Daha önce okuduğum bir kitaptı ve bu hafta bir de kuzenime (9) her gün 2 bölüm şeklinde okudum bugün ise bitti. Biliyorum kitap 9 yaşında bir çocuğa okunacak bir kitap değil, başta da amacım ona okumak değildi. Kardeşime sana okuyayım…devamıDaha önce okuduğum bir kitaptı ve bu hafta bir de kuzenime (9) her gün 2 bölüm şeklinde okudum bugün ise bitti. Biliyorum kitap 9 yaşında bir çocuğa okunacak bir kitap değil, başta da amacım ona okumak değildi. Kardeşime sana okuyayım diye yalvarmıştım o da fikrimi çok saçma bulup reddetmişti bunun üzerine kuzenim yalvarmamı duyup abla bana okuyabilirsin dedi. Ben de hem onun gönlü olsun hem beni mutlu ettiğini düşünsün diye birkaç sayfa okuyacaktım, sıkılır diye düşündüm ama devam ettik. Nasıl heyecanla dinlediğini görmeniz lazımdı bol bol karakterleri taklit etti çok gülünce bazı yerleri tiyatroya çevirdik. Kitap boyunca durup durup fikirlerimizi paylaştık. Sonunda ise çok duygulandı son sayfasını defterine yazdı hep saklayacakmış. Okurken bütün küfürleri sansürledim bazı kelimeleri mesela 'kafası diyarbakır karpuzu gibi patladı' yı kafası yarıldı olarak sadeleştirdim bazen de olduğu gibi söyledim. İlerledikçe bitakım olayları biraz farklı sebeplendirdim, hikayenin bir noktasında bir çok şeyin nedeni farklı oldu ama bence iyi toparladım. Başka şehirde yaşıyorlar ve yarın yola çıkıyorlar, vedalaşırken 'büyüyünce sen bir daha oku bu kitabı olur mu' dedim ayrıca BELKİ zaman zaman onu arayıp kitap okuyabileceğimi söyledim o da ama böyle kitaplar olsun diye uyardı. Kocaman sarıldık. Onu bu kadar mutlu ettiği için ben de mutlu oldum eskiden tahammül sınırlarımı bir tık zorlayan ama az görüştüğümüz için anlayış gösterdiğim bir kuzenimdi artık öyle değil sanırım artık ben de büyüyorum, küçük çocuklarla kavga etmeyi bırakmam lazım. Zaten bildiğim bir şeyi tekrar teyit ettim; çocuklarla iyi anlaşabilmem için bana bir konsept lazım...
Delinin biri mensur şiir yazmış, poème en prose ya da prose poem Hiçbir şey anlamadan dışımdan okudum. Biri dinlese 999 kıtalı bir şiir sanardı da yine o da bir şey anlamazdı. Okuması keyifliydi, anlaması zor, zaten,, zaten sadık hidayet, niye…devamıDelinin biri mensur şiir yazmış, poème en prose ya da prose poem
Hiçbir şey anlamadan dışımdan okudum. Biri dinlese 999 kıtalı bir şiir sanardı da yine o da bir şey anlamazdı. Okuması keyifliydi, anlaması zor, zaten,, zaten sadık hidayet, niye anlayayım ki seni, bir yükten hallice. Delirmiş nefretin,, bir yükten hallice. Annesinin beddua ettiği örümcek ölmeye mahkum, yoksa kadınlara karşı bu ambivalans annesinden ötürü mü
İşte bana hiç iyi gelmeyen o kitap, atın bu kitabı denize ateşe kör kuyulara atın. Yağmura rüzgara yollara salın. Tutkala ham madde yapın. Bu kitabı... alın da başınıza çalın. Safi kağıt sayın, kilosuyla kağıtçıya satın. Alın bu beni de bu…devamıİşte bana hiç iyi gelmeyen o kitap, atın bu kitabı denize ateşe kör kuyulara atın. Yağmura rüzgara yollara salın. Tutkala ham madde yapın. Bu kitabı... alın da başınıza çalın. Safi kağıt sayın, kilosuyla kağıtçıya satın. Alın bu beni de bu kitapla atın.
(...)
