“Yarın gene yarın gene yarın, yol alır zaman kendi zavallı süratiyle.” -Shakespeare “İnanacak tek bir kişi bile olduğu sürece, doğru olmayan hikaye yoktur.” -Auggie Wren’in Noel Hikayesi
“Bir insanın kişiliğinin gerçekten olağanüstü yönlerini anlayabilmek için eylemlerini uzun yıllar boyunca izleyebilme şansına sahip olmak gerekir. Kişinin eylemleri bencillikten tamamıyla arınmışsa, onu eyleme yönlendiren itki eşsiz bir yüce gönüllülük örneği ise, hiçbir ödül beklemediği kesinse ve dahası yeryüzünde silinmeyecek…devamı“Bir insanın kişiliğinin gerçekten olağanüstü yönlerini anlayabilmek için eylemlerini uzun yıllar boyunca izleyebilme şansına sahip olmak gerekir.
Kişinin eylemleri bencillikten tamamıyla arınmışsa, onu eyleme yönlendiren itki eşsiz bir yüce gönüllülük örneği ise, hiçbir ödül beklemediği kesinse ve dahası yeryüzünde silinmeyecek izler bırakmışsa, işte o vakit gerçekten de hataya yer bırakmayacak bir kesinlikle unutulmaz bir insandan bahsediyoruz demektir.“
“Ölüm sürekli bir durum, ölmekse buna bir geçiş.” Küçük kardeşini kaybeden bir ablanın ve yolda tanıştığı, benzer kayıplarla mücadele eden yaşlı bir adamın birlikte iyileşme hikayesi. Okunabilir. Storytel’de de mevcut. Dinlemeye uygun.
“Işık avucumun içinde. O artık benim elimde ve hep öyle kalacak. Ama zaman zaman yumruğumu açtığımda boş olup olmayacağını merak ediyorum. Boş olursa ne yaparım?”
“Hiç kaçış yolu yok mu yani?” -syf 126 “Böyle büyük bir ailede yapılacak, ilgilenilmesi gereken o kadar çok şey, farklı farklı ihtiyaçları olan o kadar çok insan var ki. Birinin acısını ve ıstırabını, diye düşünüyor Agnes tabakları kaldırırken, gözden kaçırmak…devamı“Hiç kaçış yolu yok mu yani?” -syf 126
“Böyle büyük bir ailede yapılacak, ilgilenilmesi gereken o kadar çok şey, farklı farklı ihtiyaçları olan o kadar çok insan var ki. Birinin acısını ve ıstırabını, diye düşünüyor Agnes tabakları kaldırırken, gözden kaçırmak öyle kolay ki; bilhassa o kişi sesini çıkarmıyor, mantarı sımsıkı takılmış bir şişe gibi her şeyi kendi içinde tutuyor, basınç gitgide artıyorsa. Fakat nereye kadar?
Agnes hiç bilmiyor.“ -syf 152
“Gördün mü diyor Agnes oğluna, sana verilen şeyi değiştiremezsin, payına düşeni eğip bükerek farklı bir şeye dönüştürmezsin.“ - syf 211
Anlatımı geçmiş ve şimdi olarak 2 şekilde ilerliyor. Betimlemeler çok detaylı, içinize işliyor. Konusunu filmden dolayı artık herkes biliyor zaten. Maggie O’Farrell’ın tüm kitaplarını okurum artık 💫
Anlatım dilinin, uyarlandığı aynı isimli kitapla bağdaşmasını sevdim filmin: sessiz anlatımı, doğayla bütünleşme, Agnes’in hırpani görünümü ve ne kadar iyi bir anne oluşunun yansıtılması; bunu kanıtlar nitelikte Agnes’le ilgili olan her şeyin sıcak tonlardaki renklerde verilmesi: kırmızı elbisesi, ekrandan -yine…devamıAnlatım dilinin, uyarlandığı aynı isimli kitapla bağdaşmasını sevdim filmin: sessiz anlatımı, doğayla bütünleşme, Agnes’in hırpani görünümü ve ne kadar iyi bir anne oluşunun yansıtılması; bunu kanıtlar nitelikte Agnes’le ilgili olan her şeyin sıcak tonlardaki renklerde verilmesi: kırmızı elbisesi, ekrandan -yine kırmızı rengiyle- gözümüzü alan kuşburnu vs.
Estetik olarak kitabı okurken gözümde canlandırdığımın tıpatıp aynısıydı. Bu nedenle ekstra keyif aldım izlerken. (Oyuncu seçimleri de dahil) Sonu çok etkiledi, kitaptan farklıydı ve tiyatro sahnesi kitapta belki son 5-6 sayfada verilmişken filmde uzunca bir kısmı kaplıyordu. Üstelik Hamlet oyununun da bir kısmını izlemiş olduk. Kitapta bu kısım yok dediğim gibi.
Dediğim gibi filmi çok beğendim evet, ama beni rahatsız eden bir şey vardı bu filmde ve önemli olduğunu düşünüyorum. O da filmin hikayeyi Agnes’in hikayesi olmaktan çıkartıp William Shakespeare’in hikayesine dönüştürmesi bir nevi.
