Bana göre tüm zamanların en iyi Prologue'una sahip film. Hatta hemen tekrar analım: The world is changed. I see it in the water. I feel it in the Earth. I smell it in the air. Much that once was is…devamıBana göre tüm zamanların en iyi Prologue'una sahip film. Hatta hemen tekrar analım:
The world is changed.
I see it in the water.
I feel it in the Earth.
I smell it in the air.
Much that once was is lost,
For none now live who remember it.
Kitabını da okumayı dört gözle bekliyorum.
Bu adamı sevmeyenleri anlayamıyorum, öyle bir adam ki kendi mezhebine dahi iğneyi batırmaktan geri kalmıyor. Dürüst ve naif bir insan, şahsiyetti ve bu dünyadan gelip geçti. Bıraktığı eserlerde cabası. Ama malum kesim bu adamcağıza hep taraflı yaklaştı, kindardılar. Ne batmıştı…devamıBu adamı sevmeyenleri anlayamıyorum, öyle bir adam ki kendi mezhebine dahi iğneyi batırmaktan geri kalmıyor. Dürüst ve naif bir insan, şahsiyetti ve bu dünyadan gelip geçti. Bıraktığı eserlerde cabası. Ama malum kesim bu adamcağıza hep taraflı yaklaştı, kindardılar. Ne batmıştı bir taraflarına bilmiyorum ama çok can yaktığı belliydi Şeriati'nin... Belli ki amacına ulaşmış. Bu muazzam eserini de gerekli gördüğüm kısma kadar okudum. Tanrı ondan razı olsun, aydın insan!(zaten son zamanlarda yaşadıklarımdan katlanabildiğim bir iki müslüman düşünür var itibar ettiğim bu da onalardan biri) Şimdi önemli gördüğüm yerlerden birkaç alıntı ve özet mahiyetinde buraya atıyorum:
Eğer fırsat bulursam diyeceğim ki dua, insanın zaaflarını telafi eden bir şey olmadığı gibi, aksine insanın iktidarını güçlendiren, bireysel ve toplumsal hayatını kurmadaki olumlu çabasını ve yapıcı faaliyetini sürdürmesini sağlayan şeydir. Yani İslam'da dua, çalışmanın ve sorumluluğun yanında değil, aksine sorumluluğun yerine getirilmesinden sonra, sıkıntı çekme, çabalama, vihat etme ve sabır göstermenin devamında yer alır. İslam tarihinde bize temel dua metinlerini bırakanlar bizzat böylesi açık seçik bir örenkliğin ve temel prensibin numuneleridir. Onlar, düşmanla savaşırken, saadete ulaşmaya çalışırken, muktedir olmak, bağımsız olmak, özgür olmak için uğraş verirken, bütün trhlike unsurlarını, bireysel ve toplumsal zaafları yok etmeye çalışırken, ciddi bir toplumsal ve inançsal mücadele verirken daima uyanık olan, daima donanımlı, daima sılahlı ve sorumlu olan kimselerdi. Aynı kişiler bir yandan dua ederken aynı zamanda bizzat bedenleriyle en korkunç savaş sahnelerine dalıyorlardı. Bunlar hiçbir zaman bir köşeye çekilen, ruhbanlık eden, dağlara kaçan, toplumdan uzaklaşan, halkın yazgısına yabancı kalan, sosyal dorumluluktan kaçan, bir köşe başına, manastıra, zaviyeye veya dağlara sığınan ve bütün işleri dua etmekten ibaret olan kimseler değillerdi. İşte bir Ali vardı ki dua ediyordu! Ama nasıl dua ediyordu? Peygamber dua ediyordu. Ama nasıl dua ediyordu? Savaşın bütün hazırlıklarını, genel bilinci, bütün güçlerin seferberliğini, safların düzenini, savaşın en küçük taktik ve stratejik inceliklerini hazır hale getiriyor; savaşın mantıki, maddi ve manevi gücünü arkasına alarak düşmanın karşısına çıkıyor; savaşın bğtün temel kurallarına ve yöntemlerine riayet ediyor; bütün bu mantıki, bilimsel, toplumsal, siyasal, askeri ve ekonomik hazırlıkları tamamladıktan sonra dua ediyordu.
Dua, sadece ihtiyaçlarımızı elde etmek için bir araç değil, aynı zamanda bir aşk tecellisidir. Genelde mantıkla, analitik incelemeyle, bilimsel ve felsefi bilgi ve düşünceyle elde edilemeyen şeyler, aşkla, ruhun sevgiliye bağlanmasıyla, içten bir ihlasla ve ondan başka her şeyin terk edilmesiyle elde edilir. İşte bu yüzden Tanrı, varlık ve hayat mucizesini yaratmış olan, varlığın ve hayatın onyüce sırı, (bu tabir çok güzeldir; bu kavram bize çok tanıdıktır; hikmet ve irfan metinlerimizde bu var. Ancak bu tabir, son derece arifane, çok ince ve derin bir tabirdir. Sadece laboratuvarla, fizyolojiyle, organların işlevleriyle uğraşan birinin dilinden dökülmesi çok dikkat çekicidir. Bu derin irfani duyguya laboratuvar vasıtasıyla ulaşmak son derece ilginçtir.) evet Tanrı, hayat ve varlık mucizesini var eden bu yüce sır, anlamaktan başka bir şey anlamayan kişinin gözünden kendisini ne kadar gizliyorsa, svemekten başka bir şy bilmyn kişinin gözüne de o kadar aşikâr olmaktadır.
