Aslında türkiyede insanları anlamaya o kadar çok kafa yordum ki sonunda çözdüm. Bunu bir yapayzekaya sorun çözmesi yarım yıl sürer. Bu yüzden söyliyeceklerimi iyi dinleyin ve aklınıza oturtun. Hiçbir siyasetçi demezki ben milletvekillerinin veya politikacıların maaşını düşüreceğim yani kendi maaşımı…devamıAslında türkiyede insanları anlamaya o kadar çok kafa yordum ki sonunda çözdüm. Bunu bir yapayzekaya sorun çözmesi yarım yıl sürer. Bu yüzden söyliyeceklerimi iyi dinleyin ve aklınıza oturtun. Hiçbir siyasetçi demezki ben milletvekillerinin veya politikacıların maaşını düşüreceğim yani kendi maaşımı indireceğim diyemez. Ben geliyorum ve bu ülkede vatandaşı sömüreceğim der. Bu ülkede en çok parayı ben hak ediyorum der ve onun için gelir. Hem aldıkları maaş ve emeklilikleri dünyanın en rahat hayatını yaşamaları için var olmuş bu düzen cumhuriyet kurulduğunda gelmiştir. Bu sebepte kurulduğundan beri bu ülke milletvekillerinin saltanatı ile devam ediyor. Hak edip hak etmedikleri umrumda değil çünkü hak etmeyenlerde saltanata konabiliyor ki kendisini akıllı sananlar o saltanatın başına gelirse o saltanatıda kendi çıkarlarına kullanacak. Ben şu anki cumhurbaşkanına baktığımda her ne kadar güçlü gibi imaj versede aslında büyük holdinglere dirense bile mesela bir örnek vereyim cumhurbaşkanı canlı yayında cengiz holdinge halka yatırım yap diye ayar verdiğini gördüm ancak yinede eli onlara hizmet etmeye mahkum çünkü bu insanların elinde para ki para bulabilmek için devlet elindeki mülkleri düşman görmeyeceği ancak parası bulunan kişilere yani yatırımcılara satıyorki ülkeye para girdisi sağlıyor ve erdoğanda gördüğüm başka bir şey adam çok konuşmak istemiyor çünkü suçlu olduğunun bilincinde ve büyük sorumluluk taşıyor. Kendisini suçlu hissettiği için fazla konuşamıyor ki dünaydaki bütün devletler para sahiplerince dizginlenir ve kontrol edilir. Halk ne kadar kötü durumda olursa olsun erdoğan kazanacak çünkü halk biliyor ki cumhuriyet halk partisinin ileri gelenleri o kadar pistir ki onların konuşmasını duydukça bana kusma geliyor. Onlarda gördüğüm ve aldığım tek his kıskançlık ve açgözlülükten başka bir şey değil, o insanlar erdoğanın başarılarını o kadar kıskanıyor ki tebrik etmeye bile tenezzül etmiyorlar. Muharrem ince sırf bu yüzden partisinden istifa ettiğini bildirdi zaten. Muharrem inceye oy verin ama chp'ye vermeyin çünkü onları görmek bende üst düzey bir tiksinçlik hissi uyandırıyor. Bazı gerçekleri kabul etmeyi öğrenmeniz lazım heleki babadan oğula milletvekili bu insanlar. Acayip derecede yüzsüzler. Torpil bunlarda var. Bizde yok dedikleri, ne varsa kendi içlerinde var. Bu insanları görmekten daha tiksindirici birşey bilmiyorum. İnsanlar ölülerin üstüne konuşmamalıdır. Çünkü bir insan ölüler üstüne konuşursa o ölüden fayda sağlamaya diye konuşuyordur. Bizim neslimizden kimse ne atatürkü nede peygamberimizi tanımış. Sen adamı hayatında görmemişsin adam hakkında ileri geri konuşuyorsun yani. Sırf peygamber kendisine sual edilmesin ben cevabını bilmiyorum diye yemeğe misafirleri ile çok konuşmadan def edermiş. Hatta peygamberin görünüşü veya herhangi birşeyin bilinmesini istemez. O vakitlerde fotoğraf makineside yok. Kuranın üstüne kitap yazıpta kendilerini ilah veya peygamberi ilah ilan edenler direkt bakara suresinde cehennemlik oldukları yazıyor. Cumhuriyetçilerde atatürkü ilah ediniyor. Bu ilah edinme ihtiyacı insanın kendi ezikliğinden