Neden bu kitap okuyan herkesi çok etkilemişken ben etkilenmedim acaba :/ Beklentimin çok çok altında kaldı. Son Ada, Serenad ve Huzursuzluk kitapları beni daha çok etkilemişti. Duygularla, insanlarla ilgili anlatılanlar güzeldi. Katilin kim olduğunu çoktan tahmin etmiştim, hikayeyi anlatanın da…devamıNeden bu kitap okuyan herkesi çok etkilemişken ben etkilenmedim acaba :/
Beklentimin çok çok altında kaldı. Son Ada, Serenad ve Huzursuzluk kitapları beni daha çok etkilemişti.
Duygularla, insanlarla ilgili anlatılanlar güzeldi. Katilin kim olduğunu çoktan tahmin etmiştim, hikayeyi anlatanın da aslında kim olduğunu yine tahmin etmiştim. Hiçbir şeye şaşırmadım o yüzden sonuna gelince.
Bu hikayede tek yanan Ali olmuş bence.
Bilmiyorum ya. Üstüne söylenebilecek pek fazla şey yok. Beğendiğim birkaç alıntıyı bırakıp gideyim ben en iyisi.
➡️ "İnsanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeşitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, gövdeden akan kanın, can denilen şeyi çekip almasını, dolayısıyla o kişinin 'ölmüş' olmasını bir türlü kavrayamadığımızı düşünüyorum. Hayvanlar ölümü anlıyor ama insanlar anlayamıyor. Can denen şey, her türlü yaralanmaya, berelenmeye açık haldeki insan bedeninden bir saniyede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklını kaçıracak kadar sarsılıyorlar. 'Tanrım, daha bir iki saat önce canlıydı, nasıl da kahkahalar atıyordu, şimdi nasıl yok olabilir' diye tekrarlayıp duruyorlar. İnsanın algılama gücünü zorlayan bir durum bu. Hayatımıza, varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla bağdaşmıyor. Sahiden her şey saçma mı, hayatın hiçbir anlamı yok mu? Bence öyle! Yok, hiçbir şey yok. İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü hiçlik zor geliyor."
➡️ "Başlangıçta psikolojiden, felsefeden, bilimden medet ummuş ama onlarda aradığımı bulamamıştım. Sinema da çok yüzeysel geliyor, bana ihtiyacım olan eğitimi sağlamıyordu. Bunun üzerine anladım ki insan soyunun duygularını anlatan, psikolojik derinliklerine inebilen tek bir birikim vardır: o da edebiyat."
➡️ "Mesela gazete size yardımcı olan müdürün, nereye kadar meslek aşkıyla, nereye kadar güzel bir kızı elde etme arzusuyla bu desteği sağladığını biliyor musunuz?
Ne demek istediğimi tam olarak anlamaya çalıştığı belliydi bakışlarından.
Bırakın yabancıları annenizin bile neyi nereye kadar söylediğini bilemezsiniz. Kimse kimseyi bilemez. Çünkü herkesin anlattıklarının bir kısmı kurgudur, kiminde daha az, kiminde daha çok.
Şaşkınca 'Bunun için mi bu kadar çok kitap okuyorsunuz?' diye sordu.
Evet. İnanın bana, hayatın tek gerçek yanı kurgudur yani hikayelerde anlatılanlardır.
'Mühendislerin böyle düşündüğünü bilmezdim' dedi. 'Benim babam sadece bilime inanır, romanlara da birilerinin kafasından çıkmış uydurmalar gözüyle bakar, hiç okumaz.'
Güldüm, babası gibi çok insan tanıdığımı söyledim ama fena halde yanılıyorlardı. Bilim edebiyata yetişemezdi, hiçbir zaman yetişememişti ki zaten. Bakın diye devam ettim, size kanıtlayayım söylediklerimi: Yunan trajedilerini biliyorsunuz değil mi? Milattan önce yazılmış oyunlar ama hâlâ geçerli. Bugün bile Oidipus kompleksi falan diyoruz. Peki, onlar yazıldığı zaman bilim neredeydi? Dünyanın düz olduğuna inanılan, mikropların bilinmediği, ilkel bir emekleme çağında değil miydi? O zaman hangisi gerçek? Bugüne ışık tutan, ölmeyen ve hiç ölmeyecek olan hikayeler mi, yoksa ilkel bilim mi?"
