Uzun zaman önce internette gezinirken Yale Üniversitesi moleküler biyoloji mezunu ve aynı zamanda bir şair olan Celia Martinez ile karşılaştığımda, ilgi alanlarımızın benzerliğiyle içimde şiirlerini okumaya dair büyük bir heyecan oluştu. Pdfinden eriştiğim bu kitabıyla tamamıyla hayal kırıklığına uğradım çünkü…devamıUzun zaman önce internette gezinirken Yale Üniversitesi moleküler biyoloji mezunu ve aynı zamanda bir şair olan Celia Martinez ile karşılaştığımda, ilgi alanlarımızın benzerliğiyle içimde şiirlerini okumaya dair büyük bir heyecan oluştu. Pdfinden eriştiğim bu kitabıyla tamamıyla hayal kırıklığına uğradım çünkü yalnızca cheesy şiirlerden ve çizimlerden oluşan kitabı o kadar uzun süre bitiremedim ki, bir tür işkenceye dönüştü. Ana dilim İngilizce değil, ve elbette çağdaş edebiyattan yüksek bir edebi beceriyle yazılmış şiirler beklemiyorum, ancak beklediğimden bile çok daha kötüydü. Şairin romantizm anlayışından bahsetmişken youtubedaki bir videosunda romantik kitap önerisi yaparken colleen hoover önermiş olduğunu da göz önünde bulundurmak gerek.
Şiirlerinden bir kaç örnek vermek istiyorum,
"i'll just be a smile
stored deep in your brain
the first person you think of
when you see a girl reading on the train"
"because I'm too stubborn to conform to
the romantic ideals of the new generation
because i think words were created
to write about your smile"
Yazar kendi romantizm anlayışının ve kişiliğinin olduğu dönemden ve bu dönemdeki gençlikten farklı olduğunu iddia ediyor ancak aynı zamanda oldukça gelenekselci ve klişe olan bir anlayışa sahip, öyle ki bir şiirinde hoşlandığı adamın sabahleyin ona kahvaltı getirdiği, oldukça klişe bir romantik sahneden bahsediyor. Tüm bu sebeplerden ötürü adıyla müsemma olan A magnificently ordinary romance, benim için çok zorlu bir süreçti ve günümüz şartlarında sahiden herkesin bir şair olabileceğini hatırlattı.
2/10
Love through a prism Catherine'in deneyimleri de çok özeldi, onun yolunu bulabilip hayatını şekillendirdiği gibi bir gün ben de bunu deneyimleyeceğim ve ardından da onu hatırlayıp onu bizzat anacağım.
Spiderman filmlerinde en sevdiğim çift kesinlikle Gwen-Peter çiftidir. Neden bilmiyorum ama Gwen sanki bir başka seviyor gibi geliyor. Sinemada ilk izlediğimde çok etkisinde kalmıştım çünkü sonunu hiç beklemiyordum. Hala kanayan yaramdır ve yeri bende çok başkadır…
M (1931) – Fritz Lang M, sinema tarihi açısından önemli bir film olsa da bende beklediği etkiyi yaratmadı. Fritz Lang’ın karanlık atmosferi, gölgeleri ve dönemine göre yaratıcı ses kullanımı gerçekten başarılı. Ancak hikâyenin ilerleyişi yer yer bana fazla yavaş geldi…devamıM (1931) – Fritz Lang
M, sinema tarihi açısından önemli bir film olsa da bende beklediği etkiyi yaratmadı. Fritz Lang’ın karanlık atmosferi, gölgeleri ve dönemine göre yaratıcı ses kullanımı gerçekten başarılı. Ancak hikâyenin ilerleyişi yer yer bana fazla yavaş geldi ve karakterlerle güçlü bir bağ kuramadım.
Filmin psikolojik tarafı da düşündüğüm kadar etkileyici değildi. Teknik ve tarihsel değerini anlayabiliyorum ama kişisel olarak beni içine çeken bir film olmadı. İyi yapılmış bir klasik, fakat benim favorilerim arasına giremedi.
