2026'nın 31.filmi ve şimdiden favorilerinden biri🥹 Filmi çok uzun zaman önce izleme listeme ekledim ve kenarda kıyıda kaldı bende unuttum gitti. Sonra beinconnecte kaldırılacaklar arasında gördüm ve bari kaldırılmadan izleyeyim dedim ve o kadar doğru bir zaman seçmişim ki... Adam,…devamı2026'nın 31.filmi ve şimdiden favorilerinden biri🥹
Filmi çok uzun zaman önce izleme listeme ekledim ve kenarda kıyıda kaldı bende unuttum gitti. Sonra beinconnecte kaldırılacaklar arasında gördüm ve bari kaldırılmadan izleyeyim dedim ve o kadar doğru bir zaman seçmişim ki...
Adam, lise son sınıfta şizofreni tanısı konulan bir genç. Onun hayatını, kendini kabullenişini, büyümesini, bu hastalıkla nasıl başa çıktığını izliyoruz. İzliyoruz ama izlemekle yetinmiyoruz. Film o empati duygusunu çok güzel bir şekilde size hissettiriyor.
Filmi izledikçe çok sevdim, merak ettim. Yer yer sıktı ama sonuna kadar izletti,şaşırttı ve gerçekten her şey fazlasıyla yeterliydi.
Klasik konulu gençlik filmlerinin arasında gençlik hayatının yanında önemli bir konuyu güzel bir şekilde ele alıp iyi bir şekilde işlemiş bir film.
Film bitince bir boşluğa düştüm, üzerine baya düşündüm ve iyi ki izlemişim ama keşke bitmeseydi dedim.
Şimdi böyle söyleyip çok beklentileri yükseltmekte istemiyorum ama bence herkesin uygun bir zamanda göz atması gereken yapımlardan. Kesinlikle tavsiye ederim. Comfort filmlerim arasında yerini aldı✨
Sinemaya çok güzel entegre edilebilecek bir kurgunun bu denli sıradanlaştırılmasını tamamen izleyici çekme çabasına yoruyorum.Filmde,kitaptaki hiç biri duygunun emaresi yok.Kitapta bir aşk bir umut okuyorsunuz filmde izlediğiniz ise takıntıdan başkası değil.Karakterlerin duyguları,hisleri prangalanmış gibi.Kimseyi “gercekten”tanımadığımız,hissetmediğimiz bir filmde karakterler adına hüküm…devamıSinemaya çok güzel entegre edilebilecek bir kurgunun bu denli sıradanlaştırılmasını tamamen izleyici çekme çabasına yoruyorum.Filmde,kitaptaki hiç biri duygunun emaresi yok.Kitapta bir aşk bir umut okuyorsunuz filmde izlediğiniz ise takıntıdan başkası değil.Karakterlerin duyguları,hisleri prangalanmış gibi.Kimseyi “gercekten”tanımadığımız,hissetmediğimiz bir filmde karakterler adına hüküm veriyoruz.
Film konusu: Çağan Irmak'ın kendi çocukluğundan izler taşıyan "Dedemin İnsanları" (2011), mübadele döneminde Girit'ten Türkiye'ye göç eden Mehmet Bey ve ailesinin, Ege'de bir kasabada yaşadığı sıcak, duygusal ve zorlu hayatı anlatır. 10 yaşındaki Ozan'ın gözünden, 1980'lerin atmosferinde göçmenlik, kökler, aidiyet…devamıFilm konusu: Çağan Irmak'ın kendi çocukluğundan izler taşıyan "Dedemin İnsanları" (2011), mübadele döneminde Girit'ten Türkiye'ye göç eden Mehmet Bey ve ailesinin, Ege'de bir kasabada yaşadığı sıcak, duygusal ve zorlu hayatı anlatır. 10 yaşındaki Ozan'ın gözünden, 1980'lerin atmosferinde göçmenlik, kökler, aidiyet ve aile bağları işlenir.
Ege’nin tuzu karışmış rüzgarında, sadece bir ailenin değil, koca bir coğrafyanın kader çizgilerini izliyoruz. Çağan Irmak, kamerasını kendi geçmişine, dedesinin o vakur ama hüzün dolu gölgesine tutuyor. Film başladığında, sadece bir sinema perdesine değil; samimi şivelerin, çocuksu masumiyetin ve gerçeğin o çıplak dokusuna bakıyoruz
Hikayenin merkezinde, 1923 mübadelesinin Girit’ten koparıp İzmir’e savurduğu Mehmet Bey ve onun gözbebeği, torunu Ozan var. Ozan, çocukluğun o acımasız dürüstlüğü içinde, çevrelerindeki "gavur" yakıştırmalarının ağırlığı altında ezilirken, aslında kendi kimliğini ispat etme sancıları çekiyor. Bu buhran, onu en çok sevdiği kişiyle, dedesiyle karşı karşıya getiriyor. Oysa Mehmet Bey’in cevabı, zamanın ötesinden gelen bir sızı gibidir:
"Bazı şeyler hiç unutulmuyor. Doğduğun yer misal. Azıcık büyüdüğün, azıcık hatırladığın yer bile..."
