı çok büyüktür. Mesela bu konuda şöyle bir örnek verebilirim: üç ya da dördüncü sınıfta bir öğretmenim vardı. Bir öğrenciye kitaptan bir sayfa açtırır ve o sayfadakileri tahtaya yazmasını isterdi sınıfın geri kalanına ise tahtada yazılanları deftere geçirilmesini isterdi. Kendisi de gider saatlerce telefonda konuşurdu. Ben hayatım boyunca sorunu hep eğitim sisteminde ve bu eğitim sistemindeki bazı beceriksiz ve bu mesleğe layık olmayan öğretmenlerde gördüm. Fakat sosyoloji lisans eğitimim ve bu kitap sayesinde eğitim denen kurumun var olma zorunluluğunun olmadığını anladım. Eğitim kurumları pişmanlıktır. Bence kimse okul okumamalı. Okul denen şey insana mutsuzluk getirir. Dünyada çocukların mutlu oldukları bir eğitim sistemi yoktur. Yapılan bir araştırmaya göre eğitim hayatında en çok stres yaşayan çocuklar Finlandiya’da bulunuyormuş. Bu bilgi size bir tarafımdan uydurmuşum gibi gelebilir çünkü bana da bir tarafımdan uydurmuşum gibi geliyor fakat uydurmadım bana güvenin. Ben şahsen ileride çocuğum olursa, benimle aynı acıları yaşamasın diye, okula göndermemeye karar verdim.
Şimdi kitap hakkındaki düşüncelerime geçiyorum:
Eğitim üzerine yazılmış muhteşem bir sosyoloji kitabı. Okuduğum en iyi kitaplardan biri eğitim sosyolojisi dersinde hocamız ders kitabı olarak okutmuştu. Kitap muhteşem bir önsöz ve girişle (bu önsöz ve giriş tek başına eğitim kurumuna bakış açınızı değiştirmek için yeterli) başlıyor ve eğitim ile ilgili çekilmiş 21 film üzerinden, bu filmleri inceleyerek, son yüz yüz elli yıldır devlet tekelinde olan modern eğitim sistemini eleştirel bir dille ele alıyor. Bu filmler şunlar:
Detachment/Kopma
Half Helson
Bang Bang You’re Dead/Bang Bang Sen Öldün
The Education Of Little Tree/Küçük Ağac’ın Eğitimi
Captan Fantastic/Kaptan Fantastik
Dangereus Mind’s/Sakıncalı Düşler
Entre Les Murs/Duvarlar Arasında
Texte Raş/Karatahta
Blackbord Jungle/Karatahta Ormanı
To Sir, With Love/Sevgili Öğretmenim
Die Welle/Dalga
İki Dil Bir Bavul
Mr. Holland’s Opus/Sevgili Öğretmenim
Freedom Writers/Özgürlük Yazarları
Waiting For Suprman/Süpermen’i Beklerken
The Emperor’s Club/İmparatorlar Kulübü
The First Grader/Birinci Sınıf
Jagten/Av – Onur Savaşı
The Great Debaters/Muhteşem Münazaracılar
Monsieur Lazhar/Canım Öğretmenim
Kitap bize devletlerin tekelleşen eğitim sistemini devletin ideolojisini empoze etmekte bir araç olarak kullanıldığını ve bunu yaparken eğitim vermek konusunda ne kadar beceriksiz olduğunu gösteriyor. Benim açımdan bu kitap ve üniversitede okuduğum sosyoloji bölümü "Okula" olan bakış açımı değiştirdi. Ben kendimi bildim bileli okullarda verilen eğitimin ve öğretimin kalitesinin yükselmesi gerektiğini düşünüyordum. Fakat bu kitap ve sosyoloji sayesinde eğitim ve öğretimin okulda verilmesi gerektiği düşüncesinin bir zorunluluk olmadığını öğrendim. Eğitim ile ilgilenen veya ilgilenmeyen kim varsa bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden bu kitabı hakkında üçüncü defa gönderi oluşturuyorum. Kuvvetle muhtemel birçok defa daha oluşturacağım. Çünkü okunması gereken bir kitap.