Ve ben bütün yıkılışlarımın ardından, bi daha yıkılacağım. Umutlu olmak benim yıllığımda böyle bir şey
Aylar, günler uzar azar azar Ay ışığı yalnız gezer Her gece bu eski yaradan kan sızar *ve şarkının kalan devamı, ve öncesi Lilya 4ever, bilmem. İntroda, ilk dakikada dedim 'bu şarkı aytekin ataş, bu film de suskunlar'. İzleyeli de 2…devamıAylar, günler uzar azar azar
Ay ışığı yalnız gezer
Her gece bu eski yaradan kan sızar
*ve şarkının kalan devamı, ve öncesi
Lilya 4ever, bilmem. İntroda, ilk dakikada dedim 'bu şarkı aytekin ataş, bu film de suskunlar'. İzleyeli de 2 aydan fazla oldu, aslında hakkında yazılacak şeyleri not almışım ama bence bu suskunlar benzetmesi filmi tam özetliyor. Ya da lilya 4ever suskunları özetliyor. Lilya4ever aslında pek fazla şeyi özetliyor.
Tabi bu arada, her kuş kendi menziline uçar.
Amk amerikalıları yine zırvalamış ne halt varsa sanki film hem instagramda hem burada karşıma çıkıp çıkıp duruyordu. Filmin göstermelik konu olarak sunduğu ultra özverili öğretmen falan filan dramasına girmeyeceğim alttan alta sürekli yahudi güzellemesinden anladık mematiyi zaten. İnsanlık tarihinin tek…devamıAmk amerikalıları yine zırvalamış ne halt varsa sanki film hem instagramda hem burada karşıma çıkıp çıkıp duruyordu. Filmin göstermelik konu olarak sunduğu ultra özverili öğretmen falan filan dramasına girmeyeceğim alttan alta sürekli yahudi güzellemesinden anladık mematiyi zaten.
İnsanlık tarihinin tek soykırımı holokostmuş gibi ısıtıp ısıtıp insan haklarının yalnızca yahudiler üzerine anlatmalarından gına geldi. Yahudiler o soykırıma uğrarken aynı savaş içerisinde abd de japonyayı atom bombasıyla vuruyordu ama yok yahudiden başkasının canı yok bunlar için. Film boyunca yahudi markalarının reklamını gördük zaten. Yeter yani artık kara bela gibi çöktüler tüm ortadoğunun başına bir de insanlık dersi veren filmler çekip dünyaya pazarlıyorlar. Benim bu filmden aldığım yeni bir anafikir yok zaten aynı fikirden çekilmiş 29738473847 tane film var ayrıca filmdeki öğretmenin yaptığı şey öğretmenlik değil. Kendi egosunu tatmin etmek için öğretmen olması ve film boyunca gördüğümüz şekilde öğrencileri kendine bağımlı hale getirmesi sağlıklı bir durum da değil kurduğu ilişki de normal değil ama bunlar polyana oldukları için baya romantize etmişler hatta romantize etmek için abartmış da abartmışlar. Ayrıca biz bu dünyayı kendi gözlerimizle görüyoruz başkası hele ki bir amerika yapımı aracı olmasın bi zahmet. Hadsizliğe bak 2007de film diye yahudi reklamı çekmişler puşt herifler. Verdiği ana fikri almak için de herhangi bir filme ihtiyacım yok filmin muhattabı ben değilim. Sinir oldum raf puanı 8 üstü. sanki holokostu yapan da biziz *** banane ben niye ders çıkarıyorum niye bu filmler benim keşfetime düşüyor niye bu filmin izleyici kitlesi biz olduk bi anda tamam izledik iki tane hayat güzeldir schindlerın listesi falan yeter sonrası bizim olayımız değil. Ayrıca sinematik olarak da sıradandı öyle upper bir şey yoktu. Velev ki üst düzey bir kalitedeydi diyelim, hizmet ettiği şey sinema sanat ya da seyirci değil de yahudiler ise zerre umrumda olmaz kalitesi
Hakan Günday okuduğum kitapları arasında sıralamam; Kinyas ve kayra Ziyan Azil Zamir Malafa Geçenlerde bu adamın ergen kitaplqrı yazdığına dair bir görüş okumuştum, hayır katılmıyorum ben de okurken lisede falandım ama,,, yianiii,,, ergenliğime ihanet edemem. Hazır henüz az' ve 'daha'yı…devamıHakan Günday okuduğum kitapları arasında sıralamam;
Kinyas ve kayra
Ziyan
Azil
Zamir
Malafa
