Ve ben sana döndüm, Mağrur akşam yıldızı. Senin ışığın daha değerlidir benim için. Çünkü yüreğime mutluluk verir Göklerdeki gururun geceleri, Ve daha çok beğenirim O alçaktaki daha soğuk ışıktan Senin uzaktaki ateşini. Edgar Allan Poe ✍🏼 🌇
🌼Final bölümünün son sahnesinin etkisi altında olarak yazıyorum bu yazıyı. Hemen bitmesin diye uzun zamanlara yayarak izlemiştim ve daha taze bitirdim. Biraz yorumlara baktım herkes güzel anlatmıştı . Ben de yüzeysel olarak birkaç bir şeyden bahsedeyim bari . Bu dizinin…devamı🌼Final bölümünün son sahnesinin etkisi altında olarak yazıyorum bu yazıyı. Hemen bitmesin diye uzun zamanlara yayarak izlemiştim ve daha taze bitirdim. Biraz yorumlara baktım herkes güzel anlatmıştı . Ben de yüzeysel olarak birkaç bir şeyden bahsedeyim bari . Bu dizinin sevdiğim bir çok yönü var . Oyunculuklar , hikayesi , verdiği mesajlar , yan karakterlere de özen gösterilip değer verilmesi gibi . Ama başka bir şeyden bahsedecek olursam o da karakterlerin gerçekçiliği olur . Gerçekçilikten kastım: acıları, günahları, zayıf yönleri ve duygularıyla insanı anlatan bir yönü olması. Derinliği olmayan , karmaşıklığını hissedemediğimiz karakterlerin gerçek hissettirmesi bence olanaksız. Bu dizide karakterler üzerinden güzellemeler yapılmadan oldukları halleriyle sunulması , yanlışlarında pişmanlıklarını hissedip , iyiliklerinde sevinçlerini yaşamamız bence çok güzel .
🌼 İşlenen her ilişki özel ve güzel olsada , en çok Selim Savcı ve Akgün'ün arasındaki bağ içime dokundu . Hep alıştık baba oğul , karı koca , abla kardeş ilişkileri izlemeye . Ama bu çok başkaydı . Kan bağları bile olmayan iki yetişkin insanın , ve bulundukları konumlar da değerlendirilirse , böyle sağlam bir bağ kurabilmeleri o kadar güzel ki . Tam baba oğul gibi oldular bile diyemiyorum . Yaşadıkları hayatlardan , sevdikleri kadınlara kadar onları birbirlerine bağlayan bir şey vardı gerçekten . Bu ilişkiyi izlemek hem eğlenceli hem de hüzünlüydü . Soner ayrı bir olaydı bence , keşke onun hikayesini geçmişini daha fazla öğrenebilseydik . Babası ve abisi arasında savrulmuş istismar edilmiş bir hayat . Kaybedilmiş bir çocukluk , iyi olmaya duyulan istek ama hak etmediğini düşündürtecek bir inançsızlık. Mesela Emel , ilk sezon çok gıcık bir karakter olarak işlenmişti . Hak verdiğimiz yerler oldu , ama en çok o talihsiz olaydan sonra ikinci sezonda sevdim Emel’i . Ve Selim gibi biri olduğunu fark ettim . Duvarları olan , sert , iyi ve sağlam bir karakter . Her şeyden önce Canan Kara kadar güzel ve iyi bir anne . Karakterlerle bağ kurduk , Selim Savcı'nın idealistliğine ayrı , onu canlandıran Ali Atay'ın oyunculuğuna ayrı hayran olduk . Alperen Duymaz zaten başka bir olay . Oyunculuğunu hep beğenirdim .Son Yaz’ın müzikleri de ayrı güzeldi. Kalbimde güzel bir yer edindi bu dizi. Canan Kara, izleyen herkesi mahvettin ya söylemeden edemedim yani . Kimse unutamayacak o malum repliği 😓
Anahtar saksının altında ...🥀
Selametle 🌼
🦇''Benim inandığım şeye göre insanı öldürmeyen şey tuhaflaştırır.'' ”Onlardan biriymiş gibi konuşma. Çünkü değilsin! Her ne kadar olmak istesen de… Onlara göre sen de benim gibi bir ucubesin! Şu an sana ihtiyaçları var, peki ya olmadıklarında? Seni de dışlayacaklar. Onların…devamı🦇''Benim inandığım şeye göre insanı öldürmeyen şey tuhaflaştırır.''