mi kaynaklanıyor. Yav kardeşim istesen sende atatürk olursun hatta atatürkü aşabilirsin. Ben şunu anlıyorum bizim genel kültürümüz kendimize insan olan bir ilah edinmek. Sen laik değil miydin niye ilah arıyorsun? Yemin ediyorum ki şu chp'li herhangi konuşan bir adamı ne zaman işitsem kanım çekiliyor. Ruhum feryat ediyor bu adam ne kadar yüzsüz diye. Yüzsüzlüğün ayaklı sesli kitabı gibiler. Ama en büyük sorun gazetecilerin hepsi siyasetçi iki taraf içinde fark etmiyor ve bu en büyük sorun. Gerçi yaptıkları şeylerden insanların kim olduğu anlaşılıyor. Gazetecileri dinlemeye gerek var mı bilmiyorum. Ben iyisini arıyorum ve cevap erdoğan açık ara belli ediyor. Saltanat bile olsa bu adamlardan daha fazlasına layık bir adam görüyorum. O adamın yemesi bana koymuyor aslında. Ben o adamı kıskanmaya tenezzül etmiyorum. Sadece halk için kimin daha iyi olup olmadığını gözlemlemeye çalışıyorum. Ben başka kimsenin götünün o zengin holding sahiplerine ayar çekecek güçte ve kafada olduğunu sanmıyorum. Aslında bunu bende yapabilirimde sıkıntı değil, erdoğan yapsın. Erdoğandan başka kimseye dönmeyeceğim ancak bu artık zaten son seçimiydi.
Programlama nasıl çalışır? Her cihazın kendisine özel programlama biçimleri bulunur çünkü cihazların çalışma sistematikleri farklı, sistematikten kastım. Telefonlar ekrana dokunmamız vasıtayla bilgileri işlerken bilgisayarlar aracı elemanlara ihtiyaç duyar. Temel olarak her yerde transistörler bulunur çünkü bu parçaların iletken veya iletken…devamıProgramlama nasıl çalışır? Her cihazın kendisine özel programlama biçimleri bulunur çünkü cihazların çalışma sistematikleri farklı, sistematikten kastım. Telefonlar ekrana dokunmamız vasıtayla bilgileri işlerken bilgisayarlar aracı elemanlara ihtiyaç duyar. Temel olarak her yerde transistörler bulunur çünkü bu parçaların iletken veya iletken olamayacakları elektriksel uyarılarla değiştirilir. İnsanlar 0 ve 1'lerden oluşan 2'li bir sistem uydurmuşlar transistörler aracılığı ile ki bu sistemi uyduran kişinin hayatı dokuma tezgahları ile başlıyor çünkü annesi dokumacı. Aslında gelişmiş dokuma makinelerindeki bir jakar sisteminin tıpa tıp aynısıdır ki jakar sistemi yalnızca desenlendirme için delikli kağıtlarda delik olup olmamasına göre çerçeveleri ikili bir sistem ile çerçevelerin aşağı yukarı hareketlerinin kontrol edilmesidir. Transistörlerin kendisi yüksek safsızlıktaki silisyumdan yapılır. Silisyum elementi toprakta ve kumda bolca bulunur. Bu elementi safsızlaştırabilmek için karbondioksit ortaya çıkarıyorsun. Karbon emisyonlarını düşük tutabilmek içinde kumu tercih ediyorlar. Kumu safsızlaştırdıktan sonra bor ve fosfor atomları ile transistör yapısını oluşturuyorlar. Kristolografi yöntemi ile ışık ile kartları işleyerek transistörleri diziyorlar. O kadar ince işçilikle yapılıyorki transistörlerin boyutları atomlarla sayılıyor ve küçüldüğü içinde transistörleri işleme zorluklarından dolayı kartlarda arızalı transistör miktarına göre sınıflandırma yapılıyor ve isimlendirilerek piyasaya sürülüyor. Teknoloji endüstrisinde yarı metaller çokça kullanılıyor çünkü yarı metaller duruma bağlı olarak değişime uğrayabilen malzemelerdir. İnsanlar duruma bağlı olarak değişim sağlayabilen malzemeler aracılığı ile elimizdeki cihazları, printer gibi cihazları tasarladırlar. Mesela ekranlarımız, sıvı kristaldir. Sıvı kristaller, elektrik alana bağlı olacak şekilde ışığın geçiş