✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 20 } Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn. 🔒 Yeni bir seriye…devamı✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 20 }
Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn.
🔒 Yeni bir seriye başlama kararı aldım.Bu seride farklı film türlerinin en bilindik ve en iyi filmlerine bakacağız. İsteyen bana katılabilir her zamanki gibi. Bu serideki amacımız kendimizi keşfetmek olacak. Bilinçsizce film izlemek de bir süre sonra bizim için boş vakit olacaktır. Bunun da önüne geçebilmek için, her türden filmler izleyerek en sevdiğimiz ve hiç bizlik olmayan film türlerini keşfedeceğiz. Şimdiden iyi seyirler.
🔓Bugün izleyeceğimiz tür aile filmleri. Bu tür bir çocuk ve ya gençlik filminden farklı olarak, belirli bir yaş grubuna değil de tüm kuşaklardan ve cinsiyetten izleyici kitlesini hedefliyor. Adından da anlaşılacağı üzere ailecek oturup izlenebileceı filmler.
Bugün hem bizim filmlerimizden biri olsun hem de türe uysun diye bunu seçtim. Biraz araştırdım ve animasyonlar genelde aile filmi olarak geçiyor. Ben de çıkan çoğu şeyi izlemişim. Bu yüzden biraz altlarda bunu gördüm. Zaten listemdeydi ve seveceğime de çok eminim.
Film adının aksine pek de neşeli günlermiş gibi başlamadı. Geçinemeyen karı kocayı izliyoruz başta ve sonrasında büyük bir kavga ederek ayrılıyorlar. İkisi de yanına birkaç çocuğunu alıyor. Bir gecede tüm aileyi ayırıyorlar yani. Ayrılınca çok güzel bir hayat yaşıyorlar aslında. Hepsi mutlu bir hayat geçiriyor. Sonra amcaları sayesinde babalarındaki üç kardeş annelerindeki üç kardeşle buluşuyor. Özlem gideriyorlar. Sonra en minikleri babasını buluyor derken tüm kavuşma sahneleri beni çok üzdü. Sonra çocukların anneleri ve babalarını tekrar birleştirme çalışmalarını izliyoruz.
Mükemmel bir oyuncu kadrosu her zamanki gibi. Kötü başlayan ama mükemmel devam eden iç ısıtıcı bir hikaye. Ama bu bana pek aile filmi gibi gelmedi. O zamanların filmleri biraz daha şiddetli olduğundan şu an aile filmi diyemeyiz bence. Ama çok çok güzeldi kesinlikle.
✔️9/10
'1.9.24
Spoiler içeriyor
✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 19 } Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn. 🔒 Yeni bir seriye…devamı✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 19 }
Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn.
🔒 Yeni bir seriye başlama kararı aldım.Bu seride farklı film türlerinin en bilindik ve en iyi filmlerine bakacağız. İsteyen bana katılabilir her zamanki gibi. Bu serideki amacımız kendimizi keşfetmek olacak. Bilinçsizce film izlemek de bir süre sonra bizim için boş vakit olacaktır. Bunun da önüne geçebilmek için, her türden filmler izleyerek en sevdiğimiz ve hiç bizlik olmayan film türlerini keşfedeceğiz. Şimdiden iyi seyirler.
🔓Bugün izleyeceğimi tür Acid Western. Bu tür Western filmlerinin alt türü olarak geçiyor. 1960'lı ve 70'li yıllarda ortaya çıkan bu türün asıl farklılaşma nedeni; klasik western filmlerini aşırılıklarla harmanlayan bir tür olması.
İnternetten aldığım bilgiye göre bu film Acid Western tanımlamasının bir eleştiride yapıldığı ilk film fakat bu türün çıktığı asıl zaman çok daha öncesi olduğu için buna ilk Acid Western filmi diyemiyoruz. Bu türün ilk filmi The Shooting (1967) olarak kabul ediliyormuş. Ama ben bununla başlamak istedim çünkü ben zaten Western filmlerini pek sevmem, en azından Jhonny Depp oynuyor diye kendi ön yargılarımı daha kolay kırabileceğimi düşündüm.