”Onlardan biriymiş gibi konuşma. Çünkü değilsin! Her ne kadar olmak istesen de… Onlara göre sen de benim gibi bir ucubesin! Şu an sana ihtiyaçları var, peki ya olmadıklarında? Seni de dışlayacaklar. Onların ahlakı, yasaları… kötü bir espri gibi. İlk sorun belirtisinde defedildin. Onlar dünyanın izin verdiği kadar iyiler, sana göstereceğim. İşler yolunda gitmediğinde bu medeni insanlar birbirlerini yemeye başlar. Yani ben canavar değilim, sadece yılanın başıyım.”
🌑
🦇“İnsanların umursamazlıklarından çıkabilmeleri için etkileyici örneklere ihtiyaçları vardır. Etten kemikten bir insan olan Bruce Wayne olarak bunu yapabilmem mümkün değil. Göz ardı edilebilirim, yok edilebilirim. Ama bir sembol olursam, asla çürütülemem, ebedi olabilirim.” 🦇“Senin merhamet duygun, düşmanlarında bulunmayacak olan bir…devamı🦇“İnsanların umursamazlıklarından çıkabilmeleri için etkileyici örneklere ihtiyaçları vardır. Etten kemikten bir insan olan Bruce Wayne olarak bunu yapabilmem mümkün değil. Göz ardı edilebilirim, yok edilebilirim. Ama bir sembol olursam, asla çürütülemem, ebedi olabilirim.”
🦇“Senin merhamet duygun, düşmanlarında bulunmayacak olan bir zaaftır.
– İşte bu yüzden çok önemli. Bu bizi onlardan ayırır.”
🌑
🍂 Karaktere hem kızdım, hem sevdim , hem acıdım hem de nefret duydum. Tıpkı onun Liza'ya karşı duyduğu çelişkili hisleri ve sergilediği tavırları gibi . Okuldaki arkadaşlarıyla arasında geçen olaylar beni aşırı tilt etti. Bu gereksiz insanların gereksiz olduğunu bilmesine…devamı🍂 Karaktere hem kızdım, hem sevdim , hem acıdım hem de nefret duydum. Tıpkı onun Liza'ya karşı duyduğu çelişkili hisleri ve sergilediği tavırları gibi . Okuldaki arkadaşlarıyla arasında geçen olaylar beni aşırı tilt etti. Bu gereksiz insanların gereksiz olduğunu bilmesine ve nefretini , onlara karşı beslediği olumsuz duygularını dile getirmesine rağmen . Onlara devamlı kendini , başarısını bu hayatta ortaya bir şeyler koyabildiğini ve iyi durumda olduğunu kanıtlama çabası beni oldukça rahatsız etti . Bütün bu boş işlerin hayatın içinden olması da cabası . Elbet bir çok insan böyle gereksiz bir şekilde kendini kanıtlama çabası içerisinde bulunmuştur. Ve bunu hayatın içinde fark edince ne kadar kötüyse , tuhaf bir şekilde okurken daha kötüydü. İnsanın düştüğü bu aciz durumu bir mantaliteye uydurması ve kararlılıkla savunarak çabasını sürdürmesi , hem kendini kanıtlamaya çalıştığı kişi için hak edilmez bir durum hem de kendisi için felaket bir seviyede anlamsız , küçük düşürücü bir durumdur. İnsanın kendinde inşa ettiği değer , başarı , kişilik gibi kavramlar asla başkasına kanıtlama zorunluluğunun olmadığı adı üstünde kendine ait olan şeylerdir . Bu baskılanmış genel toplumun , inatla insanı belli kalıplar içine sokup , evire çevire sanki bir eşyaymış gibi durumunu incelemesi ve haklı haksız ya da hadsiz yermesi , hazin bomboş ve sağlıksız bir durumdur. Böyle bir durumda kalmamak için, herhangi bir şeyde kendimi kanıtlama isteğine yakalanırsam hemen silkinip kendime gelir ve hiç kimseye bir şey