Nightcrawler, izledikten sonra üzerine düşündüren filmlerden biri. Özellikle medya etiği, hırs ve başarı takıntısı üzerine söyledikleri oldukça güçlü. Jake Gyllenhaal ise filmi sırtlayan isim Lou Bloom karakterini müthiş bir şekilde inandırıcı canlandırıyor. Buna karşılık filmin kusursuz olduğunu düşünmüyorum. Lou Bloom’un…devamıNightcrawler, izledikten sonra üzerine düşündüren filmlerden biri. Özellikle medya etiği, hırs ve başarı takıntısı üzerine söyledikleri oldukça güçlü. Jake Gyllenhaal ise filmi sırtlayan isim Lou Bloom karakterini müthiş bir şekilde inandırıcı canlandırıyor.
Buna karşılık filmin kusursuz olduğunu düşünmüyorum. Lou Bloom’un bazı konularda neredeyse hiç zorlanmadan başarılı olması yer yer gerçekçilik hissini zayıflatıyor. Yan karakterlerin çoğu da yeterince derinleşmiyor hikâye tamamen Lou’nun etrafında dönüyor.
7/10
Incendies, savaşın yalnızca şehirleri değil, insan kimliğini ve aile bağlarını da nasıl yok ettiğini anlatan son derece sarsıcı bir film. Listenizde yer vermelisiniz…
İnsanın baskı altındayken kimliği ne kadar akışkan olabilir? Gabor Holtai’nin Ev Gibi Hissettiriyor filmi bu soruyla sürekli zihninizi kurcalayacak.Tavsiye ederim
Spoiler içeriyor
Ağaçlarla dost olmayı ve günlük rutinlerin değerini hatırlatan bir film… Wim Wenders belgesel tadında harika bir iş çıkarmış Kōji Yakusho’nun oyunculuğu da tek kelimeyle muhteşem. İzlemenizi öneririm.
Spoiler içeriyor
"herkes bir gün ölecek firdevs. sen de, ben de.önemli olan ölene kadar nasıl yaşayacağımız." "nasıl yaşayacağız? yaşam çok zor." "yaşamdan daha sert olmalısın firdevs. yaşam çok sert. gerçekten Tüm Firdevs’ler için….Okumalısınız
Spoiler içeriyor
Welldon’un dili oldukça yoğun ve akademik; okuyucuya kolay bir okuma vadetmiyor. Ancak sayfalar ilerledikçe kadınlığa, kadının toplumdaki konumuna ve erkeğin gözünde idealize edilen kadın figürüne dair derin bir farkındalık gelişiyor. Kitap, ironik dili ve patolojik çözümlemeleriyle rahatsız edici olduğu kadar…devamıWelldon’un dili oldukça yoğun ve akademik; okuyucuya kolay bir okuma vadetmiyor. Ancak sayfalar ilerledikçe kadınlığa, kadının toplumdaki konumuna ve erkeğin gözünde idealize edilen kadın figürüne dair derin bir farkındalık gelişiyor. Kitap, ironik dili ve patolojik çözümlemeleriyle rahatsız edici olduğu kadar sarsıcı ve öğretici bir deneyim sunuyor. Bu nedenle ‘Anne Melek mi, Yosma mı?’, sindire sindire okunması gereken, zihni zorlayan ama düşünsel açıdan zenginleştiren bir eser niteliğinde
Spoiler içeriyor
Domuzluğun Alegorisi: Marie Darrieussecq’den Kadın Bedenine Bir Başkaldırı Kadın bedeniyle, toplumla ve kimlikle sert bir hesaplaşma. Marie Darrieussecq’in ilk romanı Dişi Domuz, sıradan bir kadının yavaş yavaş bir domuza dönüşmesini konu alır. Ancak bu dönüşüm fiziksel değil; toplumun kadın bedenine…devamıDomuzluğun Alegorisi: Marie Darrieussecq’den Kadın Bedenine Bir Başkaldırı
Kadın bedeniyle, toplumla ve kimlikle sert bir hesaplaşma.
Marie Darrieussecq’in ilk romanı Dişi Domuz, sıradan bir kadının yavaş yavaş bir domuza dönüşmesini konu alır. Ancak bu dönüşüm fiziksel değil; toplumun kadın bedenine yüklediği anlamların grotesk bir alegorisidir.
Roman, kadınların nasıl nesneleştirildiğini, nasıl güzellik ve cinsellik arasında sıkıştığını sorgularken; sınıf ve patriyarka’da sert bir eleştiridir
Kafka’yı anımsatan bu çarpıcı metin, edebiyatta çirkin olanı yazılabilir kılar. Darrieussecq, güzellik dayatmasına maruz kalan kadınların hayvani olanla nasıl eşleştirildiğini gösterirken, okuyucusunu rahatsız etmeyi de göze alır.