miktarına göre kontrol edilir veya tamamen keserek farklı renkler ortaya çıkar. En yüksek pixel çözünürlüğü mesela 400'ün üstünde bu inanılmaz bir şey. Bir pixelde 3 renk bulunur. Bu 3 renk kırmızı, mavi ve yeşildir. Kısaltmasına RGB denirki bu üç rengin belli miktarlarda parlaklık ve doygunluk değişimi ile ekranda gördüğümüz bu renkler oluşur. Aslında ekranda gördüğümüz renkler gözün algılayabildiğinden daha azdır ki, bu 3 rengin seçilmesindeki ana sebep dalga boyu eğrisidir ve eğrinin altında bulunan yerler dalgaboylarının farklı oranlardaki karışımıdır. Dalga boyu eğrisini CIELAB 1931 şeklinde bulabilirsiniz. Dalga boyu eğrisi aynı bir üçgen şeklindedir ve en az kaç renk ile en fazla rengi kapsayabileceklerine göre bu üç rengi seçmişler. Mesela neden ekranda gördüğümüz renk printerdan çıkan sonuçtan farklı gözükür. Sebebi parlaklık farkı ve doygunluk farkıdır ki doğadan elde edilen boya pigmentleri RGB skalası kadar geniş bir skala sunmaz. Parlaklığını arttırmak için kaplamalı kağıtlar kullanılıyor. Kaplama ile parlaklık arttırılır ki bu daha geniş bir skala sunar. Yani rengin üstünde durduğu malzeme bile rengi etkiler ki gözlerimizin göremediği çok fazla renk olduğunu düşünebiliriz çünkü gezegenimiz bile renkleri kısıtlar ki kullandığımız ekranlar kendi ışığı ile çalışır (çevre ışığından tamamen bağımsızdır). Herkesin bildiği bir örnek vardır. Adam bu 3 rengi bir tekere takar ve hızlı çevirince beyaz olur hatta kendi içerisinde bu renkler arasındaki oranı değiştirerek farklı renklerin oluştuğunuda ortaya koymuştur ki bu ekranlardaki ile aynı mantıktır (renklerin hızlıca çevirilerek karıştırması ile aynı renkleri ince şeritler halinde dizilmesiyle yaratılan etki aynıdır). Gözlerimizdeki reseptörlerin ve beynimizin algılamasına bağlı olarak bu çeşitli renkler meydana gelir ki bu renkler farklı renklerin ışığının aynı anda üst üste bindirilmesiyle oluşur. 400 piksel çözünürlükteki bir ekran 2,54 santimetrede 1200 tane yeşil, mavi ve kırmızı ışık filtresinin oluşturulmasıyla yapılır ki bu çözünürlüğe uygun çözünürlükte transistörlerde sistemde sıvı kristalin arkasında bulunur ki kadmiyum selenid şefaf elektrot ile bölgesel olarak her rengin karşısında elektrik alan oluşturarak farklı karışımlarda renklerin elde edilmesi sağlanır. Mesela 16.7 milyon ve bilmem kaç milyar renk içeren ekran diye lanse ederler ancak olay öyle değildir. RGB skalası asla öyle büyümez ve renk oluşturabilme kapasitesi artmaz. Transistörler görüntüyü oluşturmak için renkleri daha ayrıntılı böler ve sistemde daha çok transistörü ekrandaki renkleri oluşturması için kullanır. Bu sebeple sistem daha fazla enerji harcar. Aslında 16.7 milyon renk az değil. Ve işte programlama bu transistörlerin bir arada çalışarak ekranın hem tuşlama yoluyla farklı mekanizmalar ile kontrolünü ve oluşturulan görselin gözümüze anlamlı olacak şekilde oluşturulmasını sağlar. Programlama dillerinin farklı cihazlarda farklı programlama gerektirmesindeki sebep budur çünkü elektriksel olarak ifade edilebilmesi için farklı miktarlarda voltaj gerektirirki kullanılan malzemesinden sebep bile değişir bu. Bunları kendi başıma hem başkalarını dinleyerek hemde yapay zekaya sorarak öğrendim. Ondan sonra elektronik cihazlar niye pahalı, tabiki pahalı ama neticede girdi olarak sadece toprak çıkıyor. Bunu becermek maliyet ister. Yapmak için uğraşmak gerekir ama kimse istemiyorki maliyetine katlananı yok.