Uzun bir tren yolculuğu ile başlıyor siyah beyaz film. Başrolümüz William Black uyurken yolcular sürekli değişiyor ve sonunda William ulaşmak istediği kasabaya varıyor. Buraya aldığı iş teklifi mektubu için gelmiş. Fakat kılık kiyafetiyle bile çok ilgi çekiyor, ayrıca işi de alamıyor. Sonrasında bir kız görüyor, ondan hoşlanıyor ve beraber oluyorlar. Kızın sevgilisi onları basınca aşırı komik bir kanama efektiyle kız ve sevgilisi ölüyor. Sonrasında çocuğun babası katilin yani William'ın peşine düşüyor. Bizim William da şansına bir kızılderiliyle karşılaşıyor ve kızılderili onu koruyor. Çünkü adından dolayı onun ünlü şair olduğuna kendini inandırıyor.
Karşılaştığı kızılderili hayatında çok fazla şey yaşamış. İngilizler onu kaçırmış ve kabilesine geri döndüğünde onu kabul etmemişler. Bu yüzden kendine Nobody diyor. Kimse olmadığınu ve kimseyr sahip olmadığınu söylüyor. Bizim Black de onunla bu yolculuğa çıkmış bulunmakta. Beraber bir maceraya atılmışlar ve birbirlerini tamamlıyorlar.
Şiir okuyormuş hissini filmin her yerinden alıyorsunuz. Çok hassas ve kalbi çok temiz bir adamı izliyoruz. Bir de yanında kötülüklerden çıkıp kendi hayatını kuran bir adam var. İkisini beraber izlerken sanki William Black şiiri okuyorsunuz. Zaten Nobody de böyle düşünüyor.
-Gözlüğümü kaybettim.
-Belki de onlar olmadan daha net görebileceksin?
✔️7/10
'31.8.24
Spoiler içeriyor
"Inspired by true events, Unbelievable follows investigations of sexual assault and includes depictions of sexual violence." Böyle bir uyarıyla başlıyor dizimiz. Başrolümüz Marie tecavüze uğruyor. Zaten çok hassas ve sarsılmış bir haldeyken üst üste polisler ve hemşireler ona baştan tüm…devamı"Inspired by true events, Unbelievable follows investigations of sexual assault and includes depictions of sexual violence."
Böyle bir uyarıyla başlıyor dizimiz. Başrolümüz Marie tecavüze uğruyor. Zaten çok hassas ve sarsılmış bir haldeyken üst üste polisler ve hemşireler ona baştan tüm olayı anlattırıyor. Kız yaşadıklarından sonra bir de çok fazla kez yaşadığını anlatmak zorunda kalıyor. Zaten doğru düzgün konuşamayan ve daha ağlamak gibi rahatlatıcı bir şey de yapamamışken herkes üstüne gitmeye devam ediyor. Hepsi çok duygusuz davranıyor. Kimse onu rahatlatmaya çalışmıyor ve yanında olduğunu söylemiyor. Çok acımasız başladı yani dizi.
Marie çok iğrenç bir çocukluk geçirmiş. Zorluk yaşadığında yardım isteyeceği dahi kimsenin olmadığı zamanlar atlatmış ve ilgiden mahrum büyümüş. Koruyucu anneleri ondaki ilgi isteğinin farkında olduklarından bu bilgiyi polislere aktarıyor. Kızın verdiği tutarsız ifadelerden ve koruyucu annelerin dedilkerinden sonra polisler bunu Marie'ye söylüyor ve gerçekten tecavüze uğrayıp uğramadığını soruyorlar. Kız kendine inanılmadığını ve yalancı konumuna düştüğünü görünce zaten kırılgan bir haldeyken kendini daha fazla savunamıyor. Bir de etrafındaki herkes ondan uzaklaşıyor. Gerçekten iğrenç bir durum fakat ben kıza istemsizce inanıyorum. Kesinlikle bir şeyler yaşadı. Belki o gece belki de daha önce.
