Spoiler içeriyor
"Sonu gelmeyen bir kışın bitmesini umutla bekleyenlere..." Filmde, kış mevsiminin sert ve uzun geçtiği ücra bir kasabaya hemşire olarak atanan Aslı'nın kasabada şahit olduğu olaylar anlatılıyor. Film, babası istemediği halde bu ücra kasabaya gelen Aslı'nın, her gün ormana gidip ayılar…devamı"Sonu gelmeyen bir kışın bitmesini umutla bekleyenlere..."
Filmde, kış mevsiminin sert ve uzun geçtiği ücra bir kasabaya hemşire olarak atanan Aslı'nın kasabada şahit olduğu olaylar anlatılıyor. Film, babası istemediği halde bu ücra kasabaya gelen Aslı'nın, her gün ormana gidip ayılar uykularından erken uyanırsa aç kalmasınlar diye onlara kemik taşıyan ve özellikle Hasan karakterinin ayılara karşı acımasızlığına karşı gelmeye çalışan Samet'in, hamile karısını çalıştıran ve kendi menfaati için öldürdüğü ayıyı bir canlı olarak görmeyen Hasan'ın üzerinde ilerliyor...
Benim için orta düzey bir filmdi. Bu tip filmlerde sevdiğim şey halkın içinden olan yani toplumda yaşanması muhtemel olayların anlatılması. Fakat filmi genel olarak değerlendirdiğimde filmin hikayesinin sağlam olduğunu düşünmüyorum. Çünkü filmin sonunu tahmin etmek zor olmadı. Ayrıca film Artvin Şavşat'ta çekilmiş ama ben zorlu kış ve ayılar dışında herhangi bir Karadeniz havasını hissedemedim. Bunlar dışında Merve Dizdar'ı birçok filmde görüyorum ama bu filmde de gördüğüm tek şey aşırı donuk ifadesiydi. Film durgun ilerliyor olabilir ama ifade anlamında belli farklılıklar hissetmeliyiz diye düşünüyorum.
Son olarak filmde dikkatimi çeken şey insanın her şeyin sorumlusu olarak başka şeyleri gördüğü, aynayı hiçbir zaman kendine çevirmediği, menfaati için her şeyi yapabileceği ve kendi dışında kimseye yaşam hakkı tanımadığı...
Spoiler içeriyor
❤️🩹 "Çizdiğimiz sınırlar bizi korumak için mi var, yoksa bizi buraya hapsetmek için mi? Gerçek şu ki; en aşılmaz sınırlar etrafımıza örülen duvarlar değil, kendi zihnimizde kabullendiğimiz esarettir." ❤️🩹 "Savaş da bitecek, ömür de. Mesele hangisinin önce biteceği." Dizi, Barad…devamı❤️🩹 "Çizdiğimiz sınırlar bizi korumak için mi var, yoksa bizi buraya hapsetmek için mi? Gerçek şu ki; en aşılmaz sınırlar etrafımıza örülen duvarlar değil, kendi zihnimizde kabullendiğimiz esarettir."
❤️🩹 "Savaş da bitecek, ömür de. Mesele hangisinin önce biteceği."
Dizi, Barad ailesinin ülkelerindeki savaştan kaçarak Avrupa'da güvenli bir hayat için yola çıkmalarını ve gizemli bir adada tutsak tutulmalarını distopik bir şekilde anlatıyor. Bu adada farklı ülkelerden olan mültecilerin Avrupa'ya gidebilmeleri ve Avrupa'daki yaşamı hak etmeleri için belli oyunları oynamaları gerekiyor...
Diziyi çok beğendim. Mültecilerin yolculuklarını gösterirken Aylan bebeğe de yer vermeleri çok anlamlıydı. Ayrıca Azad karakterini oynayan Berkay Çınar'ın oyunculuğu çok güzeldi. Dizideki oyunları izlerken aklıma Squid Game dizisi geldi çünkü ana tema olarak benzer olmasa da birkaç noktada benzerlikler olduğunu düşünüyorum. Bu benzerlikler olmasa daha özgün bir dizi ortaya çıkabilirdi.
Mültecilerin yaşadıkları zorluklarla empati yapabilmek için güzel bir dizi. Dünyadaki bütün savaşların bitmesini ve herkesin huzur içinde yaşamasını umuyorum...🤍
Fakat seni gerçekten seven biri, ne kadar saklamaya çalışsan da içindeki fırtınayı hisseder. Belli etmemeye çalışsan da, tüm kalbiyle seni seven biri seni anlar. Anlamalı.. Çünkü sevgi yalnızca mutlu anları paylaşmak değildir. Gerçek sevgi, kelimelere gerek duymadan hissedebilmektir. 📚 Derinlerde…devamıFakat seni gerçekten seven biri, ne kadar saklamaya çalışsan da içindeki fırtınayı hisseder. Belli etmemeye çalışsan da, tüm kalbiyle seni seven biri seni anlar.
