Sinir krizi geçirdim izlerken.Bir okulda nasıl böyle şeyler yaşanabilir.Polisi bile bir şey yapamaz mı kafayı yersin. Bu salak şeyler yapmaktan kim keyif alır?! Umarım gerçek hayatta da nesilleri tükenir. Sonu güzeldi ✨ *** 5/10
Cahide Sonku’nun inanılması zor yükseliş ve düşüş öyküsü, toplumsal hayatımızın kendine özgü labirentlerinde gizlidir. Bütün Türkiye’nin CAHİDE’siydi... On üç yaşında adımını attığı Darülbedayi’de, rakiplerini geride bırakmayı, ilk ve biricik primadonna olmayı becerdi. Çok az sayıda oyuncuya nasip olabilecek doğal yeteneğe…devamıCahide Sonku’nun inanılması zor yükseliş ve düşüş öyküsü, toplumsal hayatımızın kendine özgü labirentlerinde gizlidir.
Bütün Türkiye’nin CAHİDE’siydi...
On üç yaşında adımını attığı Darülbedayi’de, rakiplerini geride bırakmayı, ilk ve biricik primadonna olmayı becerdi.
Çok az sayıda oyuncuya nasip olabilecek doğal yeteneğe ve güzelliğe sahipti. Bu özelliklerine zekâsını ve çalışkanlığını ekledi.
Altın yıllarını yaşayan Türk Tiyatrosu’nun ve kuruluş aşamasındaki Türk Sineması’nın tartışmasız “1 Numara”sı oldu. Çok ama çok para kazandı.
Örnekleri sadece ABD’de görülebilecek tarzda bir hayat yaşadı. Türkiye’nin playboyları, geçeceği değil, geçme ihtimali olan yollara bile kırmızı halı döşettiler. Ayakkabılarından şampanyalar içildi. Bütün takıları, ayakkabıları, çantaları, kıyafetleri Paris ya da Londra’dan getirtildi. Zaman içinde, hediye edilen son model otomobillere bile burun kıvıracaktı.
Her çıkışın bir inişi vardır!
Cahide Sonku’nun düşüşü de tıpkı yükselişi gibi meteor hızıyla gerçekleşecekti. Ünlü yıldız zaman içinde alkolün bataklığına gömülecek, Beyoğlu’nun izbelerinde yitip gidecekti.
Osman Balcıgil, tıpkı öteki çok okunan biyografik romanları Celile, Yeşil Mürekkep, İpek Sabahlık ve Afife Jale’de olduğu gibi, bu kez de Kızıl Çengi’de, Cahide Sonku’dan hareketle Türkiye toplumunun derinlerine iniyor.
'Ne Güzel Günlermiş' Kitabının belli bir konusu yok. Konudan konuya atlıyor, sürekleyici de değil, ne okuduğunu da anlamıyorsun bu yüzden dikkat dağıtıcı ve her telden çalan bir kitap olmuş. Genel olarak beğenmedim! *Tavsiye etmem.
İlk yarı dram ve suç Diğer yarı fantastik ve komedi resmen Paragrafın hangisinde ikiye ayrılır sorusu için mükemmel bir örnek ama izlemesi keyifsiz ya keskin geçiş hiç akıcı değil.
Kitabını okuduktan sonra izleme listeme eklediğim bir filmdi. Filme uyarlanan kitapların ruhlarını kaybettiğine dair bir inancım vardı. Yeterince duygu hissedilmiyor. Kitap okurken olduğu kadar zevk vermiyor uyarlamalar. Ama bu film için aynı şeyi söyleyemem. Uzuun kitabın görselli bir özeti gibi…devamıKitabını okuduktan sonra izleme listeme eklediğim bir filmdi.
Filme uyarlanan kitapların ruhlarını kaybettiğine dair bir inancım vardı. Yeterince duygu hissedilmiyor. Kitap okurken olduğu kadar zevk vermiyor uyarlamalar.
Ama bu film için aynı şeyi söyleyemem. Uzuun kitabın görselli bir özeti gibi hissettirdi.
Ayrıca kitapta bahsedilen bir sürü gereksiz detaya girilmediği için odak başrollerin üzerindeydi.
Düşüncemi değiştirdim bu filmle.
Bence kitaplardan uyarlama filmler o kadar da kötü değiller.
Tek püf nokta ilk önce kitabı okuyup tüm atmosferi hissettikten sonra izlemeye gelmeniz.
10/10
İşgalci asker: Niçin geldiniz İsrail’e? Polat Alemdar: İsrail’e gelmedim, Filistin’e geldim. Bir kaç şahsiyetli liderinin dışında İslam coğrafyasındaki siyasilerin ve ayak takımının Altı Gün Savaşları’ndan bu yana gösteremediği film repliğinden öteye gidemeyen şu duruş, şu tavrın ümmete ne kadar pahalıya…devamıİşgalci asker: Niçin geldiniz İsrail’e?
Polat Alemdar: İsrail’e gelmedim, Filistin’e geldim.
Bir kaç şahsiyetli liderinin dışında İslam coğrafyasındaki siyasilerin ve ayak takımının Altı Gün Savaşları’ndan bu yana gösteremediği film repliğinden öteye gidemeyen şu duruş, şu tavrın ümmete ne kadar pahalıya mal olduğunu artık daha net görmekteyiz maalesef.
Film, 2010 yılında Türkiye’den abluka altındaki Gazze’ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine düzenlenen kanlı saldırı sonrası Polat Alemdar ve ekibinin bu askeri operasyon sorumlusu komutandan intikam almak üzere Filistin’e gitmesi (Ebu Ubeyde’ye selam olsun) ve orada gelişen olayları ayrıca kısmen de olsa işgal sonrası Filistin halkının zorlu yaşam mücadesini anlatmaktadır.
Senaristin Filistin hakkındaki bilinen gerçeklere isabetlice temas etmesi beni bi hayli şaşırttı. Öyleki siyonizmin literatürdeki tanımından çok daha fazlası olduğunu doğruca göstermiş. Elbette eksikleri, hataları, abartılı sahneleri yok değil. Yine de o vakitlerde yaşanan Mavi Marmara hadisesine ve mübarek beldedeki kardeşlerimize yaşatılan zulme sanat yoluyla ses olan tek yerli yapım olma ihtimalinden dolayıdır ki bir tebriği hakeder. Bazı değerli bilgileri etkili diyaloglar üzerinden vermekte güzel bir detaydı. Yönetmenin genelinde iyi bir iş çıkardığı söylenebilir. İzlerken duygulandığımı da itiraf etmeliyim.
Yerli yerince politik göndermelerin yapıldığı, dram ve tekdüze aksiyon barındıran, seyir kalitesi güzel bir film.
“Düşler boş ümitlere dönüşebilir.” cümlesi Macbeth’in görmüş olduğu hükümdarlık sanrısını kısaca özetliyor. Kanlı düşüncelere yoldaş olan kötülük, kötüleri asla ama asla ürpertmiyor.