Sonrasında iki farklı kadın dedektif hikayemize farklı kurbanlarla dahil oluyor ve beraber çalışarak bu seri tecavüzcü olduğunu anladığımız adamı bulmaya çalışıyorlar. Bu sırada görüyoruz ki tüm kurbanların olaylarla, acılarla başa çıkma şekli farklı. Çünkü biliyoruz ki insanın geçmişi geleceğini etkiler. Bu insanlar da geçmişteki yaşadıklarına ve acıların göre tepkiler veriyorlar olaya. Tecavüzcünün delil bırakmama konusunda işini çok iyi bilmesi ilgi çekti dedektifler tarafından ve bu yüzden bu kişinin bir polis olabileceği düşüncesi akıllarına çok yattı. Kan dondurucuydu. Ayrıca bu adamın kurbanlarını bu kadar iyi seçmesi, nokta atışı yapması da ilgi çekiciydi. Evet özellikle yalnız yaşayan kadınlara odaklanıyor fakat son vakalarında psikolojik olarak da pek normal olmayan kadınları seçiyor ki kendilerinden de şüphe etsinler.
Müthiş oyunculuklar izliyoruz gerçekten. Özellikle Marie o kadar iyi geçiriyor ki tüm duyguları ben gerçekten ağzım açık izledim bir süre. Aşırı gerçekçi bir olay akışı var kesinlikle. Karakterlerin özel hayatına ve başka tecavüz olaylarına da yer verilmesi, sanki cidden gerçek olayı yaşıyormuşuz hissini o kadar iyi besliyor ki gerçekten taktir edilesi bir gidişat. Çok fazla tecavüz vakası olmasının gerçekliğine rağmen böyle hepsini izleyip fazlalığını görmek de beni şok etti. Bildiğimiz bir şeyi her adımıyla izlemek çok fenaydı. Gerçekten çok başarılı bir dizi ya. İnanılmazdı. İzleyin.
Ayrıca siz ya da yakınınızdan biri cinsel istismara uğradıysa lütfen bunu bildirmekten çekinmeyin. Bu adalet beni nereye getirir demeyin. Bir kere size yapan başka birine de yapma potansiyeline sahiptir ve siz bunun önüne elinizden geldiği kadarıyla geçmeye çalışın. Adaleti hem kendiniz hem de potansiyelli kurbanlar için sağlayın.
✔️10/10
'28.08.24~28.08.24
✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 18 } Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn. Bugün bir anime izlemeye…devamı✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 18 }
Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn.
Bugün bir anime izlemeye karar verdim. Zaten sevdiğim bir tür. Fantastik çok sevmesem de animelerde güzel geliyor. Ama filmde fantastik bir şey yoktu? Romantikti tamamen.
Başroldeki Shizuku bir gün babasına yemek götürürken bir kedi görüyor ve yarını yokmuşçasına o kediyi takip ediyor. Sonra bir antikacıyla karşılaşıyor ve içindekilere hayran oluyor. Fakat bir anda babasının yemeğini hatırlayınca koştura koştura babasına gidiyor. Ama biraz unutkan ve büyük ihtimalle aşık olacağı çocuk onun peşini topluyor. Kız bu antikacıda Baron adındaki bir esere resmen aşık oluyor. Antikacı ve peşinden gittiği kedi de Seiji adındaki çocuğun ailesine ait çıkıyor tabiki. Sonra bu ikisinin arasında çok tatlı bir ilişki oluşuyor.
Film aşırı tatlı. Müzikleri çok güzeldi gerçekten. Karakterler de ayrı bir tatlıydı. Gidişatı da sevdim. Güzel bir romantik filmdi.
✔️6/10
'30.8.24
✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 17 } Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn. Bugünki filmimiz romantik komedi…devamı✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 17 }
Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn.
Bugünki filmimiz romantik komedi ve müzikal türlerinde. Açıkçası ben hiç müzikal seven biri değilim fakat bakalım sevecek miyim.
Başroldeki Sophie adlı karakterimiz evlenecek. Daha önce babasıyla hiç tanışmamış ve düğününe babası olma ihtimali olan üç adamı davet ediyor. Babasını bulmak istiyor ve bu üç adamın ismini bulurken de annesinin eski günlüğünü kullanıyor. Biraz şans işi hepsine mektup yollayıp çağırıyor. Üç adam da geldiğinde Sophie onları annesinden saklamaya çalışıyor. Sonrasında annesinin adamları bulmasını ve aralarındaki koşuşturmayı izliyoruz. Herkes birbiriyle yüzleşiyor. En son kimin babası olduğunu da öğrenemiyoruz fakat mutlu sonla bitiyor.