➡️ "Bu kadar derinden aşık olmayan insanlar kendilerini kıskançlığa kaptırır; sevdiğinin, bir başka bedenden zevk almasını istemez ama bu, aşk ile sahip olmanın birbirine karışmış halidir. Sahip, sevdiği insan mutlu olacaksa bile bunu bir başkasıyla yapmasını istemez. Hatta bu durumda sevdiğinin ölmesini tercih eder. Ama bir de aşkın en yüksek noktası var. Nedir o biliyor musun? Kıskanmayı bile unutmak. Onu mutlu eden her şeyi ve herkesi sevmek. O noktada sahiplenmek biter, saf aşk kalır."
➡️ "Sokrates'e mi güldünüz yani?
Hayır, onun sözlerine. Sokakta birisi Sokrates'e hakaret etmiş, bir de tekme atmış. Sokrates hiç aldırmadan yürüyüp gitmiş. Durumu görenler niye bir tepki göstermediğini sormuşlar. O da 'Bir eşek beni ısırsa onu dava mı etmeliyim sizce?' demiş."
➡️ "Evde biri mi var?
Evet, var.
Eee? İlginç, kimmiş bu?
Bir kız. İstanbul'dan gelen bir gazeteci.
Hepsinin bu kadar olduğuna emin misin? Yani bu kıza bir ilgi duymuyor musun? Burada kalması hoşuna gitmiyor mu? Sadece mecburiyetten mi katlanıyorsun bu duruma?
Evet. Bence öyle. Hem çok yaş farkı var aramızda. Böyle şeyler aklıma bile gelmedi.
Bildiğim kadarıyla sen yalnızlığını kolay kolay bozmazsın. Kimsenin hayatına karışmasını istemezsin. Oysa bu kızın varlığından rahatsız olmuş gibi bir halin yok. Sanıyorum kızın burada mümkün olduğu kadar uzun kalması için her şeyi yapıyorsun.
Ne gibi şeyler mesela?
Ona ilginç hikayeler anlatmak gibi. Belki benim de hikayemi anlatıyorsundur. Çünkü senin anlatma merakını bilirim. Kızın başını döndürmek istiyorsun bence. Sana hayran olmasını istiyorsun. Hep sürprizlerle karşılaşmasını, seni, dünyada tanıdığı herkesten daha ilginç bulmasını falan arzu ediyorsun."
➡️ "Zenginlik insana ait bir özellik değil. Para insanın doğal bir parçası değil; kaybolabilir, çalınabilir,soyut bir kavram, birtakım sıfırlar... Zaten hayatta anlamlı olan değerler parayla sahip olunamayanlar. Kitap, çalışacak insan, eşya alabilirsin; ama bunlar bilginin, dostluğun, paylaşma duygusunun yerini tutamaz. Oysa zengin aptallar paranın çok önemli olduğunu sanıyorlar.
Peki sizin ayrıcalığınız ne?
Çok basit. Okumak, sadece okumak. Okuyan insan dünyanın aklına yaslar sırtını. O zenginlerin arkadaşları birkaç finansçı, üç beş holding yöneticisi. Üstelik içtenlikten her zaman şüphe duyulan ilişkiler içindeler. Oysa benim dostlarım dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve en yaratıcı insanları: Aristoteles, Platon, İbn Rüşd, Faulkner, Homeros, Nietzsche, İbn Haldun... Bunları hangi maddiyatla bir tutabilirsin?"
➡️ "Fazla bilmek mutsuzluk getiriyor. Ne mutlu cehaletin koruyucu rahmi içinde bir cenin gibi büzülüp yatanlara."