Bilgiye ulaşmanın tek yolunu mantıki ve akli düşünme olarak kabul edenlerin, hayatın sırrını, varlığın anlamını ve evrenin ruhunu aynı şekilde çözümlemek, eşyanın doğasını, fizik ve kimya kanunları gibi yalnızca mantıki bir çözümlemeyle sınırlamak isteyenlerin Allah'ın varlık sınırlarını anlamaları ve kavramaları çok zordur. Oysa sevmenin, aşkın ve ihlasın anlamını kavrayanlar, Allah'ı kolayca tanır ve bilirler. Nasıl mı? Allah'ın varlığını hissedebilmek ve her yerin onunla dopdolu olduğunu duyumsamak bir gülün kokusunu koklamak kadar kolaydır.
İşte günümüzün müreffeh burjuvasının hayatı böyledir. Peki neden bu felsefelerin tamamı sonunda dünyanın hiçliği ve absürtlüğü düşüncesine ulaşmaktadır? Bu işin esası şudur: bu büyük müteffekkirlerin, 18. Ve 19.yy kapitalizminin, maddi ve ticari düşüncesinin propagandasını yaptığı şekliyle, insanın olabildiğince daha çok tüketme ve daha çok refaha ulaşma duygu, istek ve eğilim ihtiyacını sınırlı saymadıklarından dolayı madde ötesi ihtiyaçları da vardır. İkbal'in tabiriyle dünya hakkında yeni bir ruhani yoruma ihtiyaçları vardır; yeni bir bağlantıya, duygusal bir bağlılığa, büyük bir umuda, insanlığın ve evrenin yeni bir anlamına ihitaçları vardır,ama bunları bulamamaktadırlar. Yeryüzüne ait olan, Avrupa'nın müreffeh hayatının üretim ve tüketimiyle ilgili olan her şeyden bizar(usanç) olup eksiklik hissetmekte, ancak "varoluşa" da ulaşamadıklarından otomatik olarak boşunalığa, "var olandan" şikayete, belirsiz olandan kuşkuya ve bilgisizliğe ulaşırlar. İşte bu, boşunalığa ulaşmaktır, boş olmaktır; günümüz Avrupa düşüncesi, felsefesi ve sanatının ulaştığı boşluktur. Yalnızlık temeli üzerine kurulmuş olan egoizmin anlamı budur işte. İnsanın varlık âlemindeki yalnızlığı, otomatik olarak bu noktaya çıkar. Gündelik hayat, maaş, rütbe, gelir, giyecek ve yiyecekle doyuma ulaşan insan da mutludur. Ne mutlu ona! Sanki bir cennette yaşamaktadır; bir bitki dinginliğinde hayvani bir cennette. Lao Tsu'nun deyişiyle: "Bir ağacın huzuruna benzeyen bir huzur içinde; bir bitkinin doygunluğuna benzer bir doygunluk halinde."
*Allahım! Beni huzurun ve mutluluğun bayağılığına sürükleme; ruhuma büyük ızdıraplar, yüce tasalar ve muhteşem hayretler bağışla. Lezzetleri hakir kullarına ver; sevgili dertleri ise benim canımın üstüne yığ.
*allahım! Beni insanın dört büyük zindanı olan tabiat, tarih, toplum ve ben'likten kurtar; öyle ki ey benim yaratıcım, sen beni nasıl yaratmışsan, ben de aynı şekilde kendi kendimin var edicisi olayım; bir hayvan gibi kendimi çevreye değil, çevreyi kendime uyarlayabileyim.
*Allahım! Beni alçak ruhların dostluklarının ve düşmanlıklarının musibetinden, Ali gibi muhteşem ruhların, Gılgamış'tan Sartre' a, lopi'den aynulkuzat'a, mihrave'den razas'a dek tüm zamanların güzel gönüllerinin sığınağında tertemiz eyle.
*Allahım! Sana, benim düşmanlarımı ahmakların arasından seç diyen Ali oğlu Hüseyin'in büyük oğlu gibi şükrediyorum. Birkaç ahmak düşman, Allah' ın seçkin kullarına ihsan ettiği bir nimettir çünkü.
*Allahım! Rousseau'ya ilham ettiğin şu kutsal sözü hiçbir zaman benim hatırımdan çıkarma: "Ben senin ve inancının düşmanıyım, ama senin ve inançlarının özgür olması için canımı feda etmeye hazırım!"