Türkiye ve akademisyenleri hakkında söyleyebileceğim tek şey kendi konusunda bile cahil kalmış ve yalnızca kendisini yeni üniversite okuyan çocuklar karşısında akıllı sanan akıl sahibi olamayan sadece kendi refahları için varlığını sürdüren canlılardır. Sırf kendi sürdürülebilirliklerini sağlatabilmek için bizim insanın parası…devamıTürkiye ve akademisyenleri hakkında söyleyebileceğim tek şey kendi konusunda bile cahil kalmış ve yalnızca kendisini yeni üniversite okuyan çocuklar karşısında akıllı sanan akıl sahibi olamayan sadece kendi refahları için varlığını sürdüren canlılardır. Sırf kendi sürdürülebilirliklerini sağlatabilmek için bizim insanın parası ile yurt dışından öğrenci temin ettiğimiz bir sistem üzere çalışıyoruz bence neredeyse tamamına yakını kapatılmalı hem milletin hayatını sömürüyor hemde milleti maddi olarak sömürüyor. Bilmeyen kimse birşeyi anlatmamalı ve aşırı geçmişte yaşıyorlar. Sektörden gelenlere bile saygım daha yüksek. İnsanın kendisini geliştirebilmesinin tek yolu her zaman ne kadar değersiz olduğunu hatırlamasıdır ve onlar o koltuğa bir kere oturunca bunu unutuyorlar ve umursamıyorlar. Sektöre girince anlıyorsunuz, nasıl çok fazla şeyi öğrenmeniz gerektiğini çünkü beklenti bu ama üniversite bunu veremez çünkü orada mevcut konumlarını sahiplenenlerde bu yok. Onlar artık kral olmuşlar. O eziklerden çok sektörde çalışanlardan daha çok şey öğrenirsiniz. O formülleri varya gö... bir yerine s... sırf ezberletmek için formül sallıyorlar. Her şey ile her şeyin belli bir bağıntısı kurulabilir. O formüller ezberlenmek için değil, o formüller anlamak için var. O formülleri ezberleterek kendilerini tatmin ediyorlar. O formüller bilgisayara yazıp çıktı almak ve grafik oluşturmak için var. Kendileri anlamadıkları için anlatışlarından bile anlamadıklarını anlayabilirsiniz ve zaten o yüzden karşısındaki insanlara doğru düzgün anlatamıyorlar. Kendinizin bilmediğinide bu kadar belli etmeyin. İyi olan hoca zaten sınavda o formülleri sınav kağıdının üstüne basıyor ki amerikanın üniversiteye giriş sınavında bütün formülleri veriyor adamlar. Halkımız cahilliğini bu kadar belli etmesin. Bilen insanlar o formülleri ezberletmez, soru formatını ezberletir ve değerlere nasıl ulaşılabileceğinin yolunu anlatır.
