Spoiler içeriyor
Uzun zamandır fantastik bir film izlemiyordum. İçimde böyle bir arzu uyanınca böyle bir film arayışına çıktım ve Yıldız Tozu denen bu filme rastgeldim. Yaptığım en doğru seçimlerden olabilir film, zira her sahnesinde duygusal patlamalar yaşadım, izlediğim 1 dakikasına dahi pişman…devamıUzun zamandır fantastik bir film izlemiyordum. İçimde böyle bir arzu uyanınca böyle bir film arayışına çıktım ve Yıldız Tozu denen bu filme rastgeldim. Yaptığım en doğru seçimlerden olabilir film, zira her sahnesinde duygusal patlamalar yaşadım, izlediğim 1 dakikasına dahi pişman olmadım.
Film, sevgilisiyle evlenebilmek için düşen bir yıldızın peşinden giden Tristan adındaki bir genci anlatıyor. Cadıların, ruhların, korsanların, iyilerin, kötülerin ve de fanilerin bu hikâye aşkın büyüsünün basit olamayacağını, peşinden koştuğumuzun değil de belki de gözümüzün önündekinin aşk olacağını gösteriyor.
Aşk falan deyince tamamen romantizme boğulan bir fantastik film sanmayın. Evet filmde romantizm var, hem de çok tatlı bir romantizm var. Filmin havasına, karakterlere çok yakışan bir aşk. Fakat bunun yanında heyecan var, güldürü var, drama var, gerilim var, kaos, entrika var. Ne ararsanız var. Karakter çeşitliliği bol olan bir fantastik filmden bekleyebileceğiniz birçok şey Yıldız Tozu filminde mevcut. O kadar güzel bir film yapmışlar ki hayran olmamak içten bile değil.
Biraz da filmin konusundan bahsetmek istiyorum. En başta söylediğim gibi Tristan adlı bir gencin sevgilisiyle evlenebilmek için bir yıldızı arama macerasını içeren bir film. Fakat hikâye ne burada başlıyor, ne de yıldızı bulduğu yerde bitiyor. Tristan 'Duvar' adı verilen bir köyde babasıyla beraber yaşayan bir genç. Duvarın ötesine geçmek yasak. Zamanında babası geçmeyi başarmış, orada tutsak bir prensesle (Uda) yaşadığı birliktelikten de Tristan doğmuş.
Yıldızın hikâyesi de şöyle başlıyor. Starhmold Kralı ölüm döşeğindeyken göğe bir yakut fırlatıyor. Yakut bir yıldıza çarpıp onu yere düşürüyor. Kral oğullarına "Kim taşı ilk bulursa tahta o oturur." diyor. Böylece yıldızın peşinde Kral'ın oğulları da düşüyorlar. Eh tabii filmin en önemli karakterlerinden biri olan güzellik, gençlik ve daha çok güç elde etmek için yıldızın peşinde olan kötü cadı Lamia ve kız kardeşlerini de unutmamak gerek. Bir yıldızın peşine bu kadar kişi düşerse elbet kaosta olur, güldürü de, dram da.
Tristan yere düşen bir taş atarken yıldızın güzel bir kız formunda olduğunu görüyor. Yvaine adındaki bu yıldızı Duvar'a götürmek için peşine takar. Peşlerindeki tehlikenin farkında olmadan. Şimdi Tristan'ın başka bir amacı vardır; Yvaine'yi kötülerden korumak.
Filmin neredeyse her sahnesi her karakteri hayranlık uyandırıcıydı ama Kaptan Shekaspeare'nin dans sahnesi bir başkaydı. Kaç kez sarıp sarıp izledim bilmiyorum. Robert de Niro'yu sert adam, mafya babası, amcası, dayısı rollerinde görmeye alışmışım. Böyle bir rolde görmek afallattı, ama hoşuma da gitti. Bir oyuncuyu alışılmış rollerinin dışında görmek güzel oluyor.
Adının hakkını veren bir film oyuncu kadrosuyla da. Tam bir yıldızlar geçiti film. Her oyuncu karakterine o kadar güzel adapte olmuş ki "Bu role yakışmamış." dediğim kimse olmadı.
Heyecan ve kaos arttıkça ben de heyecanlandım, komik sahnelerinde kahkaha attım. Dramatik sahnelerle karakterlerle beraber duygusallaşırken romantik sahnelerinde gözümden kalpler fışkırdı. Bu kadar duyguyu bir arada yaşattığı için bu filme teşekkür etmek isterim. Güzel filmler izledim ama uzun zamandır masal tadında bu kadar harika bir film izlememiştim. Hem masal gibi hem de gerçek gibi. Karakterler, olaylar masalsı ama verdiği mesaj çok gerçekçi.
Finali tam anlamıyla beklediğim gibi oldu. Krallığın tek erkek varisi denilince aklıma direkt Tristan geldi. Ondan başkasının başa geçmesi düşünülemezdi zaten. Bu tür filmlerde ya da masallardan beklenebilecek bir son.