*Allahım! Toplumuma tasavvuf ve maneviyatçılık hastalığından yana şifa ver de hayata ve gerçeğe geri dönsün. Beni de hayatın bayağılığından ve maneviyatçılık hastalığından kurtar ki irfani özgürlüğe ve manevi olgunluğa erişeyim.
*Allahım! Dostoyevski'nin diline ilka ettiğin şu ayeti aydınların gönlüne de nazil et: "Tanrı yoksa her şey mubahtır." Dünya anlamdan yoksun, hayat amaçtan yoksun ve insan hiçlikten ibarettir. Anlamdan yoksun insan, sorumluluktan da yoksundur.
Öncelikle ölümünden dolayı bu bilge insan Aytunç Altındal'ı anıyorum. Umarım istirahat ettiği yerde rahattır. Önemli bir hatırlatma ve ikâz: Okuyacaklarınız sizi derinden sarsabilir hazırlıklı olun. Bu arada 30 küsür yıllık çalışmanın ürünüdür bir kalemle çöpe atamazsınız. Ki kanıtlar ortada. İznik…devamıÖncelikle ölümünden dolayı bu bilge insan Aytunç Altındal'ı anıyorum. Umarım istirahat ettiği yerde rahattır. Önemli bir hatırlatma ve ikâz: Okuyacaklarınız sizi derinden sarsabilir hazırlıklı olun. Bu arada 30 küsür yıllık çalışmanın ürünüdür bir kalemle çöpe atamazsınız. Ki kanıtlar ortada. İznik konsiline(325) kadar Hristiyanların cumartesi günü yani Yahudi geleneğine göre ibadet etmeleri de cidden ilginçti. İsa yaşadıysa dahi o da cumartesi günleri edermiş. Aytunç Altındal'ın okuduğum ilk kitabıydı daha nicelerine... (Zeitgeist'i şimdi daha iyi anloyorum. Paganizmle neyi kastettiklerini falan...)
İlginçtir ki, 1. yüzyıldaki ilk otuz yılda yaşadığı varsayılan İsa, Yahudi'ydi ve burası çok önemlidir ki, eğer
onun yaşadığı dönemde birisi çıkıp da kendisine "İncil=Bible" çok iyi bir kitap deseydi, inanın, İsa o kişinin
yüzüne şaşkınlıka bakar ve acaba neden söz ediyor diye merak ederdi. Tarihçi Hendrik Willem van Loon'un gösterdiği gibi, İsa'nın yaşadığı dönemde hiçbir Yahudi "İncil=Bible" diye bir sözcük duymamıştı. Bu sözcük
1. İznik Konsili'nden soma o dönemde (4. yüzyıl) İstanbul'daki Kilise'nin Patriği olan John Chrysostom tarafından icat edilmişti ve Konsil'de sayısı 4'e indirilen
Gospeller ile Apokirif sayılmayarak Kutsal hale getirilmiş olan diğer metinleri simgeliyordu. Van Loon'un da belirt-
tiği gibi günümüze kadar gelen İncil=Bible, İsa'nın ölümünden yaklaşık 700 yıl kadar soma (8. yüzyıl) tamamlanmış ve en az 60 kadar yerel ve genel toplantılar, konsiller yapıldıktan soma Doğu ve Batı Kiliseleri tarafından kabul edilen metinler haline gelmiştir. Aslı İbranice ve Aramice olan Eski ve Yeni Ahit daha soma Grekçe ve Latinceye, sonra da çeşitli ulusal dillere çevrilmiştir.
İşte İsa, Mesih ve Tanrı'nın Oğlu olduğunu eğer yeniden yeryüzüne dönerse ne adını ne de varlığını bildiği "İncil=Bible" adlı bu kitabı okuyunca öğrenecektir.
Okuduğunda ben böyle sözler etmedim, beni kullanmışlar, beni alet ederek kendilerine egemenlik alanı açmışlar diyeceği kesindir. Pekiyi de İncil'den haberi bile olmayan İsa, hangi kitaba göre konuşmuştu? Bu kitap Torah=Tev-
rat'tı. Musa'nın kitabı ve onun 10 Emir adıyla hazırladığı yol gösterici mahiyetteki ilk Şeriat kurallarıydı. İnanca
göre 3000 yıllık bir gelenektir bu. Kendi döneminde İsa, bir de daha sonraki yüzyıllarda Talmud diye tanınacak
olan yazılı değil sözlü geleneğin parçası olan anlatımları biliyordu. Bunlar ağızdan ağıza aktarılarak getirilmiş olan
yaptırımlar ve uygulamalardı. Hem Tevrat hem de Torah Avrupa'da özellikle de ortaçağ boyunca daima lanetlenmiş ve yakılmıştı. Tıpkı Teocide=Tanrı Katili diye tanımlanan Yahudiler gibi! Kilise'nin dilinde Yahudi, Tanrı
İsa'yı öldürmüş olan katildi (Teocide). İlginçtir ki, Yahudiler için Musa, Peygamber değil Devlet adamıdır; Yahu-
diler Peygamberlik mertebesini ondan esirgemişlerdir.