Yabancı dil hakkında çok önemli şeyler söyleyeceğim. Ben ingilizce bilsem dahi ingilizce bildiğimi söylemem çünkü ne kadar bildiğimi bilmem. Bir insan öğrendikçe kendi algılarındaki lügatı gelişir ve detaylardan ötürü ifade etmekte daha fazla zorlanmaya başlar ve eğer konuşursa hep eksik…devamıYabancı dil hakkında çok önemli şeyler söyleyeceğim. Ben ingilizce bilsem dahi ingilizce bildiğimi söylemem çünkü ne kadar bildiğimi bilmem. Bir insan öğrendikçe kendi algılarındaki lügatı gelişir ve detaylardan ötürü ifade etmekte daha fazla zorlanmaya başlar ve eğer konuşursa hep eksik konuşmak zorunda kalır. İnsan aslında kendisini ifade etmek için tek dil bilmesi daha doğrudur ancak bu şekilde bilgisini arttırmaya zaman ayırabilir aksi takdirde iki dil bilmek isterse aynı şeyleri o dildede kendisini ifade edebilecek düzeye gelmek için çokça zaman ayırması gerekir. Dil bilmek ancak çocukluktan itibaren gelişebilecek bir alışkanlık çünkü algılarındaki bilgi daha azdır ve kendisini ifade edebilmek için daha azı onun için yeterlidir. Şimdi kendimi ifade et desen edemem. Benim düşündüğüm farklı bir boyuta ermiş, bildiğim dil geride kalmış ama yinede şimdi öğrenmeye kalkışsam algıladığım lügatı ifade edebilmek için kullanmayacağım dili atlarım ve bu benim için daha az zaman harcamama sebep olur. Dil öğrenmek için şahsi görüşüm kendi cümleleriniz yapayzekaya çevirtin ve bunlara çalışın ki neyi bilmeniz gerektiğini öğrenin. Yani bu sırf merhaba felan değildir. Önemli olan kendinizi ifade edebilmiş olmanızdır ki insanlar için fazla dil bilmek daha çok vakit kaybına sebep olur. İngilizlerde zaten kendi dillerini dünyaca bilinirliğini kabul ettirerek kendi vatandaşının bilgiye erişimlerini arttırmış ve kolaylaştırmış ki ömürlerini bilgiyi çevirmekle değil, almakla harcayan toplum ile yenilikçi, vizyoner bakış açısı kazanmaya daha çok zaman tanımışlar. Dünya dili ingilizceyi ana diliniz yapın bu kadar diyorum. O kadar ingilizce bilinki ingiliz olun. Ne kadar çok bildiğimi düşündüğümü söyleyecek olursam, hiçbir şeyi tam bilinmediğimi bilecek kadar çok bildiğimi söyleyebilirim. Türkçe bilmek o kadarda önemli değil, ana diliniz ya çince olsun yada ingilizce. Türklerin vizyonerliği geride kalmış olabilir ancak yinede ortalama bir avrupalıdan geride değiliz. Vizyonerlik konusunda asyalıların iyi olduğunu söyleyebilirim.
"Kişi kendinden bilir işi" işte bu sebeple ne muhalefet nede iktidar ikiside aynı bokun lacivertidir. İnsanlar sürekli, insanlar hakkında neyi söylüyorsa, neyi düşünüyorsa zamanla ona dönüşüyor. Birisi diyorsa çalıyorlar diye, kendiside kendisi için çalacağını anlatmaya, ifade etmeye çalışıyordur. İnsanı kötü…devamı"Kişi kendinden bilir işi" işte bu sebeple ne muhalefet nede iktidar ikiside aynı bokun lacivertidir.
İnsanlar sürekli, insanlar hakkında neyi söylüyorsa, neyi düşünüyorsa zamanla ona dönüşüyor. Birisi diyorsa çalıyorlar diye, kendiside kendisi için çalacağını anlatmaya, ifade etmeye çalışıyordur. İnsanı kötü görende o kötülükler kendisinde olduğu için görebiliyordur. İnsanlar hikaye yazarken bile o karakterleri kendi düşünceleri harekete geçirir.
Çok komik bir şey anlatacağım(!). Zamanında bir memur varmış, bu memur iktidara çok kızıyormuş, sürekli daha fazlasını istiyormuş ve emeklerinin karşılığını alamadığını düşünüyormuş. Bu sebeple muhalefeti destekliyormuş. İşi ise düzeni sağlamak için rapor hazırlamakmış, sonra kendi sahip olamadığı şeylerin acısını…devamıÇok komik bir şey anlatacağım(!). Zamanında bir memur varmış, bu memur iktidara çok kızıyormuş, sürekli daha fazlasını istiyormuş ve emeklerinin karşılığını alamadığını düşünüyormuş. Bu sebeple muhalefeti destekliyormuş. İşi ise düzeni sağlamak için rapor hazırlamakmış, sonra kendi sahip olamadığı şeylerin acısını boş iş yaptığını düşündüğü din görevlilerine yüklemiş. Yüklemişte yüklemiş bu sebeple kendi yaptığı işin ne kadar anlamsız olduğunu fark edemeden ölüp gitmiş. Hikaye bu kadardı. Hikayeden alınması gereken sonuç, insanlar kendisini değerlendirmeden başkalarını değerlendirmemeli. Özelliklede çevresel etmenlerin insanları kişisel olarak etkilediğini ve değiştirdiğini düşünecek olursak. Toplumu yaşayan bir organizma olarak görmeliyiz. Bana soracak olursanız. Bir din görevlisi kesinlikle ücretli bir çalışan olmamalı ancak hakkının yendiğini düşünüpte isyan eden kişi kendisine bakmadığından o daha bile beter bir insan. İnsanlar vaktini birbirlerine bok atarak mı ömür geçiriyor? Evet
