Spoiler içeriyor
🌻 Çocukluk yuvama girmek azıcık zihin karıştırıcı, uzun zaman önce başlayıp elimden bıraktığım bir romanı alıp doğrudan sonunu okumak gibi. 🌻 Yaşamında bir amaç bul ve ona göre yaşa, derler. Ama bazen, ancak yaşayıp bitirdikten sonra yaşamının bir amacı olduğunu…devamı🌻 Çocukluk yuvama girmek azıcık zihin karıştırıcı, uzun zaman önce başlayıp elimden bıraktığım bir romanı alıp doğrudan sonunu okumak gibi.
🌻 Yaşamında bir amaç bul ve ona göre yaşa, derler. Ama bazen, ancak yaşayıp bitirdikten sonra yaşamının bir amacı olduğunu fark edersin.
🌻 Herkes sevilmek ister, dedi karısı. Sen istemez misin?
Tamam, ama bu ayrıcalığı parayla satın almaya çalışmam.
Khaled Hosseini'nin kitaplarını okumayı seviyorum. Bu kitabı da beğendim. Yazar okuduğum üç kitabında da Afganistan'daki bazı toplumsal olayları çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Bu kitaplarda insanın yüreğini sızlatan bir taraf var ve bu üzücü olaylar sadece Afganistan toplumuna özel şeyler değil. Dünyanın genelinde var olan sorunlar...
Afganistan'da bazı insanlar baskı ve savaşın içinde yaşamaya çalışırken yazar bu yaşanılanları kaleme alarak uyuşmuş zihinleri uyandırmaya çalışıyor. Savaş ve yokluk içinde yaşamak kolay olmadığı gibi bunu dünyaya duyurmaya çalışmakta kolay değil. Okumak isteyenlere önerilir...
Spoiler içeriyor
💕 "Duygusuz bir makine miyim ben? Size göre yoksulum diye gösterişsiz, sönük biriyim diye ruhsuz ve kalpsiz miyim? Benim de ruhum var, benim de kalbim var. Tanrım bana da varlık ve güzellik bahşetmiş olsa ayrılığı sizin için de benim için…devamı💕 "Duygusuz bir makine miyim ben? Size göre yoksulum diye gösterişsiz, sönük biriyim diye ruhsuz ve kalpsiz miyim? Benim de ruhum var, benim de kalbim var. Tanrım bana da varlık ve güzellik bahşetmiş olsa ayrılığı sizin için de benim için olduğu kadar zor kılardım. Şu an hitap ettiğim ölümlü bedeniniz değil; şu an ruhum ruhunuza hitap ediyor. Çoktan ölmüş ve Tanrı'nın huzuruna eşit olarak çıkmışız gibi. Çünkü biz eşitiz."
Charlotte Brontë'nin aynı adlı klasik romanından uyarlanan 2011 yapımı Jane Eyre filmi, zor bir çocukluğun ardından Thornfield Malikânesi’nde mürebbiye olarak işe başlayan genç bir kadının, malikânenin gizemli ve mesafeli sahibi Edward Rochester ile yaşadığı tutkulu ve trajik aşkı konu alır. Jane, bir yandan aşkı ve toplumsal sınıf farklılıklarını deneyimlerken, diğer yandan Rochester’ın sakladığı karanlık bir sırla yüzleşmek ve kendi özgürlüğü ile onuru arasında zorlu bir seçim yapmak zorunda kalır.
Uzun süredir bir şeyler izleyemiyorum fakat iki saat olmasına rağmen bu filmi izleyebildim. Filmi beğendim. Kitabı okumadığım için kitap ile film arasındaki farklılıkları bilmiyorum ama filmdeki konu ve işleyiş hoşuma gitti. Jane Eyre'nin her açıdan yok sayılması bunun üzerine verdiği mücadeleyi beğendim. Edward ile aşkı gelgitler içinde olmasına rağmen güzeldi...
🍂 Ben, eski bir insanım. Anlaşmamıza imkân yok. İnsanların paradan başka şeylerle de mesut olacaklarına inanarak yaşadım. O kanaatle öleceğim. 🍂 Bu insanlardaki içyüzün dışyüze ne kadar az benzediğini anlamak için fazla yorulmaya da lüzum yoktu. Parmağının ucuyla biraz dokundun…devamı🍂 Ben, eski bir insanım. Anlaşmamıza imkân yok. İnsanların paradan başka şeylerle de mesut olacaklarına inanarak yaşadım. O kanaatle öleceğim.
🍂 Bu insanlardaki içyüzün dışyüze ne kadar az benzediğini anlamak için fazla yorulmaya da lüzum yoktu. Parmağının ucuyla biraz dokundun mu, üstlerindeki yaldız parça parça dökülüyor, altında dolu pislik ve ahlâksızlığın cılk yaraları, bütün iğrençliğiyle görülüyordu.