Daha ilginci Musa'nın İsrailoğullanna tebliğ ettiği Tanrı Jahve, Sigmund Freud'a göre, gerçekte Afrika'daki bir
"Volkan-Tanrısıydı Bu Tanrı'ya Mısırlılar değil, yabancılar bağlılık duyuyorlardı. Musa da Mısır'daki yabancılardandı.
.. Günümüzdeki Hıristiyanlık İsa'dan çok, Paul'un Hıristiyanlığı'dır.
Araştırmacı Michael Baigent'in İsrailli bir yetkiliye dayandırarak verdiği bir ifadesine göre BU İKİ MEKTUP
DA BİZZAT İSA TARAFINDAN YAZILMIŞTIR. Mektuplarda İsa, kendisini idama gönderenlere YAŞADIĞINI
VE ÖLMEDİĞİNİ VE MEÇHUL BİR YERDE GÜVENDE BULUNDUĞUNU duyurmaktadır.
Buyurun bundan soması için kararı siz verin!
Bizans'a göre fîlioque'umın kabul edilmeyişindeki en önemli husus bu eklemenin Bizans'taki patriğe danışmadan doğrudan Roma'daki Papa tarafından kutsal metne ekletilmiş olmasıydı. Papa bu eklemeyi yaptırırken patriği kasten atlamış ve Hıristiyanlık dininde en üst otoritenin kendisi olduğunu göstermek istemişti. Papa'ya göre Hıristiyanlık, Katolik dininin evrenselliğini savunan ve onu temsil eden kendisinden sorulmalıydı. Bizans'a göre ise
İmparator Konstantin, durup dururke imparatorluğun başkentini Roma'dan alıp Konstantinopol'e getirmemişti. Bizans'a göre İstanbul, tüm Hıristiyanlığın merkeziydi.
Nitekim bu nedenle KonstantinopoVim. yerlisi olanlara imparator, Populus Romanus adını vermişti. Türkçeye İstanbullu diye çevirebileceğimiz bu deyime göre, Konstantinopol halkı gerçek Roma'nın 'halkı' durumundaydılar. Bizans'a göre sadece Roma Piskoposu olan Papa, kendi başına Hıristiyanlığa yeni doktrinler sokmaktaydı. Oysa böyle bir değişikliği yapmak yetkisi tüm kiliselerin ortak katılımlarıyla yapılacak olan bir Ekümenik konseyde alınabilirdi. İşte o günlerden bugüne kadar Katolik Papalar ile Ortodoks Patrikler arasında biri ilahiyat diğeri otorite açısından doğmuş ve filioque diye anılan bu
uzlaşmaz çelişki vardır.
İsa Semineri üyelerinin vardıklan sonuçlan şöyle özetleyebiliriz:
1) İsa Semineri üyelerine göre İncil'de yani Yeni Ahit diye bildiğimiz kitapta İsa'ya atfen anlatılmış olan yaklaşık 1500 sözden en iyimser bakış açısıyla sadece
yüzde 20'si İsa tarafından söylenmiştir. Gerisi, ilk Hıristiyanlar tarafından uydurulmuşlardır.
2) İsa, Mesih olduğunu öne sürmemiştir. Mesih kelimesi, Christ kelimesinin Türkçesidir. 'Christ' aynı za-
manda Hıristiyan kelimesinin de köküdür. Dolayısıyla Seminer üyelerine göre İsa, Mesih (Christ) olduğunu söylememiş olmasına rağmen, Kilise Babaları tarafından Mesih ilan edilmiştir. Christ kavramı İsa'nın yaşadığı dönemde bir 'makamın' adıydı o kadar.
3) İsa, kilise kurmamış ve her insanın Tanrı imanının göğüs kafesinde olduğunu söylemiştir. Kilise kurmayı düşünmemiş ve söylememiş olan İsa, bugün kiliseye bağlı kılınmıştır.
... Hıristiyan yazarlar, Porphyry gibi
güçlü bir Pagan filozofa karşı, kendi dinlerini savunmakta zorlanıyorlardı.
Öte yandan Porphyry, gerçek bir "İnanç"
isteniyorsa bunun kurucusunun ünlü "Şifacı Tyanalı Apollonius olması gerektiğini, İsa'yı hiç tanımadıklannı
ve Gospellerin de yalan-yanlış, cahilce metinler olduklarını vurguluyorlardı. Porphyry, İsa'ya atfedilen tüm mucizelerin, gerçekte Apollonius tarafından ortaya getirilmiş olduğunu ısrarla belirtiyordu.(!)
Arap-İslam aleminde Balinius'tan söz eden yazarların hemen tümünde efsaneyle gerçek iç içe geçmiş durumdadır. Tıpkı İsa Mesih için olduğu gibi Apollonius için de bir "Gerçek Apollonius" bir de, sonradan eklemlenen ve uydurulan masallardan oluşturulmuş bir "Efsane Balinius" vardır. Halkın arasında sevilen, saygı duyulan apollonius, gerçek felsefeci, alşimist ve okültist Apollonius'tan çok, işte bu "Mucizelerin" Peygamberi Balinius'tur.