Başlangıçta başlıyor Disney tarzı müzikaller. Cidden hoşuma gitmiyor ve atlıyorum açıkçası. Müzikal sevmediğimi tekrar anlamış oldum. Başrolde Amanda Seyfried var. Tanıdığım ve çok fazla içeriğini izlediğim bir oyuncu olmasına rağmen beni biraz irite etti. Anlamadım yani gerçekten. Müzikalleri atladığımda (ki çoğu aşırı ünlü olduğundan biliyordum) ortaya tatlı ve benim için izlenebilir, çerezlik bir film çıkıyor.
✔️6/10
'29.8.24
Spoiler içeriyor
✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 16 } Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn. Bugün tarih,aksiyon ve macera…devamı✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 16 }
Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn.
Bugün tarih,aksiyon ve macera konulu bir film izleyeceğiz. Daha önce Pompeii'ye gittim ve gerçekten çok etkileyici bir mekan. Yanardağ kalıntılarının hala sıcak ve buhar çıkararak yanan kısımları var. İtalya'nın ilginç ve trajik bir tarihi yeri kesinlikle. Filmi hep merak ediyordum zaten. Kit Harington başrolde bir de. İzleme vakti çoktan geldi sanki.
"In the darkness you could hear the crying of woman, the wailing of infants and the shouting of men. Some prayed for help, others wished for death and that the universe was plunged into eternal darkness."
İlk önce hala Pompeii yerleşkesi girişinde saklanan katılaşmış bedenleri görüyoruz. Gerçekte de en etkileyici bölümlerden biri. Birbirine sarılarak öylece ölmüş insalar var. İnsanın kalbi bazen kaldırmıyor. Film bir savaşla başlıyor. Ölmüş taklidi yapan minik bir çocuk dışında tüm kabile öldürülüyor. Bu minik çocuk büyüyor, Britanya'da çok iyi bir savaşçı oluyor. Sonrasında onu İtalya'ya Pompeii'ye götürüyorlar. Sonrasında arenada Gladyatör olduğunu görüyoruz.O sırada başlıyor patlamalar.
Bu kadar az puan almış olması bana garip geldi. Tarihi bir film. Çok iyi oyunculuklar var ve sıkmıyor. İçinde aşk olması insanları düşündürmüş olabilir fakat burada asıl konu yaşanan dram zaten. Bu dramda aşk olmazsa nasıl tam geçebilir ki insanlara? Aşk olacak, aile sevgisi olacak, kaybetme ve ölme korkusu olacak ki yaşanan dram bizs geçebilsin. Ben çok yerinde buldum konuyu ve gidişatı. Gayet güzeldi.
✔️8/10
'28.8.24
Spoiler içeriyor
Birçok insanın hayatına dokunan mükemmel insan Simone Biles'ın olimpiyat hikayesi. Olimpiyatların artık sonuna geldik. Zaten çok uzun yıllardır çeşitli sproları takip eden biri olarak bu yıl spor ihtiyacımı bu olimpiyatların karşıladığını söyleyebilirim. Spor belgeselleri bu hayattaki en sevdiğim şey olabilir…devamıBirçok insanın hayatına dokunan mükemmel insan Simone Biles'ın olimpiyat hikayesi.
Olimpiyatların artık sonuna geldik. Zaten çok uzun yıllardır çeşitli sproları takip eden biri olarak bu yıl spor ihtiyacımı bu olimpiyatların karşıladığını söyleyebilirim. Spor belgeselleri bu hayattaki en sevdiğim şey olabilir belki de. Şimdi de tam bir kraliçe olan Simone Biles'ın mükemmel olimpiyat serüveninin belgeselini izleme zamanı. Aşırı heyecanlıyım açıkçası çünkü gerçekten bir kraliçe kendisi. Sporla içli dışlı olan ya da en azında olimpiyatları takip eden herkes biliyordur herhalde kendisini.