Anlamalı.. Çünkü sevgi yalnızca mutlu anları paylaşmak değildir. Gerçek sevgi, kelimelere gerek duymadan hissedebilmektir.
📚 Derinlerde Bir Yerde
❄️ "Bize bir vatan kaldı; bacağı topal, gözü yaşlı, kalbi kırık..." ❄️ "Memleket yanıyor efendi! Kendi derdimi düşünecek hâlim yok." ❄️ "Her geçen saniye bir nefes eksiliyor bu millet!" ❄️ "O gece depremden bile soğuktu..." ❄️ "Kara kışlar bile bir…devamı❄️ "Bize bir vatan kaldı; bacağı topal, gözü yaşlı, kalbi kırık..."
❄️ "Memleket yanıyor efendi! Kendi derdimi düşünecek hâlim yok."
❄️ "Her geçen saniye bir nefes eksiliyor bu millet!"
❄️ "O gece depremden bile soğuktu..."
❄️ "Kara kışlar bile bir bahara yenilir."
Dizide 1939 Erzincan depreminde dönemin savcısı Yusuf İzzet Akçal'ın mahkumlarla bir anlaşma yapıp onlarla dayanışma içinde yüzlerce insanın hayatını kurtarması anlatılıyor.
Diziyi çok beğendim. Özellikle Murat Yıldırım ve Diren Polatoğulları'nın oyunculuğu güzeldi. Dizide yer alan türküler de oldukça duygusal ve anlamlıydı. Dizi Erzincan depremi dışında Yusuf İzzet Bey'in Demokrat Parti üyeleriyle beraber yargılanmasından, yapılan idamlardan ve Nazım Hikmet'in hapis hayatından belli kesitler gösteriyor.
Bu diziyle Türkiye'de önemli işler yapmış bir savcıyı tanımak ve siyasi tarihe kara leke olarak geçen idamları bir kez daha görmek etkileyiciydi. Tabii platformunda bu tür dizilerin artacağını umuyorum. İzlemek isteyenlere önerilir...
🌸Neden hep gidenleri gösteriyor yalnızlık Bu kadar mı çaresiz yeryüzünde aynalar 🌸 Bir lahzalık yürüyüştür yaşamak Adım adım nefes almak ve susmak 🌸 Benim için dönen değirmen Öğütüyor dünden kalan yılları 🌸 Kim der ki şimdi bahardır Divaneler bahtiyardır Neyi…devamı🌸Neden hep gidenleri gösteriyor yalnızlık
Bu kadar mı çaresiz yeryüzünde aynalar
🌸 Bir lahzalık yürüyüştür yaşamak
Adım adım nefes almak ve susmak
🌸 Benim için dönen değirmen
Öğütüyor dünden kalan yılları
🌸 Kim der ki şimdi bahardır
Divaneler bahtiyardır
Neyi bekliyor yıllardır
İçimde yılkı atları
🌸 Bir vicdan ölüyor bir mahallede
Çeşmelerin yıkılması yakındır
🌸 Kanatlanmıyorsa bir şiir, dünya
Kurak bir âlemin civarındadır
Nurullah Genç en sevdiğim yazarlardan bir tanesi. Şiirleri bana çok naif ve anlamlı geliyor bu yüzden fırsat buldukça okumaya çalışıyorum. Okumak isteyenlere önerilir... 🌸🤍
Spoiler içeriyor
"Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır." 2005 yapımı The İmam filminin devamı niteliğindedir. Sokak dövüşçüsü bir gencin, hafıza kaybı yaşayan bir adamı kurtarmasıyla başlayan gizemli bir hikayeyi anlatmaktadır. Film benim için orta düzeydeydi. Senaryo açısından pek iyi olduğunu düşünmüyorum. Fakat İstanbul sokakları…devamı"Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır."
2005 yapımı The İmam filminin devamı niteliğindedir. Sokak dövüşçüsü bir gencin, hafıza kaybı yaşayan bir adamı kurtarmasıyla başlayan gizemli bir hikayeyi anlatmaktadır.
Film benim için orta düzeydeydi. Senaryo açısından pek iyi olduğunu düşünmüyorum. Fakat İstanbul sokakları güzel aktarılmış bu yüzden görüntü kısımlarını beğendim. Filmde başrol olan kişinin yaşadığı kazadan dolayı zihninde tasarladığı olayları izliyoruz. Bu yüzden bazı kişilerin vasıflarının ne olduğunu ve ana temayı filmin sonunda öğreniyoruz. Filmin sonunda izleyicilere ters köşe yapmak istemişler ama bunun pek bir anlamı olmamış. Bence filmin konusu fazlasıyla sıradan. Ayrıca Ahmet Yenilmez gibi değerli bir oyuncuyu filmin sonunda bir iki dakika göstermek bana doğru gelmedi. Sonuçta The İmam filminde ana karakterlerden biriydi bu yüzden bu filmde ona iyi bir yer verilmeliydi.