İsa'nın ölümünden sonra kendisi hakkında yazılanlar ile daha sonra özellikle de 325 yılında Konstantin'in "Devlet" siyaseti yaratmak amacıyla topladığı İznik
Konsili'nde yine bu kanlı ve gaddar imparatorun isteğiyle düzenlenen nihai belgede (Creed=Amentü) yer alan sözler
Hıristiyanlar için sorgulanmadan kabullenilen kaziyeler olmuştur. Konstantin ile başlayan "Yeni" dönemde "Zorla" Hıristiyanlaştırılan Paganlann sayısı milyonları bulmuştur. Rodney Stark'ın yaptığı hesaplara göre, ilk yüzyılda toplam nüfusun içinde en fazla 1000 kişi İsa'nın adını duymuştu ve bu sayı Roma İmparatorluğu nüfusunun 0.0017'sine tekabül ediyordu. Oysa 325 yılından sonra katlanarak artan Hıristiyan sayısı 350 yılında 34 milyona (toplam nüfusun % 56.3'üne) yükselmişti.
Apollonius, kuşkusuz 1. yüzyılda Greko-Romen dünyadaki en ünlü olan filozof, şifacı ve büyü ustasıydı. Sö-
zün burasında, "Büyü ve Sihir denildiğinde, günümüzde "Bilimi" Tanrılaştırmış, mutlaklaştırmış olan akademik
çevrelerin "Hokus Pokus" sözleriyle özetlenebilecek olan "Eksik ve Çarpıtılmış" Büyü ve Sihir tanımlarını değil, başta ünlü Matematikçi Isaac Newton olmak üzere sayısız
bilim adamının ömürleri boyunca uğraştıkları Hermetik, Büyü ve Sihir'i kastettiğimizi belirtmek gerekiyor. Sokak
ve sahne illüzyonistlerinden değil, her şeyi "Yoktan" var ettiğine inanılan Tanrı'nın "Gizil' gücünü simgeleyen Hermetik Büyü ve Sihir'in sırlarına ulaşarak bunu kendi
çapında uygulayan ve böylelikle de insanlara "Yeniyi tanıtan "Büyü Ustalarından" biriydi Apollonius.
..Papazlar neyin adına yapsalar da sonuç bir Pagan "Pratiğinin" Katolik Kilisesi tarafından gasp edilerek kendisine maledilmiş olduğu gerçeğini değiştiremez.
Tıpkı İsa Mesih gibi Apollonius "DA" konuştuğu za-man Peygamber, ya da W.C. Frend'in deyimiyle bir "Yasayapıcı" (Lawgiver) gibi konuşmuş ve söylediklerinin uygulanmasını, yanlışların düzeltilmesini, hatalardan
dönülmesini sağlamak istemiştir. Bir farkla ki, İsa'nın vaaz ettikleri, muhtemelen 10-15 kişi tarafından hayata geçirilmiş, Apollonius'un sözleri ise tüm Pagan dünyasında yankılanmış ve hayata geçirilmiştir. Bunların hayata geçirilmesinde, krallar ve imparatorlar, Apollonius'un işaret ettiği yanlışların ve hataların düzeltilmesinde onun sözünü
dinleyerek özel emirler ve fermanlar yayınlamışlardır. Örneğin bir Pagan geleneği olan "Kurban" kesilmesinin
yanlış olduğu ilk kez Apollonius tarafından dile getirilmişti. Apollonius, vejetaryendi ve Tanrılara adak olarak
hayvanların kurban edilmesinin Tanrılara "Hakaret" olduğunu vaaz etmişti tüm yaşamı süresince. (Özellikle Mitraizm'de Boğa kurban etmek ve hayvanın kanını yüze göze ve cinsel organa sürmek geleneği vardı. Apollonius buna şiddetle karşı çıkmıştı.)
Sonsözün sonu: Günümüzde İsa Mesih'in "Sevgi" olduğu ve bu nedenle hem ÜSTÜN bir dinin (Hıristiyanlık)
kurucusu hem de ÜSTÜN BİR SEVGİNİN TANRISI olduğu yazılmakta ve İsa bu sözlerle onu tanımayanlara sunulmaktadır. Oysa, "Sevginin tüm Evrendeki TEK ÖLÜMSÜZLÜK' olduğunu 1. yüzyılda defalarca her gittiği yerde anlatıp insanları SEVGİDE birleştirmeye davet
etmiş olan SANAL değil GERÇEK kişi KemerhisarIı=Tyanalı Apollonius'tu.
İnsanları, tıpkı İsa gibi acı çekmeye mahkum etmiş olan Kilise'nin karşısında, kendi çektiği acıları dikkate almayıp, tüm İNSANLIĞI SEVGİDE ve KARDEŞLİKTE BÜTÜNLEŞMEYE DAVET EDEN APOLLONIUS VARDIR...
