Nefret sevgiden daha gerçek bir duygudur bir insandan nefret ediyormuş gibi yapamazsın ama seviyormuş gibi yapıyorsun evet sende yapıyorsun yalan söyleme usta mr. Joker reisbeyy
Okullarında yabancı bir parazitten yayılan salgınla öğretmenler arasında zamanla gelişen tuhaflıklar gözlemleyen gençlerin bu olayı çözmek için bir araya geldiği The Faculty, tüm lise filmlerinin klişe karakterlerine sahip olsa da, şaşırtıcı bir şekilde bilim kurgu kısımlarında çoğu zaman anlamsız ve…devamıOkullarında yabancı bir parazitten yayılan salgınla öğretmenler arasında zamanla gelişen tuhaflıklar gözlemleyen gençlerin bu olayı çözmek için bir araya geldiği The Faculty, tüm lise filmlerinin klişe karakterlerine sahip olsa da, şaşırtıcı bir şekilde bilim kurgu kısımlarında çoğu zaman anlamsız ve bir yere oturtulamayan kısımları başarılı bir şekilde işlemiş. izlemesi de keyifliydi, puanının ve zamanının ötesinde güzel bir film olduğunu düşünüyorum.
8.5/10
Yani, güzel ama çok karışık. Seyirciyi şaşırtması güzel bir şey. Ama o kadar da karıştırmamak lazım bence. Sahne geçişleri paldır küldür oluyor arkada hep patlayan sesler var. İzlerken yoruldum anlayacağınız.
Okuduğum en komik türkçe kitap. Eskiden 8.sınıfta bir kitap sitesinde kitap alışverişi yapmak istediğimde almıştım. Acaba ismi yüzünden mi yoksa yazarın adı yada kitabın kapağının güzelliğinden mi aldım bilmiyorum. İkinci kere okududuğumda bir şey hatırlamadığım için ilk defa okumuşum gibi…devamıOkuduğum en komik türkçe kitap. Eskiden 8.sınıfta bir kitap sitesinde kitap alışverişi yapmak istediğimde almıştım. Acaba ismi yüzünden mi yoksa yazarın adı yada kitabın kapağının güzelliğinden mi aldım bilmiyorum. İkinci kere okududuğumda bir şey hatırlamadığım için ilk defa okumuşum gibi oldu. ÇOK KOMİK!! ÇOK KOMİK.
Yazar kendi adını kullanmadığı ve kendini hiç açık etmediği için o dönem şaşırmıştım. Neden kitabı kullanarak ünlü olmuyor ki? O kadar basılmış diye düşünmüştüm. Ama şuan da kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım haha.
Ordan burdan üçer beşer kadın olmayı, Türk aile yapısını ve Özellikle Ankarayı tiye alıyor.
Bir solukta okunabilir. Ankarayı pek sevmiyordum daha da soğudum lol :p
Nihayet Ahlar ağacını da okuyarak Didem madak'a ait 3 şiir kitabını da okumayı bitirdim. Şairin kelimelere hakimiyeti ve kadın hayatını anlatan şiirleri, her satırında içimde başka bir köşeye oturuyor, yıllarca da benimle yaşayacak sanırım. "Kaç metredir benim yokluğum? Benden daha…devamıNihayet Ahlar ağacını da okuyarak Didem madak'a ait 3 şiir kitabını da okumayı bitirdim. Şairin kelimelere hakimiyeti ve kadın hayatını anlatan şiirleri, her satırında içimde başka bir köşeye oturuyor, yıllarca da benimle yaşayacak sanırım.
"Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım."
"Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının Tanrım,
Ulaşılamazdı
Sen sarılmak istesen ona,
O sana sarılamazdı.
Ne çok dikenin vardı Tanrım!
Ne çok isterdim,
Sana sarılamazdım."
"Sevinmek nedense hep yedi yaşında."
"Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta."
"Ya siz,
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı
Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?"
"Annem çok sevinmelerin kadınıydı.
Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına."
"Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!"
"Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım..."
"Benim bir köyüm olmadı.
Hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana
Pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı."
"Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında
Ulumak gibi ağlıyorum
Köpekler koşuyor sağımda solumda
Tanrım!
Diyorum sadece
Başka bir şey diyemiyorum zaten o an.
lyi niyetli ve sevimli bir kızdan kalanlar
Sallanıyor durmadan boş salıncaklarda
"Üzgünüm" diyor,
Bir mutluluk şiiri yazamam bu saatten sonra!"
"Neden her aşk
Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka."
"Ömrüm geçti bir çiçeğe benzemekle
Hangi hayat süslendi senin için bu kadar.
Su getirirdim perilerine küçücük avuçlarımla
Beni anla."