kanıtlamak zorunda olmadığımı kendime hatırlatırım . Dediğim gibi bu çok acizce , ve karşıdaki kişinin asla hak etmediği yersiz bir çaba ve tutumdur. İnsan yapacağı şeyleri kendi isteği doğrultusunda yapmalı , başkalarının anlam ifade etmeyen fikirleriyle hareket etmemelidir. Dostoyevskı'nin bu karakter çözümlemesi ustaca ve tüm gerçekliğiyle kaleme alınmış. O yüzden bu kitap benim için mükemmel sayılabilecek bir kitap . İlk kısımlardan sonra benim için akıcılaştığı da aşikar . Daha heyecanlı ve durmaksızın sıkılmadan okudum . Ama kitabın ve karakterin ustaca yazılmış olduğu ve hayatın içindeki bu hakikatlerin yüzüme tokat gibi vurduğu , okurken beni buhranlara sürüklediği gerçeğini geçersek karakter hakkında kendi görüşlerimi dile getirmek isterim . Bu karakterin içinde bulunduğu zafiyet ve aciziyet durumunun beni zerre ırgalamadığını belirteyim öncelikle. Her ne kadar empati kurabilsem , ona olan bazı benzerliklerimi fark etsem bile tutumunu ve tavrını hiç doğru bulmuyorum . Çünkü bence asıl zayıflık , zayıf hissetmesinden kaynaklı karanlık düşüncelerle sergilediği tutumu ve uzaklaştığı ahlak ilkeleridir. İnsan kendini dünyanın en işe yaramaz insanı bile hissetse , etrafındaki tüm insanlar onu aşağılasa bile bu doğru olacak değildir . Ya da böyle hissetmek bence utanılacak ya da ayıplanacak bir şey olmamalıdır. Çünkü zayıflık insana aittir . Zayıflığa sahip olduğunu bilme farkındalığı kişiyi tevazu sahibi yapar . Kimi zaman insana insan olduğunu hatırlatıp kendine fazla yüklenmemesini , kimi zaman da kibirlenmemek gerektiğini hatırlatıp haddini bildirir. Sonuç itibariyle karaktere karşı bazı yerlerde hissettiğim sevgi duygusu çürümüş ve yerine sadece acıma nefret duygularını bırakmıştır . Liza’nın, mutluluğu ondan daha çok hak ettiğini düşünüyor, ve en çok Liza’nın haline üzülüyorum . Eminim ki Liza , içinde bulunduğu durumla bile ana karakterden daha onurludur. Belki de karakterle benzeşen yönlerime öfke duyuyorumdur . Ama mühim değil , insanın kendinin farkında olması ve yanlışlarına öfke duyabiliyor olması erdemli bir davranıştır . Umuyorum ki bizim , kendimize karşı duyduğumuz öfkelerimiz , ana karakterin kendine karşı duyduğu öfkeler sonucunda üstünlük duygusuyla yaptığı , hissettikleriyle çelişen davranışlar gibi içi boş olmayacaktır .
Yinede , yeraltı adamına içinde bulunduğu bu keşmekeş , tekdüzelik ve yalnızlıktan ötürü saygı duyuyorum. Çünkü belki bir kerecik saygı duyulması, onu karanlık düşüncelerinden arındırır , yaşamak için sivrilttiği dişlerini kütleştirir.
“bana kuduz bir toplum çok yerimden yeltenmiştir
çocuk yaşta vazgeçtim insana aşılanmaktan
ben seni ısırırsam bil ki af dileyeceğim
sen benim dişlerime çok aldırma ne olur
ben onları bu yaşlara gelmek için sivrilttim”
Alper Gencer ✍🏼
🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂
“Siz şimdi için için gülecek, hatta belki de: “Tokat yemeyenler anlamaz!” diye ekleyeceksiniz. Bunu derken , kibar bir biçimde, tokat yediysem benim de bu işte tecrübeli olduğumu hatırlatmak isteyeceksiniz.”