Bu filmi izledikten sonra ister istemez The İmam filmiyle kıyaslama yapmak zorunda kaldım. The İmam filmi görüntü kalitesi olarak iyi olmamasına rağmen hikayesiyle daha güzeldi. Yine de izlemek isteyenlere iyi seyirler...
Santiago Bou Grasso'nun ödüllü kısa animasyon filmi İstihdam (El Empleo), modern kapitalist sistemde insanların birbirini nesneleştirdiği, hiyerarşik bir "modern kölelik" düzenini anlatır. Filmde bireyler iş hayatında masadan sandalyeye, taksiden lambaya kadar eşya gibi kullanılır. İnsanların kendi benliğini yitirip yabancılaştığı, birinin…devamıSantiago Bou Grasso'nun ödüllü kısa animasyon filmi İstihdam (El Empleo), modern kapitalist sistemde insanların birbirini nesneleştirdiği, hiyerarşik bir "modern kölelik" düzenini anlatır. Filmde bireyler iş hayatında masadan sandalyeye, taksiden lambaya kadar eşya gibi kullanılır. İnsanların kendi benliğini yitirip yabancılaştığı, birinin diğerine bağımlı olduğu bir çarkı, hiç konuşmadan, çarpıcı bir finalle gösterir.
Filmde oldukça anlamlı mesajlar verilmiş bu yüzden filmi çok beğendim. Maalesef toplum olarak modernleştikçe ve teknoloji, bilim, sanayi... gibi alanlarda geliştikçe insanın birer nesne haline dönüşmesi kaçınılmaz oluyor. Filmde her insanın başka bir insan için çalıştığı ve nesnelerin görevini insanın üstlendiği anlatılıyor. İzlemek isteyenlere önerilir.
Spoiler içeriyor
🎠İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor. 🎠 Birini sevmek, arkasından üzülmek, acı duymak... bunlar güzel şeyler. Kimse gözlüklerinin arkasına saklamaya çalışmasın gözyaşlarını... 🎠 - O kadar sapa ki, yalnızlık bile uğramaz buraya. -…devamı🎠İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
🎠 Birini sevmek, arkasından üzülmek, acı duymak... bunlar güzel şeyler. Kimse gözlüklerinin arkasına saklamaya çalışmasın gözyaşlarını...
🎠 - O kadar sapa ki, yalnızlık bile uğramaz buraya.
- Yalnızlıktan daha öte ne olabilir ki?
- Benliğin yok olması. Hiçlik.
- Tam aradığım yer.
- O kadar emin olmayın. Buraya niceleri geldi. Kimi yol buldu, kimi de bildiği yoldan oldu.
Şanzelize Düğün Salonu, geleneksel bir dergâh terbiyesiyle yetişen Turgut'un, aşkı uğruna dergâhtan uzaklaşıp modern hayatın karmaşası içinde yaşadığı kimlik arayışını, absürt ve mizahi bir dille anlatıyor.
Dizi çok ağır ilerliyor bu yüzden ilk birkaç bölümünde biraz sıkıldım. Anladığım kadarıyla zaman kavramı üzerinde pek durulmuyor. Çünkü Turgut'un babasının ölümü, Eda'nın evlenmesi ve boşanması gibi durumlar bir anda geçildi. Oldukça ilginç bir diziydi. Turgut ve Eda karakteri bana çok durgun ve soğuk geldi bu yüzden onların olduğu sahneleri pek beğenmedim. Ama Derviş K. ve Halil bey karakterlerinin olduğu sahneler güzeldi. Baki karakterinin ters köşe biri çıkması şaşırtıcıydı...
Bu diziyi merak ettiğim için izledim ama bazı sahneleri dışında beğendiğim pek bir yeri olmadı. Ben karmaşıklığı pek sevmiyorum bu dizide de oldukça karmaşık olaylar vardı. İzlemek isteyenlere iyi seyirler...
Martin Haberman şöyle der: “Okullar bankalardan daha sağlam inşa edilip daha iyi korunmalı çünkü okullarda büyük bir hazine bulunuyor.” Hazinelerimizi; öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi koruyalım. Adliyeyi, bankayı nasıl korunuyorsak okulları da, öğrencileri de, öğretmenleri de öyle koruyalım. Okulları şiddetin değil güvenin adresi…devamıMartin Haberman şöyle der: “Okullar bankalardan daha sağlam inşa edilip daha iyi korunmalı çünkü okullarda büyük bir hazine bulunuyor.”
Hazinelerimizi; öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi koruyalım. Adliyeyi, bankayı nasıl korunuyorsak okulları da, öğrencileri de, öğretmenleri de öyle koruyalım. Okulları şiddetin değil güvenin adresi yapalım. Bunu, çok geç olmadan öncelikli politika hâline getirelim.
Tüm eğitim camiamıza geçmiş olsun.
Çok üzgünüm… (Alıntı)