Belgesel Simone'un sezgilerinin çok kuvvetli olduğunu söylemesiyle başlıyor. Korkutucu çünkü kötü şeyleri hissetmenin yıkıcılığını düşünün. Hayatını mesleğine adamış bir sporcusun. Her sporcu gibi hayalin olimpiyatlara katılıp madalya alabilmek. ABD takımının en ama en başarılı ve tanınan kadın sporcularından birisin. Hatta takımının en iyi jimnastikçisisin. Bir sürü şampiyonluğun var. Üzerindeki yük ve içindeki istek hayal bile edilemez. Fakat huzursuzluk seni ele geçiriyor çünkü sezgilerine çok ama çok inanıyorsun. İğrenç bir olay gerçekten.
Artık o kadad üst düzeyde bir jimnastikçi ki Simone, ondan rekorlar kırması zaten bekleniyor fakat artık insanlar jimnastiği etkileyecek hareketler geliştirmesini de beklemeye başlamış durumda. Herkes altın madalya kazanacağından da emin. Akıllardaki tek soru kaç tane kazanacağı.
"Bedeniniz ancak zihniniz sağlamsa iş görebilir."
Sporcuların işleri o kadar ama o kadar zor ki hepsi inanılmaz işler başarıyorlar. Tokyo 2020 Simone için beklendiği gibi başlamıyor. Herkes madalya alacağından eminken ve kariyerinin zirvesine çıkacağını düşünürken onun zihni bedenini ele geçirmeye başlıyor.
2020 Tokyo Olimpiyatları pandemi nedeniyle zaten bir yıl ertelendi ve hatırlayanlar olur çok gerici geçti. Rusya'nın son katıldığı sportif etkinlik zaten biliyorsunuz. Bir özelliği de o. Onun dışında her sporcuya her gün covid testi yapıldı ve pozitif çıkanlar karantinaya alındı. Gerçekten bir sporcu için olimpiyatta yaşayacağı en ama en travmatik olay herhalde. O zamanlar milli voleybol takımımızdaki en önemki kozlardan biri olan Meryem Boz'un ilk testi pozitif çıkmıştı mesela. Korkunç zamanlar geçirdik gerçekten. Bunun psikolojik zorluğunu da düşünebilirsiniz tabiki her sporcu için.
"Şu an zirvede. Yanında başka hiç kimse yok. Va bazen de zirvede yalnız kalırsınız."
Aklı tamamen başka bir yerde olimpiyat turuna başlıyor Simone. Sadece sporcuların olduğu bir salonda. Sıfır seyirci ile. Bu da sporcular için bazen zor olabiliyor. Ama en zoru sevdiklerinin yanında olamaması herhalde o yıl için. Annesi ve babası her bu spora başladığından beri her gösterisine gitmişler. Tokyo dışında. Sonra bir anda ışıklardan rahatsız oluyor. Yıllardır yaptığı mesleğin olmazsa olmazı ışıklardan. Olay çok vahim yani. Baya vahim. Ve bu durum başka bir müsabakada değil de olimpiyatlarda gerçekleşiyor.
O zamanlara bu belgeselsiz izleyici gözünden baktığımızda herkesin ona "Takımı yarı yolda bıraktı." dediğini hatırlıyorum. Böyle tweetler dönüp duruyordu. Takım finallerinden en kötü dereceyle ayrılıp sonrasında federasyonu "Bireysel finallerine katılıp katılmayacağını belirleyeceğiz." açıklamasında bulunmuştu. Bu da tabiki takımını terk etmesi skandalına tuz biber oldu. Belgeselde görüyoruz ki annesini arayarak takımı bırakma konusunda çok üzüldüğünü ama cesareti olmadığını ve psikolojik olarak iyi hissetmediğini söylüyor. Herkes ne kadar da şok içindeydi o anlarda.