(Burdan sonrası filmi izlemeyenler için çok olmasa da azıcık spoiler içerebilir)
Bir kere kitapta Agnes’in anne ve babasının tanışma hikayesini bile çok detaylı okuyoruz. Bu kısmın filmde detaylı verilmemesini anlıyorum elbette ama Agnes’in kimliği için önemli detaylar içeriyordu ve filmde buna pek yer verilmemişti. Ve genel olarak W. Shakespeare’in aklanma hikayesi gibiydi film bazı açılardan. Örneğin filmdeki kadar eve sık gelmiyor Shakespeare. İlk başlarda yılda birkaç kez, sonrasında da yılda 1 kere falan geliyor. Üstelik karısını aldatıyor. Hem de defalarca. Agnes’e verdiği o yakut bilekliğe dokunduğu saniye Agnes bunların hepsini görüyor. Ve Shakespeare de Agnes’in gördüğünü / bildiğini anlıyor. Agnes ona şans verdiği halde özür de dilemiyor üstelik. Hatasını telafi etmeye çalışmıyor.
Yine filmde yansıtıldığı gibi tüm çocuklarını eşit de sevmiyor. Hamnet’i kayırıyor, erkek olduğu için.
Agnes için Hamnet öldüğünde hayat neredeyse bitiyor. Büyük bir depresyona giriyor. Ve bu aylarca da sürmüyor. Daha fazla. Bu sırada Shakespeare ise karısını ve çocuklarını yalnız bırakıyor, kendi kaderlerine terk ediyor.
Bununla birlikte Agnes filmde yansıtıldığı gibi cahil, hiçbir şeyden haberi olmayan bir kadın da değil. Evet, tiyatro / şehir / Londra dünyasına çok uzak. Ama bu kadın bir şifacı. Sayısız hastayı iyileştiriyor. Her türden bitkiyi tanıyor, biliyor. İlaçlar yapıyor. Hayvanların dilinden, doğanın dilinden çok iyi anlıyor. Ön görüleri de çok yüksek üstelik. Çok iyi bir anne ve eş. Tüm bu özellikler filmde çok az yansıtılmış.
Tekrar söylüyorum filmi çok sevdim ve beğendim. Beni çok etkiledi. Ama 2020’de Women’s Prize for Fiction ödülünü kazanmış bir kitabın uyarlamasını yaparken Agnes’le alakalı o birkaç noktayı gözden kaçırmasalarmış çok daha iyi olurmuş.
9/10
“Sen beni sonsuz kıldın, hoşlanıyorsun bundan. Durmadan boşaltıp taze yaşamlarla dolduruyorsun bu ince tası. Bu sazdan kavalı derelerden tepelerden geçirdin; yeni, bitmeyen ezgiler çıkardın ondan. Ellerinin olumsuz dokunuşuyla kanatlanıyor küçük yüreğim, yitiriyor sınırlarını, anlatılmaz bir dil yaratıyor. Tükenmez armağanların yalnız…devamı“Sen beni sonsuz kıldın, hoşlanıyorsun bundan. Durmadan boşaltıp taze yaşamlarla dolduruyorsun bu ince tası.
Bu sazdan kavalı derelerden tepelerden geçirdin; yeni, bitmeyen ezgiler çıkardın ondan.
Ellerinin olumsuz dokunuşuyla kanatlanıyor küçük yüreğim, yitiriyor sınırlarını, anlatılmaz bir dil yaratıyor.
Tükenmez armağanların yalnız bu ufak ellerle geliyor bana. Çağlar geçiyor, sen hala akıtıyorsun, dolacak yer var hala.” -syf 53
“Bu nedenle, basamaklara oturup gökyüzüne bakmıştım bir süre. Yağmurdan sonra Sirius ortaya çıkmış, Büyük Ayı’nın da kuyruğu yükselmişti… Yıldızlar bizi görüyorlar mıdır diye düşünmüştüm. Ve görüyorlarsa hakkımızda ne düşünürler? Gerçekten geleceğimizi biliyorlar mıdır? Bizim için üzülüyorlar mıdır? Şimdiki zamanda sıkıştığımız…devamı“Bu nedenle, basamaklara oturup gökyüzüne bakmıştım bir süre.
Yağmurdan sonra Sirius ortaya çıkmış, Büyük Ayı’nın da kuyruğu yükselmişti… Yıldızlar bizi görüyorlar mıdır diye düşünmüştüm. Ve görüyorlarsa hakkımızda ne düşünürler? Gerçekten geleceğimizi biliyorlar mıdır? Bizim için üzülüyorlar mıdır? Şimdiki zamanda sıkıştığımız ve hareket şansımız olmadığı için mi acaba? Ancak, bütün bunlara, kırılganlığımıza ve cahilliğimize rağmen, yıldızlara göre inanılmaz avantajlıyız -zaman bizim için çalışıyor, acı çeken, ağrıyan dünyayı mutlu ve barışçıl bir yer haline dönüştürmek için bize fırsat veriyor.” -syf 234