-Neden başka bir kitap daha yazmadın? -Muhteşem güzelliği arıyordum ama onu bulamadım. *Nostaljik hissetmenin nesi yanlış? Geleceğe inancı kalmayanların elinde kalan son avuntu budur… *40 yıllık ömrümde elvedaya layık tek insan sensin..
Romantik komedi klasiği tam bir yaz filmi. Mekanlar çok iyi seçilmiş. Senaryo özgün değil ancak güvenilir bir hikaye sunmayı başarmış. Filmin bazı sahneleri tekrar hissi verse de çerezlik bir izleme keyfi de sunuyor. Yaz gecelerinde kafa yormadan izlenebilecek tatlı bir…devamıRomantik komedi klasiği tam bir yaz filmi. Mekanlar çok iyi seçilmiş. Senaryo özgün değil ancak güvenilir bir hikaye sunmayı başarmış. Filmin bazı sahneleri tekrar hissi verse de çerezlik bir izleme keyfi de sunuyor. Yaz gecelerinde kafa yormadan izlenebilecek tatlı bir film.
Spoiler içeriyor
Film, baş karakter resim öğretmeni Samet'in bir araçtan inip 2 dk boyunca karlı yolda yürümesi ile başlıyor. Filmler konusunda bir teknik cahili olarak, Nuri Bilge ya da izlediğim diğer sanat filmlerinde mekânda bulunuyormuş ve film bittikten sonra da hâlâ film…devamıFilm, baş karakter resim öğretmeni Samet'in bir araçtan inip 2 dk boyunca karlı yolda yürümesi ile başlıyor.
Filmler konusunda bir teknik cahili olarak, Nuri Bilge ya da izlediğim diğer sanat filmlerinde mekânda bulunuyormuş ve film bittikten sonra da hâlâ film devam ediyormuş gibi hissetmemin sebebinin kameranın tek kadrajda kalıp değişmemesi olduğunu anlamış oldum. Giriş sahnesinden sonraki sahnede de öyle:
Samet'in öğretmen lojmanında, Sosyal Bilgiler öğretmeni olan arkadaşı Kenan ile yaptığı konuşma sahnesinde de kamera açısının hiç değişmediğini görüyoruz.
Sanki seyirci köşede oturuyor, diyalogta.
Kenan ailesinin evlenme baskısından yakınıyor. Samet'in o taraklarda bezi yok tabii. Gülüyor.
Hemen sonraki sahnede, Samet okula doğru yürürken, tam önünden "topallayarak" yürüyen bir köpek geçtiğini görüyoruz.
(Sonradan fark etmiştim. Köpeği nasıl ikna ettiniz :d Bu, evlenme meselesi ardından ileride karşımıza çıkacak karakterlerden Nuray'ın bacağının durumunu anımsatıyor bana. Bir de topallayan, aksayan sistemi)
Okulun bahçesinde kar ile oynayan bir sürü çocuk...
Samet öğretmeni görünce: "Hoş geldiniz hocam, günaydın hocam" diyorlar.
Belli ki saygı gösteriyorlar.
Samet öğretmenin ise geldiği ilk günden beri aklında gitmek var, bu Erzurum'un yeşeremeden kuruyan köyünden.
Kar topu oynayan çocuklara, "oğlum, yavaş!" diyerek memnuniyetsizce yürümeye devam ediyor.
Okulun görevlisi Nail efendi de "Vay hocaların hocası" pohpohlamasının ardından, yeni tavuk aldığını söyleyerek "yumurtaları artık benden alırsınız, diğer öğretmenlere de söylersin" diyor.
Samet, öğretmenler odasında diğer öğretmenlere "adam uzakta çocuk okutuyor, bir desteğimiz olsun" diyerek iyiliğini gösteriyor.
Nail Efendi çözmüş karakteri..d
Sametin iyiliği, empatisi övüldükten sonra, insanlara göstere göstere olan türden.
Evet, Samet dünyanın en kötü karakteri değil, ama pek iyi bir insan da değil. Düz. Belki çoğumuz gibi.
Ve ders zili çalıyor.
Sınıf öğretmenliğini yaptığı 7. Sınıflardan öğrencisi Sevim...
Korkutuyor koridorda öğretmenini.