Sosyal medya berbat bir yer. Hele ünlü insanlar için. Hele sporcular için. Tek hatanı bile affetmeyecek onlarca insan çıkıyor. Geçen sene İtalya ligindeki bir takımda oynayan Julia Ituma adlı voleybolcu İstanbul'a deplasmana geldiğinde otelinin camından düşüp öldü. Hala intihar mı yoksa kaza mı olduğu bilinmiyor ve artık kapanmış bir olay. Sonrasında düşen performansından dolayı sosyal medyadan aldığı mesajlar teker teker ortaya çıkmaya başlıyor ve voleybol takipçileri olarak intihar olduğuna emin oluyoruz. Kendisi Ebrar ile o sene aynı takımdaydı. Her zaman beni çok derinden etkileyen bir olay bu. Çok gülen, sorunlarını paylaşmayan ve dışarodan mutlu görünen insanların içinde ne koptuğunu bilemeyiz. Sporcuların yaşadıkları şeylere dayanıklılık gücünü bilemeyiz ve biz insanoğlu hep çok acımasız davranıyoruz. Sosyal medyada en çok gelişen özelliğimiz acımasızlık kesinlikle.
Sosyal medyanın ırkçılığı desteklemeyişini çok takdir ediyorum ama bazen öyle kişiler geliyor ve öyle iğrenç şeyler söylüyor ki bu insanlık adam olmaz diyorsunuz. Jimnastik dış görünüşe eskiden de şu an da önem veren bir spor dalı. İşin içinde bir şov var sonuçta. Ama bu güzellik algısının sarı saçlar ve belirli bir vücut tipi olması kesinlikle normalleştirilemez ki şükürler olsun eskilerde kalmış. Burada Simone queen'in belgeselini izlerken bazı salaklar gibi saçına başına takılacak değiliz herhalde? Bu insanları çok cahil ve hayatsız buluyorum. Hani diyolar ya "Get a life bro!". Gerçekten get a life ya...
"Yeteneklerimi kaybediyorum."
O an 24 yaşındaydı. Şu an 27 yaşında. Hala dünyanın en iyisi. Hala bir çok kız çocuğunun idolü. Bence bazı sporcular gösterdiği olağanüstü mental sağlamlık ve inanılmaz yeteneklerinden dolayı, aynı dalda hayal kurmayan sporcu gençlerin bile idolü olabilirler. Kendime seçebileceğim böyle bir sürü idol var ve Simone kesinlikle onlardan biri. Mükemmel bir sporcu örneği.
"...and still i rise."
✔️10/10
'11.8.24~11.8.24
Spoiler içeriyor
Yeni kitap zamanıı. Okul vakti az okumak gerçekten beni çok üzüyor fakat mühendislik fakültesindeyseniz maalesef vize haftası değil vize ayınız oluyor. Bu da size kitap okumak için zaman bırakmıyor. Maalesef... Neyse yaza girdiğimize göre beraber bir sürü kitap okuyalım hadi.…devamıYeni kitap zamanıı. Okul vakti az okumak gerçekten beni çok üzüyor fakat mühendislik fakültesindeyseniz maalesef vize haftası değil vize ayınız oluyor. Bu da size kitap okumak için zaman bırakmıyor. Maalesef... Neyse yaza girdiğimize göre beraber bir sürü kitap okuyalım hadi. Bunun için gerçekten çok heyecanlıyım. Mesela şimdilik kendime 10 kitap hedefi koysam acaba yapabilir miyim? Kendime de pek güvenmiyorum ama en azından bunu yapabilmem lazım. O yüzden bu hedefle başlayalım bakalım.
📚1/10
📜 Bu kitap 517 sayfa. (Notlarıyla beraber ve ben notları da okudum tabiki.)
Bu kitabı okurken birkaç playliat araştırdım ve Owsey - She Passed Away Alone at Sea parçası bu kitaba mükemmel uydu. Tüm kitabı bununla okudum. Kitap okurken fon müziği dinlemeyi sevenlere önerimdir.
Martin bir denizci. Bir gün arkadaşı Arthur onu üst düzey ailesinin yanına götürüyor ve Martin orada kendini kaba saba bir adam gibi hissetmeye başlıyor. Kendinden utanıyor. Sonra bir kadınla tanıştırıyor arkadaşı onu. Bu kadına tutuluyor. Ruth adındaki bu kadın, adamın hikayelerini Arthur'dan dinledikçe ona öncesinde hayran olmuş aslında.