🍂 Anlaşılan çocuklarla fincan takımları arasında pek fark yoktu. Kırıla kırıla bir tek kaldıkları gibi işe yaramaz oluyorlar, bir köşeye atılıyorlardı.
Bana göre güzel bir kitap. Kitap, bir ailenin nasıl bambaşka yerlere savrulduğunu ve Ali Rıza Bey üzerinden insanların yaşantılarını kınamanın insanın başına neler açacağını net bir şekilde anlatıyor. Gösterişin, hırsın ve yabancılaşmanın kardeşlerin ilişkisini bile paramparça ettiğini anlatan güzel bir kitap...
🌼 Biz ömrün çok kısa olduğunu duyuyor, düşünüyor; ama az sonra unutuyoruz. İnsanoğlu unutkan ve nankördür. Elindekinin kıymetini bilmez, kaybedince mızıldanır. Biz her zaman bu işi bir hatırlar, bir unuturuz. Sürekli hatırda tutmak velilere mahsus. Ölmeden ölenlere. 🌼 Yeter ki…devamı🌼 Biz ömrün çok kısa olduğunu duyuyor, düşünüyor; ama az sonra unutuyoruz. İnsanoğlu unutkan ve nankördür. Elindekinin kıymetini bilmez, kaybedince mızıldanır. Biz her zaman bu işi bir hatırlar, bir unuturuz. Sürekli hatırda tutmak velilere mahsus. Ölmeden ölenlere.
🌼 Yeter ki insan kaybolmasın, insan bozulmasın. Eşyayı, etrafı yenilersin; düzeltirsin ama bozulan insanı düzeltmek zordur, kim bilir kaç nesil alır.
Kitapta uzun yıllar yurtdışında yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönen genç bir akademisyenin gözünden modern dünya, yabancılaşma ve toplumsal bunalımlar anlatılır. Mustafa Kutlu'nun kitaplarını okumayı seviyorum ama bu kitap benim için bir başka güzel. Kitabın konusunu ve yazarın anlatımını beğendim. Okumak isteyenlere önerilir...📚💖
Gece inmiş şehre Sadece şiir merhem olur gönlümün karasına şimdi. Birbirine kırgın duvarlar, insanlar ve gölgeler. Şimdi ne yazsam da geçse, kalbimin küsü? Erdem Bayazıt
“Bu yazı bir komando er mektubudur ve siz bunu okuyorsanız ölmüşüm demektir. Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara göndermek isterdim ama yok. İlerde ölürsem diye bir mektup yazmak çok zor, aklına getirmek istemez insan yazdığında ölümü, hani her zaman bir…devamı“Bu yazı bir komando er mektubudur ve siz bunu okuyorsanız ölmüşüm demektir.
Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara göndermek isterdim ama yok. İlerde ölürsem diye bir mektup yazmak çok zor, aklına getirmek istemez insan yazdığında ölümü, hani her zaman bir umut vardır ya. Askerliğim bittikten sonra yırtıp atacaktım bu mektubu ama şu an okuyorsanız yırtamadım demektir. Zaten pek de kalem tutmaz elim, silah tutmayı daha iyi bilirim. Kışlada her televizyona bakışımda birbirinizi öldürdüğünüzü birbirinizin canını yaktığını gördüm. Müziğin sesini çok açtığı için komşusunu vuranlar, gücü kadına yetenler, cebindeki 10 lirası için adam vuranlar, kız arkadaşına baktı diye alayını bıçaklayanlar bileniniz var mı ben kimi korumak için öldüm? Eti az pişmiş diye garsona çıkışan adam sen yatağında rahat yat diye kafamın üzerinde kurşunlar uçuşurken ben dağda her bulduğumu kesip yedim.
Arabasını solladılar diye levyesini kapıp giden adam, beni bir çöp bidonuna atan anam söylesenize ben kimin için öldüm? Yetimhanede ve askerde en güzel şeyin ekmeği bölmek olduğunu öğrendik biz, peki size neyi bölmeyi öğrettiler?
Sizi önce Allaha sonra birbirinize emanet ediyorum.”
Sürekli gördüğüm ama fırsat bulup izleyemediğim bir fimdi bugün izlemek nasip oldu. Filmde, 1996 yılında askerlik yapan kişilerin yaşadıkları anlatılıyor. Yazan ve yöneten Aytaç Ağırlar kendi askerlik sürecinde yaşadığı olaylara filmde yer vermiş. Filmi çok beğendim. Birbirinden farklı dertlere sahip bambaşka şehirlerde büyümüş onca insanın bir arada askerlik yaptığı süreç güzel aktarılmış. Özellikle kan davasından ölmemek için sürekli askerliğini uzatan Mahmut'un hikayesi ilgimi çekti...