9.5/10
Film konusu: Muazzam güzel hava görüntüleri ve kamera karşısında anlatılan insan hikayelerinden oluşuyor. Human, iki yılı aşkın bir sürede, 60'ın üstünde farklı ülkeden, 2020 kişiyle yapılmış röportajların bir bütünü. GÜLÜMSEMEK HER DİLDE AYNIDIR :) Öyle bir belgesel ki bu; kendini…devamıFilm konusu: Muazzam güzel hava görüntüleri ve kamera karşısında anlatılan insan hikayelerinden oluşuyor. Human, iki yılı aşkın bir sürede, 60'ın üstünde farklı ülkeden, 2020 kişiyle yapılmış röportajların bir bütünü.
GÜLÜMSEMEK HER DİLDE AYNIDIR :)
Öyle bir belgesel ki bu; kendini inşa etmek, zihnindeki prangaları kırmak isteyen her ruhun dalarak izlemesi gereken bir "insan panoraması." Onu diğerlerinden ayıran en büyük fark; dinlerin, dillerin, ırkların ve cinsiyetlerin ötesinde, tam 2020 farklı kalbin bir kameranın merceğine dürüstçe dökülmesi. Karşımızda sadece yüzler yok; yaşanan acılar, süzülen deneyimler ve insanın insana bakışını kökten değiştirecek bir hakikat aynası var. Anlatılan her hikâyede, o insanların gözlerindeki derin kederi ama aynı zamanda dimdik duran o vakur ruhu görebiliyorsunuz. Adeta "Gözler kalbin aynasıdır" sözünün ete kemiğe bürünmüş halidir bu yapıt.
Mutluluğun binbir yüzü vardır ama belki de en yalın hali tektir: "Hayattasındır ve bu mutluluktur." Babasından gördüğü şiddetle sevgiyi yanlış tanıyan ve başkalarını inciten bir gencin, gerçek mutluluğun "sevilmek" olduğunu keşfedişine tanıklık ediyoruz. Mutluluk; bazen yağan yağmurda, bazen içilen bir bardak sütte, bazen de ayak bastığın bir parça toprakta gizlidir. Gece gündüz ışığı yanan bir evde yaşamak, bir motora sahip olmak, çocukların eve dönüş sesini duymak ya da sadece yürüyebilmek... Belki de mutluluk dediğimiz şey, bizde eksik olanın peşindeki hasretimizdir.
Savaşın soğuk nefesi ve silahın karanlığı da sızıyor perdeye: "Barış için yaşardık. Kavgamız öldürmezdi. Önceleri sadece hastalıktan ölürdük. Şimdi ise tek atışta üç can gidiyor; gömülmediler bile, belki de hayvanlara yem oldular. O silah kötüdür; yeni nesli ve ülkeyi barıştan mahrum bırakıyor." İnsan durup sormadan edemiyor: Neden bunca savaş, neden bu bitmek bilmeyen açgözlülük? Herkesin kendine has bir "iyi ve kötü" tanımı var ama karşıdaki de aynı eti kemiği taşımıyor mu? Onun da bekleyeni, sevdiği, korkuları yok mu? Hepimiz aynı duyguların denizinde yüzmüyor muyuz? Bu dünyada bölüşemediğimiz, ruhumuzu daraltan o şey tam olarak nedir?
On yaşındaki bir çocuğun dudaklarından dökülen "Ölümden korkmuyorum" cümlesi kalbinize oturuyor. Ailesini kaybeden bir gencin affedemeyişi ile on yaşındaki kızı Abir'i hayattan koparan İsrail askerine kin gütmeyen o babanın yüceliği arasında sarsılıyorsunuz. Babasının o muazzam savunması yankılanıyor kulaklarda: "Abir bir savaşçı değildi, o sadece bir çocuktu." Çevresi ona "Affetmeye hakkın yok" dediğinde ise insanlık dersi veriyor: "Onun adına intikam almaya da hakkım yok."
Dedesine bardağın her zaman dolu tarafını nasıl gördüğünü soran torununa, ihtiyarın verdiği o sade ve derin cevap: "Bardak güzelmiş."
"Bırakın da yaşayayım" feryadı altında ezilirken; Alman subayının Yahudi katliamındaki o anlık insanlığı, seksen yaşına kadar aşkı tatmamış bir dedenin hüznü karşısında kendinizden utanıyorsunuz.
Unutulmamalıdır ki; "İnsan bu duygularla doğmaz; hem sevgi hem de nefret deneyimlerle olgunlaşır." Kimse katil olarak doğmaz; kalpler, yaşadıkça ya çiçek açar ya da taş kesilir. Bu belgesel, bize sadece başkalarını değil, aslında kendimizi de hatırlatıyor.
tarihin ilk shitpost urunu size yemin ederim hani her sey var ve her sey o kadae dalga gecilerek anlatiyor ki hani gulmekten geberecektim sizw yemin ederim muthisti muthis harika bir urun ya