Burada Martin hakkında çok fazla şeyi fark ediyoruz aslında. Mesela şu yazılardan ne kadar naif bir karakteri ve hassas bir kalbi olduğunu fark ettim. "Kızla annesinin öpüşerek selamlaştıktan sonra kollarını birbirine dolamış halde kendisine doğru yürüyüşlerini gördü zihninde beliren resimde. Halbuki kendi dünyasındaki ana babalarla çocuklar sevgilerini böyle göstermezdi. Hareketin değerini kavramak onu çok duygulandırdı, yüreği şefkat ifadesinin duygudaşlığıyla ısınıverdi."
Sonrasında da aslında sevgiyi hiç tatmadığını, nasıl bir şey olduğunu bilmediğini anlıyoruz. "Hayatı boyunca sevgi açlığı çekmişti. Sevgiye hasretti. Sevgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti bile. Şimdi de bilmiyordu bunu. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini görmüş, yüreği hoplamış ve ne kadar güzel, yüce ve muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü." Sevginin muhteşemliğini tatmadan büyüyen çocuklara bu hayatın ne kadar acı olduğunu düşünsenize. Yaşamın en tatlı duygusu olan sevgiyi tatmamış çocukların acı çekmesinden başka ne beklenebilir ki zaten? Ayrıca çocukken hissedilmemiş bu duygunun yokluğu,büyüyünce çok büyük sorunlara yol açabilir gerçekten.
Martin çok zorluk çekerek kendi ayakları üstünde büyümüş bir çocukken Ruth tam tersi el üstünde, okuyarak ve kültürle büyümüş. Martin'in tek amacı aç kalmamakken Ruth'un böyle bir sorunu dahi olmamış. Tamamen farklı iki hayat fakat Martin'in aşkı o kadar güçlü ki hiç bilmediği sulara atlayabilecek kadar cesur. Kendi yolunu Ruth'un yoluna kıvırmak için o kadar uğraşıyor ki. Fakat bunun yanında hiçbir şeyden memnun kalmayan, Morse ailesi var. Hiçbiri Martin'den ve yaşantısından memnun değil. Benim çok zoruma giden bu olaya kitapta şöyle bir cümle var: "Ruth'un, Martin'de yazarlık yeteneği olduğuna inanmaması, Martin'in gözünde onun değerini düşürmemişti." Nasıl düşürmez ya?? Tamamen Ruth için tekrar çizdiği hayatında kendini de mutlu edecek bir orta yol bulmaya çalışan çocuğun hevesini kırıp duruyor. Denemeye çalıştığı şeyleri yok sayıp kendi istediği gibi olsun istiyor. Ama Martin hala Ruth'a ilk günki kadar değer veriyor. İnanılmaz bir kendini hor görme ve kendine değer vermeme örneği.
Kitaptaki sınıf farkı çok canımı sıkıyor. Martin'in Maria ve çocuklarına jest yaparak zaten az olan parasıyla onları gezdirdiği bölümde normal bir insan ne kadar iyi bir adam diye düşünür. Ruth o kadar zenginlik içinde ki Martin ve yanındakilerin görüntüsünden utanıyor. Gerçekten istemeden de olsa Ruth'dan nefret etmeye başlıyorum. Madem bu fakirlik seni utandırıyor, baştan görüşmeleri kabul etmeyecektin. Hem kendi büyüdüğü hayat tarzından değişik bir şey görünce etkilenip hem de bundan utanması o kadar iki yüzlülük ki. Ve Martin'i değiştirmeye çalışıp durması, onu öyle kabul edememesi çok sinir bozucu.
Kitabın 45.bölümünde 457.sayfasında şöyle bir bölüm var:
"Kimse bebi istemezken hangi kıymete sahipsem şimdi de öyleyim. Beni kendim olduğum için istiyor olamazlar çünkü hala eskiden istemedikleri kişiyim."
Sonra Ruth şöyle diyor. " Seni sevdiğimi ve seni sevdiğim için burada olduğumu biliyorsun."
Ve sonrasında şu cevap... "Beni seviyorsan, beni reddedecek kadar az sevdiğin güne göre, nasıl oluyor da şu anda beni daha çok seviyorsun?"
Ruth o kadar iğrenç bir karakter ki benim gözümde. İnanılmaz biri. Gözünü makam, mevki ve para bürümüş tıpkı ailesi gibi.