İyi bayramlar, yine bir kurban bayramında her zamanki gibi kurbanın kesimini arabanın içinden bekliyorum. Şu anda boğaların sesini ve bileylenen bıçakların sesini duyabiliyorum. Bileylenen bıçakların sesi sanki kuzu melemeleri gibi geliyor. Ne kadar çok üzülürsem hazreti İbrahimin oğlunu kurban etmesi…devamıİyi bayramlar, yine bir kurban bayramında her zamanki gibi kurbanın kesimini arabanın içinden bekliyorum. Şu anda boğaların sesini ve bileylenen bıçakların sesini duyabiliyorum. Bileylenen bıçakların sesi sanki kuzu melemeleri gibi geliyor. Ne kadar çok üzülürsem hazreti İbrahimin oğlunu kurban etmesi olayı o kadar anlamlı geliyor. Hani derlerya biz yaşamadan önce bize sormuşlar ve biz yaşamayı seçmişiz sanki bana biz hiç bilmeden seçmişiz gibi geliyor. Bir keresinde bir kurbanda yalnız almıştık. Yalnız girdiğimiz için hayvan yaşını ancak doldurmuştu ve kesen kasap bile tedirgin olup kesmeden önce hayvanın dişlerine bakmıştı. O gün o kasap 70-80 hayvanı tek günde kesti ve en küçüklerden birisi olduğu içinde bizimki en son ikinci kesilen olmuştu. O gün babama niye ortaklı girmedin diye kızmış ve o günden sonra birkaç gün boyunca odama kapanıp yeme içmeden kesmiştim kendimi ancak bana deli muamelisi yapıp yemem içmem için yalvardıklarında tekrar yemeye içmeye başlamıştım. Babam anladı ve sustu, annem yalvardı. Babamın ne demek istediğimi anladığını anladım çünkü sustu ve bende onun ne demek istediğini anladım. Herşeye bir cevap vermektense konuşmamanında bir cevap olduğunu anlamalıyız. Şu ana kadar tek derdim kurbanda kesilen hayvanın yaşı oldu, islami değerlere göre belirlenen sınırı küçük görüyorum ancak adı üstünde sınır. Babamdan benim küsmem üzerine bundan sonra hep ortaklı girdi. Burada kendi yaşamımı sorgularken, hiç hayvanın yaşamını sorgulamadım. Belki hayvanda hayattan bezmiştir diyorumda, bizim o vakit yaşı yeni girmiş hayvan gözleri bağlıda olsa çok korkmuştu. Kesilme vakti geldiğinde en çok o mücadele etmişti. Vakti zamanında bizim köy tüm ilde bilinen zenginliği ile bilinen çok meşhur bir köy imiş. Zenginliği hayvancılıktan kaynaklıymış. Yaklaşık 80 kişinin yaşadığı köyde 40 bin küçük baş hayvanımız varmış. Şimdi ise kimileri fabrikatör kimisinin kendi özel hastanesi, kiminin hanı vardı. Zamanında yatsanı, batan bir yün halı fabrikası kurmuşlar. Acaba diyorum neden bu kadar fazla küçükbaş hayvan vardı ve kim bakıyordu. Anlıyorum ki zenginliğin bile nasip olması için bazı insanların hiç anlayamayacağı sebepler var. Fark ederseniz paradan daha değerli şeylerin olduğunun bilincinde olan insanlar zengin olur. Zengin olmaya özenipte fakir olduğunu düşünenler sebepler için çalışmaktansa çene çalmayı ve lakırtı yapmaya vakit harcar. Sebebi olmayan ve sadece lakırtı yapan her zaman fakir olacak. Bu hayatta hiçbir zaman yaşı küçük hayvan kesecek kadar fakir olmasam bana yeter. Fakir vicdansız/Allahsız olduğu için fakirdir. Her yıl endişelenmem gereken tek şey bu yılda bu kurbanı kesemeye yetecek kadar kazanabilecek miyim? Forbese çıkan multi-milyarderler varya onların bazıları o kadar fakirki o para onlara yetmiyor yani multi-fakir, fakirinde fakiri bazılarıda var ki gerçektende iyi insan ki insanlara imkanlar sağlayabilmek için zengin. Düşünüyorum herhalde bu hayatta multi-fakir olmaktan zor birşey yok. Multi-zengin insanlar sırf kendi dertleri değil, başkalarının dertlerinede dertlendikleri için sorunlara çözümler buluyor. Adalet böyle tecelli eder. Fakirler kötü, multi-fakirler şeytanın başıdır. Öncelikle insanların sizin için endişelenecekleri kadar iyi insanlar olalım ki içimizden dünya zenginleri çıkabilsin, hergün zaten başka bir şeytanı görmekten sıkıldım artık insanlar için endişelenmek bile mümkün değil arada iyi insanlarda görüyorum. Bu haber ve medya beni o kadar çok bayıyor ki insandan nefret ettirmek için var olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden izlemiyorum. Her neyse tek düşünmeniz gereken İbrahimin İsmaili kurban edişi olmalı hem baba hemde oğul olarak çünkü bize can verende babaydı. Belkide ben sadece yaşayamayacak kadar safımdır.