“Kafasına takılan kuruntuları büyüttükçe büyütür ve bunlara eklemeler yaparak bağışlamayı da aklına hiç getirmez.”
“Bu kişiler yeri geldiğinde öküz gibi böğürerek boğazlarını yırtar dururlar. Bu durum da onları üst konuma getirir.”
“Aldatmaca, yüz boyama ve el çabukluğundan oluşmuş bir dünya yarattığınızı bile bile; kime , neden öfkelendiğinizi bilmeden , tüm bu aldatmacalar ve keşmekeş arasında içiniz sızlar. Bilmedikleriniz arttıkça da iç sızınız çoğalır.”
🚨Tek mekanda geçen ve Jake Gyllenhaal oyunculuğuyla devleşen bir film . Her duyguyu hissedebilmemiz oyunculuk sayesinde olan bir şey. Ve tek mekanda geçen bir filmi sıkılmadan izletmek büyük sorumluluk. Ben filmi gayet beğendim izlemeyenlere öneririm.
Spoiler içeriyor
📖 Kitabı önce kapağından, sonra da üzerinde yazan “Makinenin içindeki bir hayalettim” alıntısından etkilenip , sonra da tabi ki arkasını okuyarak almaya karar vermiştim . Öncelikle kitabın konu olarak ilgi çekici olması , ve Lia’nın başına gelenlerden sonraki ilk bölümler…devamı📖 Kitabı önce kapağından, sonra da üzerinde yazan “Makinenin içindeki bir hayalettim” alıntısından etkilenip , sonra da tabi ki arkasını okuyarak almaya karar vermiştim . Öncelikle kitabın konu olarak ilgi çekici olması , ve Lia’nın başına gelenlerden sonraki ilk bölümler , o yaşam sancıları, bütün olayların bir gencin gözünden anlatılma dili gibi şeyler bence başarılıydı . Yazarın oluşturduğu gelecek modelinin genel olarak pek uçuk olmadığı ve bazı yerler hariç, olması muhtemel şeyleri okumanın beni rahatsız ettiğini söyleyebilirim . Şu an aklıma gelen şey mesela estetik konusuydu. Artık herkesin doğduğu andan itibaren resmen bütün bedeninin , oluşmuş güzellik algılarına göre yapılması ve doğal olan hiç kimsenin kalmayışı . Kalan varsa ona ucube gözüyle bakılması . Sadece güzellik meselesi de değil . Doğacak çocuğun cinsiyetinden tut genetiğindeki hastalıkları çıkartmaya kadar karar verilebilen bir devir . Hastalık yönünden iyi olsa bile , insana dair geri kalan her şeyin yapaylaşması ve doğal olanın normal sayılmaması biraz korkutucu . Özellikle estetik operasyonların çok arttığı bu dönemde , ileriki yıllarda doğal insanların sayısının azalacağı kanaatindeyim. Ve tabi bu beni hiç ilgilendirmez . Fakat buradaki asıl meselenin ne olduğu belli. Her neyse , kitaptaki bu fikir bana uçuk bir fikir olarak görünmedi. Ama doğal olanların dışlanacağı ve diğer fikirler için pek bir şey diyemiyorum . Kitaptan şu bölümü örnek göstermek istiyorum;
“Alayla güldü ve ilk defa , babasına benzeyen bir şey yaptı.“Kimse bir oğul falan istemedi.”
“Anlamıyorum.” Bugünlerde herkes istediğine sahip oluyordu , hatta krediniz çok az olsa bile.Görünüş , yetenek , kişilik , bunlar çok daha pahalıydı, ama cinsiyet sıradandı. Kız için bir numaralı kutucuğu, erkek için iki numaralı kutucuğu işaretle ve bu kadar . Konu kapandı.