Yazarımız Jack London, Brissenden karakterini yaratırken, en iyi arkadaşı olan George Sterling'den esinlenmiş. Zaten karakter kitaba girdiği an hissediyorsunuz yakınlığı. Bir diğer bilgi ise Martin gibi Jack London'ın da ilk yayınlanan hikayesi için parayı resmen zorla aldığı gerçeği. London ve Eden gerçekten birbirine çok benziyor. Bu karakteri yaratırken kendinden çok esinlenmiş yazarımız.
👥️ KARAKTERLER.
Martin
Arthur
Ruth
Norman
Bay Morse
Bernard Higginbotham (eniştesi)
Gertrude (ablası)
Jim (çırak)
Will Olney
Maria (ev sahibi)
Brissenden
Profesör Caldwell
Bay Ford (editör)
Hernann von Schmidt (kız kardeşinin nişanlısı)
✔️9/10
'13.7.24 ~ 22.8.24
✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 15 } Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn. Ellilerin sonunda geçen bir…devamı✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 15 }
Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn.
Ellilerin sonunda geçen bir 2022 filmi. Farklı türler izlemeye çalışıyorum ve bu da bizim yeni türümüz. Period drama yani dönem draması. Çok tatlı bir kadın karşılıyor bizi ve içi ısınıyor bir anda insanın. Bu filmi seveceğim gibi hissediyorum.
Bu tatlı kadın Ada, kötü bir haber alıyor sonra. Eşi savaşta bir uçak kazasıyla ölmüş. Hatta 10 yılan uzun süre önce ölmüş fakat Ada daha yeni öğreniyor bunu. Sonrasında bir piyango tutturuyor ve umut doluyor içi birçok şey adına. Fakat sonrasında dibi görüyor. Hayat ona umutlandığı için resmen ceza veriyor. Ama film bize tüm umutlarımız kesildiğinde nasıl güzel şeylerin başlayabileceğini çok iyi anlatıyor.
Filmdeki bu eski hava, Paris esintileri o kadar güzeldi ki gerçekten. Başrol oyuncumuz ve karakteri mükemmel uyumluydu. Sanki bu kadın gerçekten bu hayatı yaşıyor hissini atlatamadım. Ayrıca gelen diğer karakterler de çok iyiydi. Sıcacık oldum. Mükemmeldi.
✔️8/10
'27.8.24
Spoiler içeriyor
✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 14 } Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn. Benim kendimce ben bu…devamı✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 14 }
Yaz tatilinde gittiği yere kadar her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn.
Benim kendimce ben bu türü sevmiyorum ya da şu türü daha çok seviyorum dediğim türler var. Sanırım bu düşüncemin tam olarak oturması için teker teker farklı türlerden filmler izleyeceğim. İlk önce anime izleyelim. Ben sevdiğim bir film şekli olduğunu düşünüyorum fakat her seferinde de izleyemiyorum. Bu animenin türü de romantizm, doğaüstü güçlermiş. Romantizm en sevdiklerim arasında fakat doğaüstü güçler konusunda kendimi yaşlı hissediyorum.
Bu baya kısa bir anime. Bir kız ormanda kayboluyor ve bir varlıkla karşılaşıyor. Bu varlık insanlara dokunursa yok olurmuş bu yüzden kızın ona dokunmasına izin vermiyor. Biri tarafından büyülenmiş. Kaybolan kızın evine gitmesine yardım ediyor ve ortadan kayboluyor. Fakat böyle filmlerin salağı meşhurdur biliyorsunuz. Bizim kız tekrar ormana dönüyor. Buradaki romantizm nerede çıkacak bilmiyorum ama kız çocuğa göre minnacık. Neyse kız çocukla beraber ormanda gezmeye başlıyor. Bunu günlerce sürdürüyor. Hatta her yaz gidiyor. Kocaman kız oluyor ve gitmeye devam ediyor.
Sonrasında yine bir gün beraberlerken gerçekten birbirlerini sevdiklerini görebiliyoruz. Ama çocuk refleks olarak bir insana dokunması sonucu yok oluyor. Artık kız için yazlar beklenecek güzel bir mevsim olmuyor. Fakat çocuk yok olurken ilk ve son kez birbirlerine sarılabilmeleri çok güzeldi.
✔️7/10
'26.8.24