Sevim, sürekli kıkırdayarak gülen mutlu bir çocuk. Ha fikirce ergen, olgunlaşmamış tutumları da var. Havalı da biraz. Derslerinde başarılı. Samet'in gözde öğrencisi...
Samet, sevim'e bir ayna hediye ediyor, etrafı kontrol ederek, kimseye gösterme diyerek.
Sevim kolunu hocanın beline atıyor. 12 yaşında bir çocuk. Öğretmenine duygusal bir hissi var ise, bu kutsanıp, değer atfedilecek, aşk olarak görülecek bir şey değil. Bu yaşlarda genellikle etrafında bilgi ve otorite kaynağı olarak hayranlık duyacağı tek idol öğretmen olduğundan, bilinçdışında bu kaynaktan ilgi bekler, ilgi gösterir.
Mesele sevim'in ne hissettiği değil aslında. Bence o sadece gözde öğrenci olarak diğer arkadaşlarına karşı üstünlük kurmaktan memnun bu kadar, ama Samet ego tatmini için küçücük bir çocuğun derin sevgisine muhtaç.
Sorun olan meselelerden biri, samet'in bu işin psikolojik yönünün dersini almış kişi olarak, bazı öğrencilerin bu ilgisini göz önünde bulundurmayıp mesafesine dikkat etmemesinde. Bıçak sırtı bir konu bu.
Ama yine de, koridordaki sahnede hocanın da birkaç saniyeliğine Sevim'in omzuna kolunu atmasından rahatsızlık hissetmedim.
(Normal şartlarda da hissettirmemeli zaten, öğretmen bir ana bir babaydı, ilkokulda şarkılarını söylerdik:d fakat günümüz toplumunda her şey karanlık.)
Samet egosunun kırılmasına tahammül edemiyor.
Birkaç sahnede de bu durumlarda ne kadar agresifleştiğini görüyoruz.
Sınıfta öğrencilere bir soru sorduğunda... Sorunun biri için Sevim'e bir diğeri için sevimin kankasına söz hakkı veriyor. Sınıftan bir çocuk (Bilal) mırıldanıyor: 'ama hocam hep onu seçiyorsunuz'...
Çocuk yapılan ayrımcılıktan bahsediyor, Samet hoca egosuna yediremiyor, aşırı agresiflesip azarlıyor öğrenciyi.
Düşünüyordum filmde tek bir sempatik karakter yok diye... Var, o da ayrımcılığa ses çıkaran Bilal.
"Zırvalama karşımda sersem. Akıllı ol. . Ne konuştuğunu bileceksin karşımda. İki güleryüz gösterdik diye hemen tepemize çıkmayın lan". Susturuyor çocuğu
Ego kırılması...
Empatim bitiyor Samet hoca. Ne seni tetikliyor de neye bağırıyorsun.
Az buçuk hayatları ve meslekleri konusunda idealist olan insanların direkt sinirini bozacak bir tip. İfrit bir insan. Biz alışmıştık tabii filmlerde idealist yılmayan örnek öğretmene. Biraz gerçekler...
Samet, ani sinirlenmelerden sonra da bir pişmanlık göstermiyor, vicdanı rahatsız olmuyor. Samet'in sorunu şu ki, her insan gibi hatalar yapıyor, ama bunları düzeltmek için bırakın eyleme geçmeyi, düşünmüyor bile. Hatta doğru kabul ediyor olabilir. Aslında felsefi yönden derin (aslında derin değil süslü cümleler diyebilirim sadece:d ama yine de demek istediğini ifade edebiliyor o kelimelerle işine gelince, aptal değil. Bilinçli olarak umrunda değil, kötü birinin yapacağı bir iş.)
Kenan'ı da alttan alta küçük görüyor bu arada.
Aslında çoğu insanı küçük görüyor.
Kenan'ın ise en büyük ideali 7 yıl öğretmenlik yaptığı okulda müdür olmaktı, olamayınca da bozuk atardı, Kenan aslında küçük bir adam mıydı?
Başarılı öğrenciye hediye vermek de mi suç demişti samet, herkesin önünde ver de teşvik olsun o hâlde. Sadece "Başarılı" öğrenciye hediye vermek medeniyet getirmek değil mi(!)?