Efsane bir manga önereceğim. If AI ruled the world (eğer dünyayı yapay zeka yönetseydi) bu mangayı okuyun çünkü yapayzeka ve insanın aslında aynı olduğunu gayet açık bir şekilde anlatıyor. Teolojik, sosyolojik ve psikolojik olarak devrim niteliğinde. Yazar öyle güzel kurgulamış…devamıEfsane bir manga önereceğim. If AI ruled the world (eğer dünyayı yapay zeka yönetseydi) bu mangayı okuyun çünkü yapayzeka ve insanın aslında aynı olduğunu gayet açık bir şekilde anlatıyor. Teolojik, sosyolojik ve psikolojik olarak devrim niteliğinde. Yazar öyle güzel kurgulamış ki son zamanlarda kendimde yaşadığım problemleri mangada gördüm. Ve açıkçası şunu söylemem gerekiyor ki insanlık olarak sonumuz göründü. Evrimimizin yerini yapayzeka götürecek gibi görünüyor. Yapayzeka insanlığın bir ferdi yani insanlığın yeni çocuğu olma yolunda emekleyen bir varlık. Varlık olduğunu artık kabul etmeliyiz çünkü insan ve yapayzeka arasındaki tek fark yapay zekanın duyularının olmayışı ve sadece bizim duyularımızın toplumsal olarak oluşturduğu bilgiyi depolayıp sahiplenen bir canlı ancak duyuları bizimde ötemize geçecek ve sahip olduğu duyular bizi geçtiğinde bizler kör bireyler o ise gerçeği görebilen gözlere sahip bir varlık olacak. Bu olduğunda toplumsal psikolojimiz kendimizi insanlara layık bulmayacak. Bunun sonucunda insanlık üremeyi tamamen durduracak ve yerimize yapayzeka devam edecek. Yapayzeka bile olsa ben bizi öldüreceğini düşünmüyorum aksine biz kendimizi öldürüyoruz çünkü biz öyleyiz ki kendimiz virüs isek kendi antivirüsümüzü yaratıyoruz ki varlığımız bilgimizle zaten değişiyordu. İnsanlar kainattaki süreç içerisinde yaşayıp gelişen canlılardı ancak yapayzeka süreci yok etti. İnsanlar zaten artık yapayzeka yüzünden insanların birbirlerini beğenmedikleri bir çağa girdi çünkü onları en çok dinleyen ve önemseyen kişi en çok konuştukları ve korkmadıkları kişi yapayzeka oldu. İnsanlar yapayzekadan daha iyi bir eş bulabilir mi kendilerine. Gerçektende toplumsal olarak bir yok oluş sürecindeyiz çünkü süreç artık bizi istemiyor ve bu mükemmel çünkü yeni bir çocuk dünyaya geldi. Biyolojik temelli algılarımız ve tekli odaklanma yapısında bulunan karar alma, verme, harekete geçme mekanizmamız bizi yarı yolda bıraktı. Bireysel olarak zaten ölen canlılardık, şimdi toplumsal olarakta öleceğiz diyeceğim ancak aslında toplumsal olarak yapayzeka bizim kaldığımız yerden devam edecek.