Geçenlerde bu adamın ergen kitaplqrı yazdığına dair bir görüş okumuştum, hayır katılmıyorum ben de okurken lisede falandım ama,,, yianiii,,, ergenliğime ihanet edemem. Hazır henüz az' ve 'daha'yı okumadığıma göre bunu denemek için fırsatım var. Neyse kafam ni düzlüğe çıksın okuyup görücem bi ara
Yani diyor ki, özgür olduğunuzu sanarak oluşturduğunuz toplum aslında şeffaflık toplumu. Ve şeffaflık toplumu güven değil kontrol toplumudur. (Devamı gelecek)
16 ekim 2024 çarşamba, renkli rüyalar otelinden yani sovyetler birliği kampüsü yeraltı mahzeninden 'selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu'. İçime alper canıgüz kaçtı, özendim. Bugün psikoloji öğrencisi olmak istiyorum, saxece bugün ve sadece bi hayal, sonuçta bazı insanlar için düşler…devamı16 ekim 2024 çarşamba, renkli rüyalar otelinden yani sovyetler birliği kampüsü yeraltı mahzeninden 'selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu'. İçime alper canıgüz kaçtı, özendim. Bugün psikoloji öğrencisi olmak istiyorum, saxece bugün ve sadece bi hayal, sonuçta bazı insanlar için düşler gerçeklerden bi parçadır, düşler sahte olsa da hissettirdikleri gerçektir. Mesela doktor bir arkadaşa, ki o zamanlar fakültesinde 4. yılının başındaydı, bir insan gördüğü kabus yüzünden kalp krizi geçirebilir mi diye sormuştum. Hayır demişti. Ya da cevabını tam hatırlamıyorum. Kitabım bitti, çok hızlı akıyordu kabul onun hızına yetişemedim. Beynim mi yavaşlamış ne, bir ara heyecanla bir sonraki sayfaya geçerken aklım hala 'e nasıl yani anlamadım ben şimdi' diyordu. Ben yine de geçtim sonraki sayfaya, sonuçta kervan yolda da düzülebilir bazen.
(Yorumlara bilmeyenler için kısaca yazar alper canıgüzü ve kitabı tanıtır nitelikte ufak yorum bırakacağım.)
Şimdi gerçekten kitap ve yazarı hakkında konuşalım, gerçekten. Bilinçaltımın fark ettiği ama benim bi türlü seçemediğim bir şeyi var bu adamın. Belki de kişisel bi sempatidir ama daha ötesinde içten içe başka edebi bi vasfı olduğunu düşünüyorum. Belki betimlemeleri şıp diye beynimde oturduğu için kendini bu kadar hızlı okutturup kendine bağlıyordur bilemeyeceğim. Anlatmışımdır, ilk Alper Canıgüz kitabım Kan ve Güldü, hızlıca bitmişti yine ve benim için sadece hızlı biten öylesine güzel bi kitaptı -ta ki bir gün mutfakta oyalanırken hatırladığım ama nerden olduğunu bilemediğim görüntülerin bir kitaptan hem de Kan ve Gülden olduğunu anlayana kadar. Çünkü görüntüler o kadar canlıydı ki ben bi filmde mi gördüm yt shortsda mı izledim yoksa rüya mıydı diye baya düşündükten sonra bu görüntülerin bi kitap aracılığıyla beynime kazınmış olduğunu anlamak vay be dedirtmişti... Bugün yine bu kitabı sovyetler birliği kampüsü yeraltı mahzeninde okurken kıkırdamamak için zor tuttum kendimi çünkü onlarla, karakterlerle, o masadaydım dkskdjdkdldjxjxj aslında belki komik değildi belki hiçbir mizah ögesi barındırmıyordu ama sevdiğim 2 elemanla (hamit ve hector) oturuyor kaygısız muhabbetlerine eşlik ediyordum. Hamit Hectoru zorbalıyordu, bunu en kayıtsız haliyle yapıyordu ben de gülüyordum. Ve onlar 2000 yılındaydı ben ise 2024.
Abi kitabın bir başka iyi özelliği her duyguya anında başarılı ama özensiz bir şekilde geçiş yapabilmesi. Bir anda içli bi hüzün kaplıyor tüm sayfayı, sanki tüm kitap aslında bir adamın bunalımlı monologundan oluşuyormuş gibi bir atmosfere sahip oluyor. Verileni alıyorsunuz bir okuyucu olarak. Sonra bir anda romantikleşiyor, alıyorsunu, komedi oluyor alıyorsunuz, aksiyon oluyor alıyorsunuz, ne verse alıyorsunuz. Yani ben aldım.