Kendi sınıfından daha adını bile bilmediğin o öğrencinin bot alma hakkını küçük numara botu seçerek kardeşi için kullandığını, kendi öğrencinin ayaklarında lastik olduğunu görünce sadece bön bön baktığını görüyoruz, aynadan önce o çocuğa bir çift bot al Samet. Görmezden gelip gitti...
O ayna da okulda yapılan bir aramada Sevim'in çantasında çıkmakla birlikte bir de defterinin arasından bir aşk mektubu düşecek sevim'in yazdığı.
Öğretmenler odasında iki öğretmen kıkır kıkır gülerler mektubu okurken, Samet sinirlenir onlara bir çocuğun mektubu ile dalga geçtikleri için. Alır aramada çıkan eşyaları sınıf öğretmeni olarak. Genelde tek takıldığı depovari bir yerde öğrencisinin mektubunu okurken alaycı, kibirli bir yerden güler, Tam o sırada Sevim gelir: "Mektubumu alabilir miyim, sizdeymiş."
Sevim bu durumun içinde olduğundan dolayı kendini tutamayıp ağlamaya başlıyor, Samet'in gram umrunda değil, öyleymiş gibi görünüyor. 'aa, noldu şimdi ya' diyip bıyık altından sırıtıyor, egosu okşanıyor adeta belki de, kızın saçına dokunmaya çalışıyor, Sevim kendini geri çekiyor.
Yırttıp attığını, mektubu okumadığını söylüyor.
O gün okuldan çıkarken Samet, köşede sevim'in bir erkek öğrenciyle konuştuğunu görüp bozuluyor. Sevim o mektubu o çocuğa yazmış olmalı. Samet'in kafası takılı kaldı. Ego kırılması...
Benzer bir bozulmayı, kendisini beğenmeyip Kenanla tanıştırdığı Nuray'ın genellikle Kenanla göz teması kurup onunla konuşmasında, en sonda da Kenan'ın fotoğrafını çekmek istemesinden sonra görüyoruz. Kenanın poz verirken, sametin ona bakışına bakın :d Ego kırılmakta... Kıskanıyor Samet.
Kenan da o an kafede Nuray'a karşı, samimiyetsiz centilmen, ondan beklenmeyen şekilde davranmaktadır. Ulan Kenan, daha yeni gördün kızı, nedir necidir bilmiyorsun, hemen atlıyorsun.d zaten kızın sakatlık durumunu da daha iyi olarak değerlendirmişti. Kenan da kendini başka yönlerden aşağı gördüğü için belki de, bu kızın kendisine bağlanma ihtimalinin kızın eksik olarak gördüğü durumdan ötürü, daha yüksek olduğunu düşünüyor olabilir. Sen düşün Kenan, ileride sürprizler bekliyor seni, bekle.
Samet, Sevim'in mektubunu vermeyince intikam vakti...
Bir ara kız öğrencileri kenara çeken kadın öğretmenler, şikayetleriniz var mı tarzında soru soruyorlar, Sevim ile Aylin de var diyip, Kenan ve sametin temasta bulunduklarını ve rahatsız ettiklerini söylüyor.
Müdür ise okullarında rehberlikçi olmadığı için durumu ilçe milli eğitime dilekçe ediyor. İlçe milli eğitim müdürü ise, olayı kapatmaya çalışıp "ucundan kurtuldunuz, bu müdür kendi kafasına göre aklınca profesyonel davranmış" vs diyor. Hocaları tanımıyor, okullarını bile karıştırıyor. Nasıl emin olabiliyor şikayetin gerçek olmadığına, "masum temasların öğrencilerin farklı anlayabileceğine"... Bu kısım rahatsız edici idi, maalesef gerçeği de yansıtıyor.
Bir de ilçe milli eğitim müdürünün odasında standart olan, Atatürk portresi, gençliğe hitabe ve İstiklal marşı tabloları yok. Masasında Orhan Bey isimli bir kitap var.
Bu olaydan sonra da Samet sinirini sınıfı küçümseyerek yansıtıyor. "Hiçbirinizin ressam olacağı yok, patates soğan ekeceksiniz!"
Filmin ikinci kısmına, Nuray'ın yoğunlukta olan kısımlarına, pek girmeyeyim lakin; masadaki konuşmalar, süslü ve gerçekleşmeyen sözlerden başka bir şey değildi gibi geldi. Bireysellik ve toplumsallık çatışması.
Bir ezberlenmiş münazara gibi ama.