Mehmet Bey, Ege’nin maviliğinde huzuru bulmuş görünse de, ruhu hâlâ Girit’in zeytinliklerinde ve mübadele fırtınasında kaybettiği küçük kardeşindedir. Her denize gidişinde sulara bıraktığı not yazılı şişeler, aslında umudun en somut halidir. Bir gün o şişelerden birinin bulunacağına ve çocukluğunun o uzak evinden bir haber getireceğine inanmak, onun hayata tutunma biçimidir.
Film, sadece bir göç hikayesi değil; Türkiye’nin 1980 askeri müdahalesiyle sarsılan toplumsal yapısının da bir aynası. Ozan’ın belediyede çalışan babasının yaşadığı zorluklar, siyasi fırtınaların küçük bir kasaba meydanına nasıl düştüğünü gösteriyor. Bir yanda köklerinden koparılanlar, diğer yanda ise ideallerinin peşinde kaybolan eşinin yasını tutan, akıl sağlığını yitirmiş ressam komşu kadın... Her biri, tarihin o devasa çarkları arasında ezilen narin ruhlar.
"Dedemin İnsanları", Ozan’ın büyüme hikayesi üzerinden bizi Türk-Yunan ilişkilerinin, siyasi dönüşümlerin ve insan ruhunun derinliklerine götürüyor. Bu film, bize tarihi kitaplardaki soğuk rakamlarla değil; gerçek hayatın içinden süzülen kesitlerle anlatıyor. Bir kasabanın dar sokaklarında yankılanan bu hikaye, aidiyetin sadece bir yere ait olmak değil, birinin kalbinde yer bulmak olduğunu bizlere fısıldıyor.
Ancak bu hikayenin en sarsıcı, ruhu en çok kanatan kesiti, Mehmet Bey’in o mağrur duruşunun son perdesidir. Çetin Tekindor’un bakışlarında cisimleşen o sonsuz keder, Mehmet Bey’i o denizde kaybettiği her şey gibi, sonunda kendi benliğini de o derinliklere bırakmaya iter. O, sadece bir beden olarak değil, tüm hatıraları, özlemleri ve yarım kalmışlığıyla denize karışır. Ve sadece o da değil. Ezgi Mola'nın o çığlığı ve o anki ölüm sessizliği (her anlamda) ...
“şöyle bir şeydi, “ne mutludur suçsuz bakirenin dostları, unutulan dünyada. dünya unuturken, lekesiz zihnin sonsuz ışığını, her dua kabul olurmuş ve her istek bırakılırmış.”🪻
▪️“Ve bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar.” ▪️“Öyle zamanlar vardır ki, insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez…” ▪️”Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun.” ▪️“İnsan sevince,” diye düşündü, “nesneler daha çok anlam kazanıyor.”…devamı▪️“Ve bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar.”
▪️“Öyle zamanlar vardır ki, insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez…”
▪️”Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun.”
▪️“İnsan sevince,” diye düşündü, “nesneler daha çok anlam kazanıyor.”
▪️“İnsan sevdiği için sever. Aşk’ın hiçbir gerekçesi yoktur.”
Kitap çok hızlı ilerliyor insanı içine çekiyor tüm duyguları derinden hissettiriyor. Türk toplumunda yaşanan bazı gerçeklikler ele alınmış. Başlarda çok sinirlendirdi sonunda ağlattı etkisinden kolay çıkamayacağım bir kitap.
En zor şeymiş gitmek. Tekrar tekrar ve tekrar gitmek. Bir süre geçer artık gitmeye korkar insan ama daha çok baştasın devam et. Tekrar. Herşeyi bıral tekrar herşey baştan. Geldiğin yoldan git sorun değil yeterki sona güzel ulaş çünkü önemli olan…devamıEn zor şeymiş gitmek. Tekrar tekrar ve tekrar gitmek. Bir süre geçer artık gitmeye korkar insan ama daha çok baştasın devam et. Tekrar. Herşeyi bıral tekrar herşey baştan. Geldiğin yoldan git sorun değil yeterki sona güzel ulaş çünkü önemli olan bitirmekte değil gittiğin yol. En zoruda o zaten bir kere geçtiğin yeri geçmemiş gibi yapamazsın. Çaresizdi bazen insan. Medet umdu başka bi çaresizden Hakk onu beklerken. Gitmek dert değil zaten. Giderken ardında bıraktığındı tüm problem. Bekleyecekse kalan her yol gitmeye değer zaten.