Spoiler içeriyor
Bence film aslında bir evliliğin bitişinden çok insanların birbirlerine ve kendilerine yabancılaşmasını anlatıyor aşk kıskançlık öfke ve takıntı birbirine karıştıkça karakterlerin nasıl parçalandığını izliyoruz yaratık da bana göre bu ilişkinin içindeki bastırılmış duyguların ve yıkımın bir sembolü her şey o…devamıBence film aslında bir evliliğin bitişinden çok insanların birbirlerine ve kendilerine yabancılaşmasını anlatıyor aşk kıskançlık öfke ve takıntı birbirine karıştıkça karakterlerin nasıl parçalandığını izliyoruz yaratık da bana göre bu ilişkinin içindeki bastırılmış duyguların ve yıkımın bir sembolü her şey o kadar kaotik ve rahatsız edici ki film bittikten sonra bile ne izlediğimi düşünmeye devam ettim.
Wulf Dorn'nun Psixiatr əsərin çox bəyəndiyimdən bu kitabdanda gözləntim çox idi,amma gözlədiyim qədər yaxşı deyildi.Biraz məncə uzadılıb kitab,daha qısa ola bilərdi,son 100 səhifə maraqlı idi,qalan hissələri çox yavaş oxudum. Kitabın tərcüməsi də pis idi.Bir çox söz türkcə yazılmışdı,həm də axıcı…devamıWulf Dorn'nun Psixiatr əsərin çox bəyəndiyimdən bu kitabdanda gözləntim çox idi,amma gözlədiyim qədər yaxşı deyildi.Biraz məncə uzadılıb kitab,daha qısa ola bilərdi,son 100 səhifə maraqlı idi,qalan hissələri çox yavaş oxudum.
Kitabın tərcüməsi də pis idi.Bir çox söz türkcə yazılmışdı,həm də axıcı deyildi cümlələr.
Şimdi her şeyin her açıdan iyi olmasını beklemezsin. Bazen 1-2 şeye odaklanmışlardır ama iyi yapmışlardır ve hatta kendimizin ruh haline iyi gelmesi bile yeterli olur. Resident Evil'de öyle, hani film eleştirmeni gibi her açıdan iyi olmasını beklersen hüsrana uğrarsın direkt.…devamıŞimdi her şeyin her açıdan iyi olmasını beklemezsin. Bazen 1-2 şeye odaklanmışlardır ama iyi yapmışlardır ve hatta kendimizin ruh haline iyi gelmesi bile yeterli olur. Resident Evil'de öyle, hani film eleştirmeni gibi her açıdan iyi olmasını beklersen hüsrana uğrarsın direkt. Lakin ruh haliyle de olmasa normal bir izleyici gibi izlersen yine de idare eder olur.
Senaryo açısından muazzam bir şey beklemesem de bu kadar yüzeysel bir konu beklemiyordum. Yani kıyametin başlangıcını anlatıyor sadece, sonra yaptığı finalde öyle yarım yamalak ki... Tabii sanırsam devam filmi falan geleceği için öyledir de yani yine de içinde ukde kalıyor insanın :D
Filmde beni tutan şey senaryo olmadı, atmosfer ve korku ögeleri oldu. He birde sinemada izlemem :D Lakin bu tarz yeni çıkmış iyi-kötü filmleri sinemada izlemek şart gibi gibi. Çünkü atmosfer gerçekten farklı ve iyi ama sinema bunu daha da katlıyor. Korku ögeleri aşırı klişe değil en azından ve yine sinemaya çok gitmiyorsanız alışılmadık bir hale bile geliyor.
Oyuncuların oyunculukları da çok iyi bu arada, atmosfer demişken sadece çevre ve tasarım değil yani. Hani jest ve mimikler, bulunduğu durumlardaki davranışları olsun ufak tefek yerler haricinde hiç sırıtmıyor. Bu açıdan sinemada da izlesen bilgisayarda da izlesen iyi hissettirir :)
Benim filme puanım 6,5/10