Nuray, birinin bilinçli olmayarak bile kendini feda etmesinin bir değeri yok mu, diye soruyor.
Yok, Nuray. Kurban olarak yaşamanın bir değeri yok. Mücadele ve kendini feda aynı zemine oturmuyor. Bu kadar kimliksiz, özbenliksiz birey varken, bireyleşememişken bile, hangi topluluğun parçası olup da yarar sağlayacaksın. Bu salt; aidiyet hissini giderme ihtiyacı.
Samet ise umursamaz tavırda. Kendini feda eden, patlatan canlı bombanın bile ardında kalan insanlara borçlu hissettirme motivasyon ve bencilliğine sahip olduğunu söylüyor Samet. Tek katıldığım yer.
Nuray, ne faydan var diyor mesela dünyaya. Senin ne faydan var Nuray?
"Bu haldeyken daha ne yapabilirim" diyor. Nuray bacağını kaybetmiş ve artık geri çekilmiş, işe yaramaz olmuş, sorumluluktan kaçmış.
Yapacağın çok fazla şey varken Nuray, sen diyetini ödediğini düşünüyor ve kendini kandırıyorsun. Ha, senin ne faydan diye de soruyor Samet, bana mı diyorsun diyor Nuray.
Hayır ben başka bir yere bakıyorum diyor. Başka bir yere bakıyor Samet. Bize bakıyor Samet?
" Senin ne faydan var?"
Bizim ne faydamız var?
Son söz: Çürümüş otu iyiye çevirmek, kurumuş otu çevirmekten daha zor Samet. Sandığın kadar doğru değilsin.
Bu filmi beğendim. Olaylar güzeldi ama ben ihanete karşı oldugum için 😅 yer yer sinirlendim. Evli insanlar her zaman evli olduğunu hatırlamalı. İzleyin derim.🫣 • 2026
Spoiler içeriyor
Aldatmak sinapslardan başlar sözünü benimsedikten sonra izlediğim film.😅 Birbirini aldatmayan yok bu senaryoda hiçbiri de ortaya çıkmıyor çünkü telefonlar kurcanlanmıyor. Ben yine de telefona bakmaya karşıyım ama aldatmayalım.😅 Yabancı bir filmden uyarlanmış ben önce bunu izlediğim için ve zamanım kıymetli…devamıAldatmak sinapslardan başlar sözünü benimsedikten sonra izlediğim film.😅 Birbirini aldatmayan yok bu senaryoda hiçbiri de ortaya çıkmıyor çünkü telefonlar kurcanlanmıyor. Ben yine de telefona bakmaya karşıyım ama aldatmayalım.😅
Yabancı bir filmden uyarlanmış ben önce bunu izlediğim için ve zamanım kıymetli olduğu için asıl versiyonunu izleyemedim.😅 Bu da güzel çerezlik izlenir.
🛞Benim yalnızlığım insanlarla dolu. 🛞"Giyotin gibi bir inanç, onun kadar ağır, onun kadar hafif." 🛞Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam 🛞Ben hasta değilim, sadece kırgınım.. 🛞Bu dünya için kendini paralaman gülünç.
Filmi izlerken sürekli tahminlerde bulundum. Tam çözdüm dediğim anda olaylar bambaşka yere gitti. Sonu gerçekten beklediğim gibi değildi. Baş karakterin bazı hataları sinir bozucuydu ama olayların içinde olunca bir yandan anlaşılabiliyor. Genel olarak iyi ve sürükleyici bir filmdi.
2026'nın 29.filmi Filmi taa çıkmadan "Filme Gitmeden Önce" kanalının tanıtımında görüp izleme listeme almıştım. Rachel var Dylan var gerisini sorgulamam zaten ama konu da ilgimi çekmişti. Tabi ne bekliyorum komedi, romantik, hayatta kalma... Baştan uyarayım böyle bir film değil. Hatta…devamı2026'nın 29.filmi
Filmi taa çıkmadan "Filme Gitmeden Önce" kanalının tanıtımında görüp izleme listeme almıştım. Rachel var Dylan var gerisini sorgulamam zaten ama konu da ilgimi çekmişti.
