Yine, yeniden ödüllü bir filmle geldim. Bu sefer 1966'nın Fransa'sına gidiyoruz ve kendimizi sakin, romantik bir yapımın kollarına bırakıyoruz. Film, 1967 yılında yabancı dilde en iyi film Oscar'ını kazanmış, aynı dalda Altın Küre ödülünü de almış yine aynı yılda. Kısaca…devamıYine, yeniden ödüllü bir filmle geldim. Bu sefer 1966'nın Fransa'sına gidiyoruz ve kendimizi sakin, romantik bir yapımın kollarına bırakıyoruz. Film, 1967 yılında yabancı dilde en iyi film Oscar'ını kazanmış, aynı dalda Altın Küre ödülünü de almış yine aynı yılda.
Kısaca konusuna değinip, filmi ve bana hissettirdiklerini anlatacağım. Daha çok hissettirdiklerine değinmeye çalışacağım, zira böyle bir filmde filmin tekniğinden çok hissettirdikleri önemlidir bence.
Kocasını kazada kaybeden bekar bir annenin ve karısı intihar eden bekar bir babanın yolu çocuklarını götürdükleri yatılı okulun yolunda kesişir. Aralarında başlayan samimi dostluk zamanla yerini sevgiye, aşka bırakır. Fakat geçmiş acıları hâlâ bir taraflarında dururken bir ilişki kurmak ne kadar kolay olabilir ki?
Filmin Özgün Senaryo Oscar'ını aldığını görünce biraz şaşırmıştım. 'Romantik, dram bir film ne kadar özgün olabilir ki?' diye düşünerek. Fakat bu düşüncemin tamamen boş bir yargı olduğunu filmi izleyince anladım. İzlediğim birçok romantik dramadan farklı bir havası vardı. Karakterlerin kendi hayatlarının dışına çıkıp tamamen karşı tarafa odaklandığı bir ilişkiyi değil, ya da bencilce duygulara karşı tarafı empoze etmeye çalıştıkları bencilce bir ilişkiyi de değil, geçmiş acılarla dolu bir akarsuyun içinde çırpınırken tutunacak bir dal arayan, birbirine birçok yönden benzeyen, iki karakterin kendi yaşamlarından da pek kopmadan birbirleriyle bütünleşme çabalarını izliyoruz.
Kendi yaşamlarından da pek kopmadan diyorum ama şunu da belirtmek isterim, film daha çok Jean-Louis'e karakterini ön plana çıkarıyor. Kendisi bir yarış pilotu ve filmin ana konusundan sapmadan o anları da bize izletiyor. Bir yandan da Anne karakterinin ölen kocası Pierre ile olan anılarını izliyor, onun yoğun sevgisini ve acısını hissediyoruz. O sahneler dahi Anouk Aimée'nin oyunculuğunu takdir etmek için yeterlidir. Diğer bir yandan da çocuklarıyla olan ilişkilerini kısa da olsa görme şansımız oluyor. Bu da bize ne denli iyi anne ve baba olduklarını gösteriyor. Filmin süresi çok uzun olmasa da aralarındaki aşkı yavaş yavaş vermiş film. Tadını çıkara çıkara. Merdiven basamaklarını ikişer üçer çıkmaya çalışmadan. Yaşlı bir adamın tırmanışı gibi ağır ağır işlemiş.
Finaline yakın ise tutkunun pençelerinde buluyoruz kendimizi. Filmde en çok aradığım sahne idi. Olmamasından korktuğum... Zira böylesine romantiklik dolu, aşkı bambaşka pencereden baktığımız filmde tutku ve şehvet dolu bir sahne olmasaydı bir şeyler eksik kalırdı sanırım.
En azından romantik drama sevenleri bir filmle daha buluşturabildiysem mutlu olurum. İzleyin ve hem müziklerinin hem de romantizmin keyfini çıkarın.