Şehit olan tüm Mehmetçiklere Allah rahmet eylesin...🥀❤️🩹
Spoiler içeriyor
✨️ Bizi, bir kitap olmadan tek başımıza bıraksalar hemen kayboluruz, kafamız karışır, ne yana gideceğimizi, kimden yana çıkacağımızı, kimi sevip kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz. İnsan olmaya bile zorlanıyoruz, kanlı canlı vücutlu insan olmayı, bunun rezil bir şey olduğunu düşünüp yeni…devamı✨️ Bizi, bir kitap olmadan tek başımıza bıraksalar hemen kayboluruz, kafamız karışır, ne yana gideceğimizi, kimden yana çıkacağımızı, kimi sevip kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz. İnsan olmaya bile zorlanıyoruz, kanlı canlı vücutlu insan olmayı, bunun rezil bir şey olduğunu düşünüp yeni tür olağanüstü genel insan olmaya çalışıyoruz. Biz zaten ölü doğmuş kişileriz; ölü olan babalardan doğanlarız ve bu git gide daha çok hoşumuza gidiyor. Tadına vardık. Yakında bir kolayını bulup fikirlerden doğmayı icat ederiz, ama bu kadarı kâfi artık yeraltından yazmak istemiyorum...
Yeraltından Notlar; insanın karmaşık, çelişkili ve yıkıcı doğasını inceler. Dostoyevski bu eserle, insanı sadece mantık ve çıkarlarla açıklamaya çalışan modern felsefelere yanıt verir: İnsan, sırf özgür olduğunu hissetmek için kendi yıkımını bile arzulayabilen bir varlıktır.
Kitabı beğendim. İnsanın bilinçaltında bulunan ikilemleri ve topluma uymayan fikir ve davranışları güzel anlatılmış. Ayrıca bana göre Dostoyevski'nin insanların bilinçaltına dair fikirleri nokta atışı. Kitapta sevmediğim tek bir yer var o da karakterin istenmediği ve parası olmadığı hâlde gitmekte ısrar ettiği ortamın anlatıldığı kısımlar... İstenmediğim ve sevmediğim insanlarla aynı ortamda kalmaktan nefret ederim bu yüzden bu kısımda karakterin tavrı bana itici geldi. Günlük hayatınızda bu duruma mecbur kalsanız bile kendi tercihinizle sevmediğiniz insanlarla ve istenmediğiniz ortamlarda bulunur muydunuz?
(Ben İnkılâp Yayınlarının baskısını okudum. Raf uygulamasına kitap eklemek oldukça zor bu yüzden bu yayını seçmek zorunda kaldım...)
Spoiler içeriyor
Kırmızıyla yas tutan Sultan Özcan'ın belgeseli... Belgeseli izleyeli uzun zaman oldu fakat hikayesiyle ve müziğiyle beni çok etkilemişti. Konya'da yaşayan Sultan teyzeyi çocuğu olmadığı için eşi boşamış ve başka bir kadınla evlenmiş. Sultan teyze bu ayrılığı kolay atlatamamış. Belgeselde Sultan…devamıKırmızıyla yas tutan Sultan Özcan'ın belgeseli...
Belgeseli izleyeli uzun zaman oldu fakat hikayesiyle ve müziğiyle beni çok etkilemişti. Konya'da yaşayan Sultan teyzeyi çocuğu olmadığı için eşi boşamış ve başka bir kadınla evlenmiş. Sultan teyze bu ayrılığı kolay atlatamamış. Belgeselde Sultan teyze eşinin kırmızıyı çok sevdiğini bu yüzden boşandıktan sonra sürekli kırmızı giyinmeye ve yüzünü kırmızıya boyamaya başladığını anlatıyor. Aslında yasını bu şekilde tutuyor...
Bu tür belgeselleri seviyorum çünkü kenarda köşede kendi haline bırakılmış ve hikayeleri bilinmeden yargılanan bu tür insanların hikayelerini belgeselleştirmek görünen tuhaflıkların arkasındaki gerçeği görmemizi sağlıyor.
Bir ay önce Sultan Özcan yani "Kırmızılı Kadın" vefat etti. Allah rahmet eylesin...❤️🩹
Her şeyi yapamayacağımızı, her yerde olamayacağımızı, herkesi memnun edemeyeceğimizi kabul ettiğimizde, asıl soru değişir: “Nasıl her şeye yetişirim?” değil, “Neyi bilerek ihmal edeceğim?” olur soru. Zaman kaygısının panzehiri daha hızlı koşmak değil, neyin koşmaya değer olduğuna karar vermektir. Kemal Sayar