“Annem...” Auden oturduğu yerde kıvrandı.“Annem biraz eski kafalıydı,”dedi Auden.“O... genetik taramanın Tanrı'nın işine karışmak olduğunu düşünmüş.”Duraksadı, tepki vermemi bekliyordu .İlk defa yüz ifademi boş tutabildiğime memnun oldum . Çünkü nasıl bir deli gen-tek’e inanmazdı ki?
“Yani , temel şeyleri yapmalarına izin vermiş,”dedi çabucak. “Hastalıkları , mutasyonları, bütün o şeyleri çıkarttırmış , ama diğer şeyler...”
“Sen doğal mısın ?” diye sordum inanamayarak . Belki şaşırmamalıydım. Auden kaçınılması gereken başka bir ucubeyken , kimse onun gibi bir çocuğu seçmezmiş gibi göründüğü zamanlarda , ben de birkaç defa merak etmiştim.Tüm bunlar kemerli burnunu , hafiften toplu vücudunu ve kalanını açıklardı.Ama hala inanması zordu .Bizimki gibi aileler öyle şeyler yapmazdı.”
🤖 Gelelim asıl meseleye .“ İnsan görünümlü makinelerin çağı.” Diye geçiyor kitabın arkasında. Bir kaza vs. sonucu ölmek üzere olan bir insanı kurtarmak için , beynini evet gerçekten beynini makineye aktarıyorlar gelişen teknolojiyle . Ölmek üzere olan kişiden geriye kalan tek şey beyni oluyor. Bedeni baştan aşağı makine , yemek yiyemiyor su içemiyor bunlara ihtiyacı zaten yok. Sentetik derisi kendi kendini temizleyebiliyor o yüzden yıkanmaya ihtiyacı yok. Robot işte , insan görünümünde bir robot . Ama bir makine sayılsa bile bir şekilde acı hissedebilen bu makine insanlar , bir şekilde hala üzülebildikleri ve duyguları hissedebildikleri için bence hala insanlar . Başına bu durum gelen karakterimiz , sanki bütün hayatı , bedeni her şeyi değişmemiş gibi , insan mıyım değil miyim diye sorgulamaları yokmuş gibi bir de ölmesin diye kendisinin bu hale getirilmesini isteyen ailesinin korkunç düşünceleriyle karşılaşıyor . Sanki kendini sorgulamaları ona yetmezmiş gibi . Özellikle Lia Kahn yani ana karakterimizin , kız kardeşi Zoe karakterine aşırı sinir oldum . Hiç savunulabilecek bir tarafı yok ama her neyse . Kitabın konusu ilgimi çektiğinden , ilk önce acaba daha farklı bir şekilde yazılabilir miydi diye düşünmüştüm . Fakat genç bir kızın başına böyle bir şey gelse , teknoloji böyle ilerlemiş olsa falan muhtemelen zaten bu tarz bir ergen hikayesi yaşanırdı . İşte dışlanmalar , pislik bir erkek arkadaş , ne istediğini bilmeyen ve işleri daha da zora sokan bir aile . Bu zamana kadar her şeyin ayrımcılığını ırkçılığını yapmış olan provokatör bir toplum . Sadede gelecek olursam , genel hatlarıyla ergen hikayesi olması canımı sıksada genel konunun güzel olması , akıcılığı ve ilk bölümlerin güzel yazılmış olmasından dolayı beğendiğimi söyleyebilirim . Üç kitaplık bir serinin ilk kitabıydı bu kitap . Yarım bırakmayı sevmediğimden ve Lia’ya neler olacağını merak ettiğimden , diğer kitapları da okumak istiyorum .
🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖🤖
“Kendimi hiç bu kadar boş hissetmemiştim. Hepsini geri istiyordum. İhtiyacım vardı. O karanlığın ve ışığın dünyasında, korktuğum yerde yaşamak istedim.Öfkeliydim. Mutluydum. Oradayken yaşıyordum ve geri dönmek istedim. Kalmak istedim.”
