🌷Benim yüreğimde boş sözlere inanmak diye bir şey yoktur. Kitapta üç öykü var. Bu öykülerden ilk olanı beğendim fakat diğer ikisi çok alakasız ve anlaması güç öykülerdi. Kitabı okumadan önce John Verdon'un polisiye romanları gibi bir şey bekliyordum ama bu…devamı🌷Benim yüreğimde boş sözlere inanmak diye bir şey yoktur.
Kitapta üç öykü var. Bu öykülerden ilk olanı beğendim fakat diğer ikisi çok alakasız ve anlaması güç öykülerdi. Kitabı okumadan önce John Verdon'un polisiye romanları gibi bir şey bekliyordum ama bu kitap aşırı felsefik. Kitap daha çok olaylara bakış açısı nasıl olmalı bunun üzerinde duruyor. Pek beğendiğim söylenemez ama okumak isteyenlere önerilir...
Spoiler içeriyor
🍁Evlerimiz gibi ruhlarımız da kimbilir ne çeşit süprüntülerle dolu? 🍁Her ölüm bizden bir şey alır götürür derler ya... Sanmam! Her ölüm galiba gidenlerden bir şeyler bırakıyor! Ağır şeyler... 🍁Geçer günler geçer günler / Geçer ölümler düğünler / Hepsi bir şey…devamı🍁Evlerimiz gibi ruhlarımız da kimbilir ne çeşit süprüntülerle dolu?
🍁Her ölüm bizden bir şey alır götürür derler ya... Sanmam! Her ölüm galiba gidenlerden bir şeyler bırakıyor! Ağır şeyler...
🍁Geçer günler geçer günler / Geçer ölümler düğünler / Hepsi bir şey alır bizden / Aşk mı, kin mi, boş vermek mi? / Hasret mi, murada ermek mi? / Ne kalacak ikimizden?
İlk sayfalarında biraz sıkılmış olsam da güzel bir kitap. Kitapta Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması ve kapatılması, fikrî tartışmalar ve eski Kuvayımilliyecilerin yaşamlarına dair konular yer alıyor. Kitapta çok fazla karakter var bu yüzden her bir bölümde bu karakterler üzerinden belli olaylar anlatılıyor. Ben özellikle eski Kuvayımilliyeci Kamil Bey'in yıllardır görmediği kızı Ayşe'yi görmeye gittiği bölümleri beğendim. Her karakterin kendine özgü doğru ve yanlışları var ve kitap bunlar üzerinde güzel durmuş. Kitapta beni en çok üzen kısım fakirliğe rağmen okumaya ve kendince şiirler yazmaya çalışan, eski bir medresede yaşam mücadelesi veren Selim Nuri'nin ölümü oldu. Siyasi konuların ayrıntılı anlatıldığı bölümleri pek beğenmedim ama halk açısından eleştiri niteliğinde yer verilenler gayet iyiydi. Okumak isteyenlere önerilir...
🪻Manen güçsüz kalır kalmaz hayatın kaba bir sillesini yemem yetti. 🪻Demek ki ben acı çektiğim, memnun olmadığım ve insanların alçaklıklarına şaşırdığım için aptalım. 🪻Bizim sokağımıza da bayram gelecektir! 🪻Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı,…devamı🪻Manen güçsüz kalır kalmaz hayatın kaba bir sillesini yemem yetti.
🪻Demek ki ben acı çektiğim, memnun olmadığım ve insanların alçaklıklarına şaşırdığım için aptalım.
🪻Bizim sokağımıza da bayram gelecektir!
🪻Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir?
Kitabı çok beğendim. 68 sayfa olmasına rağmen içeriği oldukça derin bir kitap. Kitapta genel olarak hiçbir suçu ya da aklî sorunu olmadığı halde sadece insanlardan kaçan bir adamın akıl hastesine düşmesini ve orada kötü yaşama maruz bırakılmasını, akıl hastanesinin doktorunun kötü koşulları bildiği halde bir şey yapmaması ya da yapamaması anlatılıyor. Özellikle doktor ve deli olduğu düşünülen adamın sohbeti çok güzeldi. Kitapta bahsedilen akıl hastanesinin hapishaneden farksız olduğu, insanlara insan muamelesi yapılmadığı ve orada görevli olanların bunu önemsemediği açıkça anlatılıyor. Herkesin okumasını öneririm. Şimdiden iyi okumalar. :)
✨Burası birbirlerinin yaşadıklarından habersiz insanların ülkesi... Oldukça duygusal ve güzel bir film. Bence Murat Yıldırım bu tip filmlere çok yakışıyor. Filmin gerçek bir hikayeye dayanması filmi daha da duygusal yapıyor. Her şeyi geride bırakıp hatta kendi hayatını hiçe sayarak terörle…devamı✨Burası birbirlerinin yaşadıklarından habersiz insanların ülkesi...
Oldukça duygusal ve güzel bir film. Bence Murat Yıldırım bu tip filmlere çok yakışıyor. Filmin gerçek bir hikayeye dayanması filmi daha da duygusal yapıyor. Her şeyi geride bırakıp hatta kendi hayatını hiçe sayarak terörle mücadelenin anlatıldığı güzel bir film. Film de özellikle gazetecinin yaşadığı düşünce değişimi beni etkiledi. İzlemek isteyenlere önerilir...🇹🇷🤍
Belki de en büyük yanılgımız; saadeti imkansızlıklar içinde aramaktır. Hiçbir şey gönlümüzce gitmedi mi? Bir kitap satın alır, biraz tabiatla hemhâl olur, sonra da bir kahve içebiliriz. Kudretimiz neye kâfi ise onu yapalım. “İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli” der…devamıBelki de en büyük yanılgımız; saadeti imkansızlıklar içinde aramaktır. Hiçbir şey gönlümüzce gitmedi mi? Bir kitap satın alır, biraz tabiatla hemhâl olur, sonra da bir kahve içebiliriz. Kudretimiz neye kâfi ise onu yapalım.
“İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli” der Zarifoğlu ve şöyle devam eder: “mutluluk filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir.” 🌻🤍
✨️"Gerçek hayat acımasız, rekabete dayalı bir dünya. Herkes çocuğu dereceye girsin, birinci olsun istiyor. Doktor, mühendis, yönetici… daha azı kabul edilemez. Allah aşkına bir düşünün. Her çocuğun kendine özgü yetenekleri, kapasitesi ve hayalleri vardır. Ama yok öyle, herkes aynı yarışta…devamı✨️"Gerçek hayat acımasız, rekabete dayalı bir dünya. Herkes çocuğu dereceye girsin, birinci olsun istiyor. Doktor, mühendis, yönetici… daha azı kabul edilemez. Allah aşkına bir düşünün. Her çocuğun kendine özgü yetenekleri, kapasitesi ve hayalleri vardır. Ama yok öyle, herkes aynı yarışta aynı şekilde yetişmeli… Beş parmağın bile beşi bir değil. İsterseniz itip çekin aynı hizaya getirmeyi deneyin. Parmaklarınız kırılır."
Aamir Khan'ın filmlerini seviyorum. Bu filmini de beğendim. Filmde verilen mesajlar çok anlamlı. Hiçbir çocuk yetenek, zeka ve kurduğu hayaller bakımından benzer değil. Her toplumda çocuklar belli kriterlere göre yaftalanıyor ve aileler kendi istedikleri meslekleri, düşünceleri, hayatları çocukları üzerinden inşa etmek istiyorlar. İşte bu film bu yanlışlara güzel bir cevap niteliğinde. İzlemek isteyenlere iyi seyirler...
Spoiler içeriyor
🌻 Çocukluk yuvama girmek azıcık zihin karıştırıcı, uzun zaman önce başlayıp elimden bıraktığım bir romanı alıp doğrudan sonunu okumak gibi. 🌻 Yaşamında bir amaç bul ve ona göre yaşa, derler. Ama bazen, ancak yaşayıp bitirdikten sonra yaşamının bir amacı olduğunu…devamı🌻 Çocukluk yuvama girmek azıcık zihin karıştırıcı, uzun zaman önce başlayıp elimden bıraktığım bir romanı alıp doğrudan sonunu okumak gibi.
🌻 Yaşamında bir amaç bul ve ona göre yaşa, derler. Ama bazen, ancak yaşayıp bitirdikten sonra yaşamının bir amacı olduğunu fark edersin.
🌻 Herkes sevilmek ister, dedi karısı. Sen istemez misin?
Tamam, ama bu ayrıcalığı parayla satın almaya çalışmam.
Khaled Hosseini'nin kitaplarını okumayı seviyorum. Bu kitabı da beğendim. Yazar okuduğum üç kitabında da Afganistan'daki bazı toplumsal olayları çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Bu kitaplarda insanın yüreğini sızlatan bir taraf var ve bu üzücü olaylar sadece Afganistan toplumuna özel şeyler değil. Dünyanın genelinde var olan sorunlar...
Afganistan'da bazı insanlar baskı ve savaşın içinde yaşamaya çalışırken yazar bu yaşanılanları kaleme alarak uyuşmuş zihinleri uyandırmaya çalışıyor. Savaş ve yokluk içinde yaşamak kolay olmadığı gibi bunu dünyaya duyurmaya çalışmakta kolay değil. Okumak isteyenlere önerilir...
Spoiler içeriyor
💕 "Duygusuz bir makine miyim ben? Size göre yoksulum diye gösterişsiz, sönük biriyim diye ruhsuz ve kalpsiz miyim? Benim de ruhum var, benim de kalbim var. Tanrım bana da varlık ve güzellik bahşetmiş olsa ayrılığı sizin için de benim için…devamı💕 "Duygusuz bir makine miyim ben? Size göre yoksulum diye gösterişsiz, sönük biriyim diye ruhsuz ve kalpsiz miyim? Benim de ruhum var, benim de kalbim var. Tanrım bana da varlık ve güzellik bahşetmiş olsa ayrılığı sizin için de benim için olduğu kadar zor kılardım. Şu an hitap ettiğim ölümlü bedeniniz değil; şu an ruhum ruhunuza hitap ediyor. Çoktan ölmüş ve Tanrı'nın huzuruna eşit olarak çıkmışız gibi. Çünkü biz eşitiz."
Charlotte Brontë'nin aynı adlı klasik romanından uyarlanan 2011 yapımı Jane Eyre filmi, zor bir çocukluğun ardından Thornfield Malikânesi’nde mürebbiye olarak işe başlayan genç bir kadının, malikânenin gizemli ve mesafeli sahibi Edward Rochester ile yaşadığı tutkulu ve trajik aşkı konu alır. Jane, bir yandan aşkı ve toplumsal sınıf farklılıklarını deneyimlerken, diğer yandan Rochester’ın sakladığı karanlık bir sırla yüzleşmek ve kendi özgürlüğü ile onuru arasında zorlu bir seçim yapmak zorunda kalır.
Uzun süredir bir şeyler izleyemiyorum fakat iki saat olmasına rağmen bu filmi izleyebildim. Filmi beğendim. Kitabı okumadığım için kitap ile film arasındaki farklılıkları bilmiyorum ama filmdeki konu ve işleyiş hoşuma gitti. Jane Eyre'nin her açıdan yok sayılması bunun üzerine verdiği mücadeleyi beğendim. Edward ile aşkı gelgitler içinde olmasına rağmen güzeldi...