(yazar kitabın sonunda bugüne yazılmış sanırım topllam 200 kitabı belirtiyor Tyanalı Apollonius hakkında)
30 Doğru YOL’da hizmet eden hakanına Kirletmez dünyayı silahlarla Ki insanın eylemi kendine yansır Savaşın ardından gelir kıtlık yılları Usta olan savaşta sonuç alınca durur Gücüne güvenip kalkmaz hâkim olmağa Sonuç almak övünmeden Sonuç almak nam almadan Sonuç almak gurursuzca…devamı30
Doğru YOL’da hizmet eden hakanına
Kirletmez dünyayı silahlarla
Ki insanın eylemi kendine yansır
Savaşın ardından gelir kıtlık yılları
Usta olan savaşta sonuç alınca durur
Gücüne güvenip kalkmaz hâkim olmağa
Sonuç almak övünmeden
Sonuç almak nam almadan
Sonuç almak gurursuzca
Sonuç almak çaresizce
Sonuç almak güvenmeden gücüne
Bir şey güçlendi mi bir kez kocar
Ters YOL’dur bu çünkü
Ters YOL’a giren erken tükenir
31
Uğursuz araçtır silah
Bin bir tür de tiksinir ondan
Bu yüzden ki doğru YOL’da olanlar
Adını bile duymak istemezler onun
Soylu kişinin günlük yaşamında
Şereflidir sol yanı
Oysa savaş sanatında şerefli yan sağdadır
Uğursuz araçtır silah yakışmaz eline kutlu kişinin
Ancak başka çare yoksa kullanır onu
Huzur ve barıştır en yüce ona
Zafer kazanınca sevinmez
Kim sevinirse buna
Cinayetine sevinir demektir
Cinayetine sevinen kimse
Hedefe erişemez yeryüzünde
Sevinçli günlerde soldadır şerefli yan
Ölü evinde ise şerefli yan sağdadır
Küçük rütbeli asker sol yanda durur
Üstteki komutan onun sağında
Demek ölü evi gibi sıralanırlar
Alay alay cana kıyanlar
Yağmur gibi gözyaşı dökmelidir
Savaşta zafer kazanan taraf
Ölü evi gibi davranmalıdır
33
İnsanları bilen akıllıdır
Kendini bilen bilge
Başkasını yenen güçlüdür
Kendini yenen egemen
Halinden memnun olan zengindir
Nefsini yenen istençli
Yerini korumayı bilen kalıcıdır
Ölüp de yok olmayan ölümsüz
40
Dönüş YOL’un devinimi
Güçsüzlük YOL’un edimi
Göğün altında bin bir tür çıkar varlıktan
Varlık çıkar yokluktan
43
Göğün altında en yumuşak
Yener göğün altında en serti
Hiç olan sızar hiç aralıksıza
Bundan anla gücünü edimsizin
Sözsüz öğreti edimsiz edim
Seyrek nasip olur göğün altında
44
Nam mı can mı hangisi yakın?
Can mı mal mı hangisi büyük?
Kazanç mı kayıp mı hangisi ağır?
Elbet dileği büyük olanın
Büyük olur harcı
Çok toplayanın
Çok olur kaybı
Azla yetinenin yüzü kara çıkmaz
Durmayı bilenin başı derde girmez
Ve uzun olur ömrü
47
Kapından çıkmadan da tanırsın dünyayı
Pencereden bakmadan da
Görürsün göğün YOL’unu
Ne kadar açılırsan o kadar azalır bilgin
Bu yüzden kutlu kişi
Bir yere gitmez
Ve bilir her şeyi
Bir şeye bakmaz
Ve görür apaçık
Bir şeyler yapmaz
Ve yetkinleştirir
56
Bilenler konuşmuyor
Konuşanlar bilmiyor
Çıkışlarını kapa
Deliklerini tıka
Keskinliğini körelt
Karmaşalarını çöz
Parlaklığını sönükleştir
Tozuna karış dünyanın
Budur gizli Bir’e varmak
Buna erişeni
Ne sevgi yaralar ne soğukluk
Ne kazanç yaralar ne kayıp
Ne saygınlık yaralar ne utanç
Ki en saygın olur göğün altında
62
YOL yuvası bin bir türün
İyilerin hazinesi
Kötülerin sığınağı
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır
Ve güzel huyun yoktur bedeli
Peki ya kötüler?
Nasıl gözden çıkarırsın onları?
Hakanlar bunun için değil mi?
Hükümdarlar bunun için değil mi?
İncili asa taşıyıp
Dört atlı arabayla
Dörtnala gelenden
Yeğdir sakin YOL'da kalan
Neden yeğlemiş eskiler YOL’u?
Dememişler mi?
Arayan bulur
Suçlu olan affolur?