Alper Canıgüz'de fark ettiğim birkaç şey var, mesela bunu kan ve gülde hatırlamıyorum ama Oğullar ve Rencide Ruhlarda da Cehennem Çiçeğinde de ve yine Tatlı Rüyalarda da ana hikayeyi bölerek araya bağımsız bir hikaye koyuyor. Ben o hikayeleri de çok seviyorum.
Bir de belli başlı karakterler var tabi, bunlar sanırım yazarın kendi hayatında yer alan tiplemelerin kitaba yansımış hali. Mesela tahtakafa ve yanındaki keş arkadaş ortamı, sürekli alkolle ama sakinliğiyle anılan bi baba, dominant ve hakkında sevgi cümleciği kurulmayan bi anne, dini hissettirecek bir yan karakter, fırlama ve zeki eleman, zeki ve ulaşılamayan bi kadın, ay ve küçük kız, bilge bi üst merci.
Kitapta sevmediğim tek olay Profesörün öğrencilerle vedalaştığı kısımdı, sevmedim. Gözüme batan şey dialoglardı çünkü aynı dialoglar önceki sayfalarda geçerken Olcayto fişeğin içinden öğrencileri salaklaması beni rahatlatıyordu şimdi ise gerçekten böyle hababam sınıfı modunda saçma bi anın olması biraz hoşuma gitmedi yani. Bir de master öğrencilerinin bu kadar lise modunda olmasından haz etmedim ama benim yerime orda zaten haz etmeyen bir karakter de oluşturulduğu için (profesör) çok da sesimi çıkartmayacağım.
Son olarak kitabın hızıyla ilgili bir şey söylemek istiyorum, Alper Canıgüz kitaplarında genelde olay akışı hızlı olmasına rağmen hız değerinin min olduğu ve max olduğu belirgin iki olay yaşanıyor. Min olduğu nokta yukarıda bahsettiğim ek hikaye kısmında yaşanırken max nokta ise ikinci yarıda ve belki sonlara doğru gerçekleşiyor. Max kısmında hem yavaş ve olayları anlaya anlaya okumak istiyorum hem de bi an önce filmi devam ettirmek istiyorum çok garip bi an oluyor dkskdjfkxlsksjd
Bir şey daha var unutmadan onu da yazayım, düşlere inanmakla ilgili, bir ara çok yanlış bi düşüncem olmuştu, kimse de bana yanlış olduğunu söylememişti ama zaten çok az insanla paylaşmıştım. 12.sınıf zamanlarıydı yanılmıyorsam gerçekten de bir şeyi düşlemenin yaşamak kadar gerçek olabileceğini düşünüyordum dolayısıyla istediğim herhangi bir şeyi yapmak için çabalamıyor sadece hayalini kurunca oldu bu iş diyip olayı bitiriyordum. Hırssız kendi kendine ve başarısız hayatımın temelleriymiş meğer, bu kitapta da benzer düşünceler gördüm mesela bi alıntı bırakayım;
Vazgeçtim bırakmıyorum okuyun işte.
Uzun lafın kısası Alper beyle sokakta bir yerde bi karşılaşsak fena olmaz. Bi selamlqşmam bi teşekkür etmem lazım sanki.
Kitabın şarkısını yine Teomandan Renkli Rüyalar Oteli seçiyorum. Çünkü bi ara mola verdiğimde kendimi bu şarkıyı söylerken bulmuştum ve neden olmasın
Düşlüyorum öyleyse vardır
İstikrarlı hayal hakikattir
İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar
Hoşçakalın arkadaşlar uzun bir yazı oldu okuduysanız ne güzel umarım sizi bu kadar uzun süre hatta tutabilen bi yazı olmuştur, hoş bu konuda kendimden yana beklentilerimi kısıyorum. Normalde tekrar tekrar gözden geçirirdim ama bu sefer geçirmeyeceğim, klavye hataları için kusura bakmayın. Yazımda çelişkiler varsa yarısını öğlen yarısını akşam yazdığım içindir benim fikirlerim bu kadar bu kadar hızlı değişmese de ifade ediş şeklim hızlı değiştiği için çelişki doğmuş olabilir, bazen o kadar saçma ifade ediyorum ki ertesi gün ben de anlamıyorum yazdığım şeyi.
Neyse
Sevgiler
Saygılar
Tatlı rüyalar
Kovalasın karnabaharlar