Tabi ne bekliyorum komedi, romantik, hayatta kalma... Baştan uyarayım böyle bir film değil. Hatta hayatta kalma unsurunu direkt aklınızdan çıkarın. Zaten absürt film yapıyoruz diyerek hayatta kalma kısmına kafa yormamışlar bile. Film absürt korku komedi tarzında bir şey
Rachel abla iş yerinden terfi sözü almış ama işin başına torpilci Dylan abi gelince diyor sana terfi mi vereyim benim en yakın arkadaşım varken. Sonrasında iş gezisinde uçaktan düşüyolar ve hayatta kalan tek kişiler bu ikisi. Dylanın da ayağı sakatlanmış seni gidi topal bile olamamış ayağa kalkamıyor. Ama yattığı yerden yok böyle yap yok şöyle hâlâ emir veriyor...
Film ilerliyor normalce ama bir de bakıyorum pek normal olmayan şeyler oluyor... İşin nereye evrildiğini ilk anladığımda çok zevk aldım, heyecanlandım çünkü farklı bir şeyler izlemek istiyordum ve böyle beklemediğim film bu yöne güzel bir şekilde yol alıyordu. Zaten ben absürt film izlemeyi de seven biriyim yani eğer absürt film sevmem o ne öyle diyenlerdenseniz hiç o topa girmeyin. İçinde body-horror sahneleri de mevcut ayrıca
Biraz yüzeysel bir senaryosu var ve karakter gelişimleri -özellikle Linda karakterinin- iyi değildi ama bir şekilde de izliyorsunuz. Farklı tarz bir şeyler izlemek istendiğinde seçenek olabilir ve arkadaş ortamında falan izlense gayet keyif de verir.
Burası Spoiler
Filmin farklı geliştiğini ilk anladığımda sevdim ama sonrasında direkt sonunu da anladım ve hüsrana uğradım çünkü son zamanlarda kadın karakterin psikopata bağlayıp herkesin içinden geçip filmi sonlandırma olayı arttı ve sıkıldım, baydı. Gone girl, ready or not falan çok güzeldi. Karakterlerin motivasyonu da çok iyiydi ama burdaki karakter en başta haklı olsa da sonda yaptıklarını haklı çıkaracak bir motivasyonu da yoktu.
Bu noktadan sonra filmin kadın karakterin intikamı değil de erkek karakterin kurtulma savaşına dönmesini isterdim. Artık böyle bir son yazmak işin kolayına kaçmakmış gibi geliyor. Tamam güçlü kadın karakterlerin hastasıyız ama zaten direkt feminist bir kitlenin hoşuna gider mantığıyla yapılıyor gibime geliyor.
Çok mutlu olduğum bir konudan bahsetmeden geçemeyeceğim. Aldatma yok. İlk açtığımda ikili arasında romantizm beklediğim için adamın nişanlısını görünce bir yüzüm düştü yine mi aldatma diye. Aldatmaya hiç tahammülüm yok hele ki aldatmanın romantize edilmesine hiç yok. Son izlediğim 5 film de de aldatma vardı. Onlardan sonra burda derin bir nefes almış gibi hissettim.
Herkese hitap etmez,genel olarak keyif aldım ama Sam Raimiden daha büyük beklentilerim vardı. 2026'nın en beklenilenleri arasında olmayı da hâketmiyordu...
(Ayy çok okuyan olur mu sonuna kadar bilmiyorum ama böyle bir film hakkında uzun uzun içimi dökmeyi özlemişim😌)
'çünkü oğuz atay'ı da okudum. seni de tanıdım. diyebilirsin ki: "bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?" haklısın, belki de çok az... o zaman şöyle demeliyim: seni az tanıyorum. az. sen de fark ettin mi? "az" dediğin küçük…devamı'çünkü oğuz atay'ı da okudum.
seni de tanıdım. diyebilirsin ki: "bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?" haklısın, belki de çok az... o zaman şöyle demeliyim: seni az tanıyorum. az. sen de fark ettin mi? "az" dediğin küçük bir kelime. sadece a ve z. sadece iki harf. ama aralarında koca bir alfabe var. o alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. biri başlangıç, diğeri son.
ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. yan yana gelip de birlikte okunmak için. aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. senin ve benim gibi. bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. belki de az; hayat ve ölüm kadardır! belki de "seni az tanıyorum" demek, "seni kendimden çok biliyorum" demektir. blmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. belki de az, her şey demektir.
ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.'
• hakan günday | az