Bu yüzden
Ondan tatlı şey yok göğün altında
67
Diyorlar ki gerçi büyükmüş sözlerim
Ama yararsızmış
Oysa onların büyüklüğü yararsızlıklarındandır
Yararlı olsaydı onlar
Çoktan küçülürlerdi bugüne dek
Üç hazinem var benim
Koruyup üstüne titrediğim
Biri sevgi
Biri kanaatkârlık
Biri cesaret etmemek dünyaya baş olmaya
Dünyaya baş olmaya cesaret etmeyen
Baş olur hükümdarlara
Oysa sevgisiz cesaret
Kanaatkâr olmadan cömertlik
Geride kalmadan baş olma tutkusu
Ölüm demektir
Savaşta sevgi zafere götürür
Savunmada sevgi yenilmez yapar
Gök kurtaracaksa birini
Korur onu sevgiyle
68
İyi yönetmeyi bilen savaşkan olmaz
İyi savaşmayı bilen öfkeli olmaz
Düşmanını yenmeyi bilen savaşmaz onunla
İnsanı yararlı kılmayı bilen altta kalır
Tutkusuz ERDEM’dir bu
İnsanı yararlı kılan güçtür bu
Gök ile eşleşmektir bu ki eskilerin en yücesi
71
(A)
Bilmediğini bilmek büyüklüktür
Bildiğini bilmemek eksiklik
Ancak eksiğini eksilten
Kurtulur eksiğinden
Kutlu kişinin eksiksizliği
Eksiğini eksiltmesindendir
Ondan eksiksizdir o
77
Çin yayına benzer göğün YOL’u
Üsttekini aşağı bastırır alttakini yukarı kaldırır
Fazla olandan alır eksik olana ekler
Göğün yoludur bu
Fazlayı azaltmak eksiği tamamlamak
İnsanın YOL’u farklı
O eksik olandan alır fazla olana ekler
Ya kimin harcı
Fazlasını geri vermek dünyaya?
Ancak YOL’da olanın
Demek ki kutlu kişi
Yaratır benim demez
Yarar verir orada kalmaz
İstemez görünmeyi bilgeliğiyle
Arkadaşlar aranızda meditasyon yapan var mı?(ama benim sorduğum daha çok Hinduizm ve Budizmdeki meditasyon türü veya Jainizm) Bir de daha çok Hindistan ve Çin yani Doğu felsefelerinin konuşulduğu oluşum veya platform var mı bildiğiniz?
Aslında piyasada bu konuyla ve komplo teorisiyle alakalı tonlarca kitap var ama en sağlamı ve düzgünü bu sanırım. Amacım yazarı kötülemek kesinlikle değil muhtemelen yazar sağlam bir araştırmacı. (kkaldı ki Lucid Project vs. farklı bir sürü kitabı var) Ama İlluminati…devamıAslında piyasada bu konuyla ve komplo teorisiyle alakalı tonlarca kitap var ama en sağlamı ve düzgünü bu sanırım. Amacım yazarı kötülemek kesinlikle değil muhtemelen yazar sağlam bir araştırmacı. (kkaldı ki Lucid Project vs. farklı bir sürü kitabı var) Ama İlluminati adlı örgütün niçin gerçekte hala yaşamadığını ancak yaşıyormuş aktifmiş gibi gösterildiğini, kısacası nasıl bir yanılsama içinde olduğumuzu şu cümle çok güzel bir şekilde özetliyor:
Çoktan yok olmuş bir örgüt ama sırf oyalanıp tepkimizi bir yere kanalize edelim diye hayaleti kovalamamız sağlanıyor.
Ve kitabın içeriğine baktım bu adam da aynı yanılgıya düşüyor aslında böyle bir örgüt şu anda yok ama öyle inanmamızı istiyorlar. Yalnız emelleri gerçek. (dünya nüfusunu robotlar vee yapay zekalar geliştikten sonra 2 milyarın altına düşürmek, bu hedefleri 10 milyara ulaştığında yapacakları eylem ama önlerindee çokk büyük bir tehdit var: doğa veya iklim krizi bizi ilaç şirketlerine bağımlı hale getiriyorlar depresyon ilaçları vs psikotik ilaçlar alıyoruz ve onlara tonlarca para kazandırıyor ve farkında olmadan emellerine alet oluyoruz. Nasıl bir cendere içinde olduğumuzu siz düşünün!)