“Suya daldım , bileklerime , baldırlarıma, belime çarpan akıntıya karşı dengemi korumak için savaştım. Islak , diye bilgilendirdi beynim. Soğuk. Ve nehir yatağı, çamurluydu. Taşlıydı. Keskindi. Isı değişimi , doku hissi, önemli değildi. Henüz. Ama kenara yaklaşırken biliyordum, su üzerimden geçerken hisler akıyordu ve bu kaosta benimle dünya arasındaki mesafe yok olacaktı.
Bunu adrenalin sevdası için yapıyor değildim. Ya da korku, acı, hatta zevk için bile değildi. Kimseye bir şey kanıtlamaya çalışmıyordum, kendime bile. Mesele o değildi.
Bu Zo , babam , Walker ve hepsiyle — dönüştüğüm şey için benden nefret eden herkesle ilgiliydi. Sadece benden nefret ettiklerini biliyordum. Kız kardeşimin var olduğuma inanmadığını ve gitmemi istediğini biliyordum. Babam ölü olmamı diliyordu, dua ediyordu. Belki ölseydim hepsi için daha kolay olurdu.
Ne kötü.
Hayattaydım. Kendi eşsiz , mekanik yolumla belki. Ama hayattayım. Ve bilinmeyen bir gelecek boyunca öyle kalacaktım. Onlar yaşlanacak , ölecekti. Ben yaşayacaktım.”
“Neden farklı olduğumuza inanmak senin için bu kadar önemli? Mekalar ve orglar?” dedim. “Neden onlardan nefret etmemi istiyorsun?”
“Onlardan nefret eden biz değiliz ,Lia. Onlar bizden nefret ediyor.”
“Biz makineyiz,”dedi Jude.“Değişmeyiz.Kusursuzuz— ve o kusursuzluk bizim tek kusurumuz.Onlar yaşlanıyor, hastalanıyor, yaralanıyor, her zaman bir şey var. Çürüyorlar. Biz aynı kalırız. Zamanda sürükleniriz, onlar boğulur. Zaman sınırları var , bizim yok. Affedemedikleri tek şey o.”
“Temiz yürekli bir kimsenin , geceleyin ciğeri yana yana 'Yarabbi!' demesinden korkmaz mısın?” “Ben tıpkı dışı nurlar içindeyken içini yanmış gördüğün Sadi gibiyim!” “Eğer mertsen mertliğinden bahsetme . Sen, kendini iyilerden saydıkça kötü olursun. Çünkü Allah yoluna gurur sığmaz.” “Acaba…devamı“Temiz yürekli bir kimsenin , geceleyin ciğeri yana yana 'Yarabbi!' demesinden korkmaz mısın?”
“Ben tıpkı dışı nurlar içindeyken içini yanmış gördüğün Sadi gibiyim!”
“Eğer mertsen mertliğinden bahsetme . Sen, kendini iyilerden saydıkça kötü olursun. Çünkü Allah yoluna gurur sığmaz.”
“Acaba kâinatı nakışlarıyla süsleyen Mevla’nın nakşı , sadece bu âşıkın gönlünü yağma eden dilberden mi ibarettir? Neden yeni doğmuş bir çocuk da onun aklını başından almıyor? Allah'ın sanatını görmekte yetişkinle küçüğün ne farkı var ? Varlığın hakikati kendisine açılan kimseler , ay parçası güzellerde gördükleri sanatı , hecin develerinde de görebilir.”
“Nimetin değerini bilen akıllı kimseler , nimeti şükür çivisiyle perçinlerler.”
“İnsan alim de olsa , bilgisizlerin yanında yine cahil sayılır.”
“Bilirim ki kaldırdığım eli kendi gücümle yükseltmiyorum. Gönül ehli kimseler , ellerini kendiliklerinden kaldıramazlar. Zira ipin ucu gayb'tan çekilmektedir.”
“Gözündeki gaflet sürmesini temizle. Yarın toprağın gözüne sen sürme olacaksın!”
“Sen günahlarımıza perde çekersin , bizse o perdeyi yırtarız.”
🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