El özet: bilderberg, masonlar vs. bunlar sizin zihninizi meşgul etmek için uydurulmuş hayali oluşumlardır. Ve bu gerçeği (anlattığım gerçeği) bilen dünya nüfusunun sadece %5'i kalanları bir şekilde uyutuluyor. O yüzden durum çok vahim. Gelecek kimin elinde bilinmez ama ancak doğa ana bu kötü emelleri engelleyebilir gibi duruyor. Ama siz yinede masal niyetine veya hobi niyetine okursanız okuyun tabi orası ayrı dava.. AYRICA GERÇEK İLLUMİNATİNİN (9SENE YAŞAYIP DAĞĞILAN) SİMGESİ TEK GÖÖZLÜ PİRAMİT DEĞİL MİNERVA'NIN BAYKUŞUDUR.(bu sınıf savaşından da öte bir olay herkesin aydınlanması lazım)
Ve son olarakta bu kitaptan öte daha kapsamlı ve gerçek bilgiler öğrenmek istiyorsanız; Gerçeği Bul adlı kanalın İlluminati: Komplo Teorisi mi Yoksa Gerçek mi? adlı videosunu öneririm. (zaten bende oradan aydınlandım)
Başlangıçta hangi Apollo görevinde Ay'a gidildiğini unuttuğumdan Neil Armstrong'lu Ay'a inişi canlandıracaklar snamıştım. Ama bakınca anladım ki o misyon çoktan gerçekleşmiş. Ama spoiler vermemek adına bu film hakkında bir şey söylemiyorum. Tarihi ve gerçek bir olay olduğundan bilen biliyordur zaten…devamıBaşlangıçta hangi Apollo görevinde Ay'a gidildiğini unuttuğumdan Neil Armstrong'lu Ay'a inişi canlandıracaklar snamıştım. Ama bakınca anladım ki o misyon çoktan gerçekleşmiş. Ama spoiler vermemek adına bu film hakkında bir şey söylemiyorum. Tarihi ve gerçek bir olay olduğundan bilen biliyordur zaten ama ben bilmeden izledim ve çok keyifli geçti. Ara vererek izledim güzel bir filmdi. En iyi uzay filmi olabilir bu arada kesinlikle.(Bence Agartalılar veya Osirisliler bu kazadan sağ kurtulmaları için insanlığa yardım etti)
Aşk Seni düşünmek geceler boyu, Ve yanmak sana, Anlatmak sağa sola, Dayanamayıp yazmak sayfalara, Gözlerinin kahvesini anlatmak, Ve bakarsam yüzüne, Saçının her bir telini saymak, Akan zamana inat, Hep içimde saklamak seni, Ve arındırmak seninle kendimi, Güne güzel başlamak, Yüzün…devamıAşk
Seni düşünmek geceler boyu,
Ve yanmak sana,
Anlatmak sağa sola,
Dayanamayıp yazmak sayfalara,
Gözlerinin kahvesini anlatmak,
Ve bakarsam yüzüne,
Saçının her bir telini saymak,
Akan zamana inat,
Hep içimde saklamak seni,
Ve arındırmak seninle kendimi,
Güne güzel başlamak,
Yüzün hafızama gelince,
Kim olduğumu unutmak,
Gönlümdeki tazeliğine aldanmak,
Ve adını aşk koymak,
Aşkla devam etmek yoluma.
Haziran Yağmurları
Hani bazınsanlar vardır,
Yaptıkları her şey biraz eksik kalır,
İşte sen onlardansın,
Darmaduman edersin insanı,
Hep bir yanını eksik bırakırsın,
Tam anlamıyla seni düşünmek de,
Tamamen yok etmek de mümkün değildir,
Haziran yağmurları gibisin,
Ne yağdığın belli ne yağmadığın,
Önce hafif hafif serinletirsin insanın içini,
Sonra tek bir damla düşmemişçesine,
Yakar kavurursun.
Hal böyle olunca,
Sen bende eksik, sen bende ukde,
Sen bende düşlenen ama asla,
Beklenmeyensin artık...
Dabbe Hasan Karacadağ'ın ilk filmidir. Pardon ikinci filmiymiş. Ama (şu meşhur 3 harfliler) inanırsınız ama inanmazsınız orası beni bağlamaz ama bir gerçek var ki adamın bu filmi yapmak için kültürümüzün üzerinden güzel bir çığır açtığı ve mükemmel bir gerilim yarattığı.…devamıDabbe Hasan Karacadağ'ın ilk filmidir. Pardon ikinci filmiymiş. Ama (şu meşhur 3 harfliler) inanırsınız ama inanmazsınız orası beni bağlamaz ama bir gerçek var ki adamın bu filmi yapmak için kültürümüzün üzerinden güzel bir çığır açtığı ve mükemmel bir gerilim yarattığı. (tabii yaptığı güzel pazarlamayı da sayalım nedense başarılı işler yapanlar hep Fetöcü çıkıyor 😂) Zaten bilen biliyordur bu film Kairos adlı Japon filminden esinlenilerek yapılmış bir filmdir. (Hasan Karacadğ'ın da Japon edebiyatı mezunu olduğunu düşğnecek olursak pardon Japonya'da sinema yönetmenliğini) İşte bende bu filmi zaten uzun zaman önce devamında da bi kaç sene önce izlemiştim sanırım. Ama esas yapım olan Kairos' u izlememiştim yaz okuluna gidecek olursam orada bir gece tek başıma o filmi izlemeyi düşünüyorum. Bakalım o kadar başarılı bir yapım mıymış değil miymiş? Aslında gönderiyi o filmi izleyeceğim için oraya da atabilirdim ama hem bu film ve yönetmeni hakkında bilgi verdiğim için hem de izlemesini ve yoruöunu sonraya ertelediğim için buraya yaptım. Öbür yorumum için beklemede kalın! Esenlikler efenm